

Bahsettiğim kadın tiplemesinin istisnaları varsa da sayıları kaideleri sarsacak kadar çok değil.
Bu tip kadınların iş hayatına ayak basanları, çalışan olarak kalırarsa mesele yok ancak yönetici konumuna kadar ilerlemişlerse durum herkes için vahim olabilir.
Onun verdiği görevi zamanında bitirememişseniz mazeretiniz çok sağlam olmalıdır çünkü onu işlerin bazen vaktinde bitirilemeyeceğine ikna etmeniz erkek amirler kadar kolay olmayacaktır, inanın.
İşe geç kalmalarınızda ve erken çıkmalarınızda onun toleransını fazla zorlamamanız gerekir.
Kahvaltı masasını toplamış, çocuklarını ve eşini güne uğurlamış, bunca koşturmadan sonra sizden önce orada olamayı başarmış bir insanı, otobüsü kaçırdım mazeretiyle susturmanız imkânsızdır.
Kuracağınız "konuya kendimi veremedim, raporum isteğim kadar güzel olmadı" gibi bir cümle istifa dilekçeniz olabilir.
Zira o, her ne kadar idareciyse de genlerinden gelen zafiyetle pirinç pilavının kıvamını tuturamadığında kaldırıp döken mükemmeliyetçilerdendir.
Erkeksiniz, kız kardeşiniz yoktu.
Annenize yardım ederek büyütüldünüz, eliniz ev işlerine pek yatkın.
Mutfakta harikalar yaratır, kendi düğmenizi dikebilir, ütünüzü yapabilir, küslük gibi kriz anlarında elin kızına muhtaç olmadan gül gibi yaşar gidersiniz diyelim.
Yok, ben demeyeyim, siz öyle zannedin.
Hatta ne kadar marifetli olduğunuzu misafir geldiğinde göstermeye niyetlenin.
Mesela, kalkın hoş geldin kahvesini siz yapın. Taşırmadan pişirip fincanlara köpüğü adilce dağıtın.
Hayal gücünün sınırı yok ya, fincandan tabağa damla düşürmeden de servis edin.
Eşinizin yüzündeki ifadeyi görmezden gelin, tamam…
Ya diğerleri?
Üzerinize çivilenen bakışlarda takdir hayal edebiliyor musunuz?
Fıkrayı duymuşsunuzdur, seneler sonra karşılaşan iki bayan konuşmaktadırlar:
-Çocuklar nasıl? Diye sorar biri.
-İyiler, der öteki. Evlendi, barklandılar. Kızım çok mutlu, şükür. Helal süt emmiş bir damadım var. Kahvaltısını her gün yatağına getirir bizimkinin. Oğlumun bahtı kara. Bir tembele düştü ki çocuk, sorma!
Evlilik gibi hayatın kesin yargılarla tanımlanan sahnelerinde rol çalmaya kalkışanların akıbeti, repliğini unutup kekeleyenlerden çok da farklı değil galiba.
İş yerinizde erkek olmanın avantajlarını kullanarak kadın amirleri makamından alaşağı etmeniz zor değil.
O alan şimdilik kadınlar için deplasman.
İş sahasında erkek-kadın avantaj eşitliği için on, bilemediniz on beş yıl var.
Ama evlilik denen ortaklıklarda bir yastıkta yaşlanacak kadar azimli iseniz ev dâhilinde mevcut dengeleri korumak ve gözetmek zorundasınız.
Düzeni ayakta tutan kirişleri lüzumsuz yere sallamanın gereği yok.
El becerinize, yeteneklerinize güvenip, öyle zırt pırt kadına kafa tutmayacak, show yapmayacaksınız.
Ev sınırlarında erkekliğinizi bileceksiniz.
Tartışma çıktı, yemek masaya gelmedi mi?
O gece aç yatacaksınız.
Hafta sonu olağanüstü işler çıktı, ütü yetişmedi mi?
Ütüsüz giyeceksiniz.
Ütüsüz giymem diyenlerdenseniz, hele bir de ütü yapabilecek kadar yetenekliyseniz, bundan böyle o iş rutin görevleriniz arasında sayılınca mızmızlanmayacaksınız.
Bizim kültürümüzde bu düzene ya seve seve uyar ya da tezahüratlar eşliğinde çoğunlukça sevilerek uyundurulursunuz.
Ne zamana kadar?
Ta ki bu düzeni korumaktan kadınlar kendileri vazgeçene kadar.
Bir başka deyişle biz, içimizdeki rol dağılımlarını yeniden gözden geçirmeyi akıl edene kadar.
O zamana kadar ne olacak derseniz..
Erkekler dışarıda, kadınlar evlerinde sultanlıklarına devam edecekler gibi geliyor bana.
Sonra?
Sonrası biraz meşakatli işte.
Aileyi koruma yasalarından tutun, kadını koruma tedbirlerine kadar, çoğu düzenlemeyi baştan yazmak ve okumak, çoğunu da silip çöpe atmak gerekecek.
Rolün iyisi-kötüsü olmazdı, değil mi?
Aslolan oyunculuktu...
Hangi oyunun kuralları kaybedenlerce konmuştur ki.