17 Haziran 2019 Pazartesi
Asıl hedef fazilet

Ömer Yavuz

Asıl hedef fazilet

Kur'ân'ın buyruk ve yasaklarının bir hukuk, bir de fazilet yönü vardır. Yüce kitabımız, bir yandan bize huzur içinde bir hayat yaşatacak olan kurallar koyar ve bu kurallarla bizim ilişkilerimizi düzenlerken, bir yandan da, bu kuralların daha ötesinde hedefler gösterir ve bizi o hedeflere teşvik eder.

Hukuk açısından bakıldığında, Kur'ân'ın, en basit ve önemsiz görünen bir hakkı bile ihmal etmeksizin adaleti emrettiği ve toplum içindeki bütün ilişkileri son derece duyarlı bir adalet ilkesine dayandırdığı görülmektedir. Kur'ân ayetlerinde bunun örnekleri pek çoktur. Bir numune olarak, şu ayetin, bir mehir meselesini nasıl ayrıntılandırdığına ve Allah düşmanı müşriklerin bile en cüz'î haklarını gözeterek hukuku nasıl tespit ettiğine bakın:

"Ey iman edenler! Mü'min kadınlar hicret ederek size geldiklerinde, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Siz de onların inanmış kimseler olduklarını anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Ne onlar o kâfirlere helâldir, ne de o kâfirler onlara. Yalnız, müşrik kocalarının onlara vermiş oldukları mehirleri kendilerine iade edin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde mü'min kadınları nikâhlamanızda hiçbir sakınca yoktur. Kâfir kadınları ise nikâhınızda tutmayın; onlara verdiğiniz mehri geri isteyin. Kâfirler de mü'min kadınlara verdikleri mehri geri istesinler. İşte Allah'ın hükmü budur; aranızda O hükmeder. Çünkü Allah herşeyi bilir, herşeyi hikmetle yapar."

Böylesine inceden inceye düzenlenen ilişkiler, bir toplumda her hak sahibinin hak ettiği şeye tam bir güvenlik içinde kavuşması ve tecavüzlerin önlenmesi açısından son derece önemlidir. Ancak hakların güvence altına alınması ve adaletin sağlanması, Kur'ân'ın amaçladığı bir toplum hayatının sonucu değil, sadece başlangıcıdır. Çünkü Kur'ân, insanın yaratılışına konmuş olan istidat çekirdeklerinin yeşermesini ve gelişerek meyveler vermesini istemektedir. Hukuk kuralları bu hedefin önündeki engelleri bertaraf eder. Bu hedefe ulaşmak ise, sadece hukuka riayet etmekle değil, bunun ötesinde bir şeyler yapmakla mümkün olur ki, 'fazilet' kavramı işte burada ortaya çıkmaktadır. Bir bölümünü yukarıya aldığımız âyet de boşanma ile ilgili kurallardan bir kısmını belirleyen bir âyettir ve, bunu yaparken, önce karşılıklı hakları tespit etmekte, sonra da insanlara bu kuralların ötesinde, fazilet hedefini göstermektedir. Önce ayetin tamamına göz atalım:

"Eğer kadınları kendilerine temas etmeden boşar ve onlar için bir mehir belirlemiş bulunursanız, belirlediğiniz miktarın yarısını vermek gerekir. Ancak kadın kendi hakkından vazgeçer yahut nikâhı elinde bulunduran erkek mehrin tamamını bağışlarsa, o başkadır. Sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızda fazileti ihmal etmeyin. Şüphesiz ki Allah sizin yaptıklarınızı görmektedir."

Şimdi de, âyetin bize verdiği hukuk ve fazilet derslerinin aşamalarını ele alalım:

  1. Önce, her iki tarafın hukuk ve yükümlülükleri net bir şekilde ortaya konmuştur ki, bu, 'kararlaştırılmış mehrin yarısını vermek' şeklindedir.
  2. Daha sonra, her iki tarafa da, kendilerine verilmiş olan haklarda tasarruf yetkisi tanınmış ve bu haklardan fedakârlıkta bulunabilecekleri bildirilmiştir. Buna göre, kadın, isterse hakkı olan mehri almayıp karşı tarafa bağışlayabilir. Veya erkek, mehrin sadece yarısını vermekle yükümlü olduğu halde, gönül alma yolunu seçerek mehrin tamamını verebilir.
  3. Kullar 'mehri tamamen ödemek, hiç almamak veya tümünü bağışlamak' şıkları arasında serbest bırakılmışlardır. Artık bu üç şıktan hangisi karşılıklı rıza ile yerine getirilecek olsa hak yerini bulmuş, sorumluluk ortadan kalkmış olur. Peki, Allah'ın rızasına en yakın davranış hangisidir? Mehrin yarısını vermek mi? Hiç almayıp tamamını bağışlamak mı? Yoksa tamamını vermek mi? Kur'ân bu soruyu da cevaplandırıyor ve Yüce Yaratanın yakınlık ve rızasını arayanları üçüncü şıkka yönlendiriyor.
  4. Böylece, fedakârlığın kuvvetli tarafa yakıştığını belirtmek suretiyle, Kur'ân medeniyetinin en önemli esası tespit edilmiş bulunuyor: Aranızda fazileti ihmal etmeyin. Bu, hakkı kuvvette arayan maddeci anlayışa karşılık, kuvvetini haktan alan bir muhteşem medeniyet anlayışıdır ki, bu âyetten sonra, Bakara Sûresinin sonuna kadar devam eden âyetler, özellikle faiz ve zekât ile ilgili emir, yasak, teşvik ve sakındırmalar hep bu anlayışı perçinlemekte ve Müslümanları tepeden tırnağa birer fazilet âbidesi haline getirecek bir terbiyeyi işlemektedir.
  5. Âyetin en son cümlesi ise, her şeyi açıklayan ve insanın içindeki bütün hayır reflekslerini seferber eden bir cümledir: 'Şüphesiz ki Allah sizin yaptıklarınızı görmektedir.'

Hiçbir hakkın zayi olmayacağı, hiçbir iyiliğin de karşılıksız kalmayacağı büyük hesap gününe iman eden bir kimse için bundan başka bir öğüte ihtiyaç var mı?

17.05.2019 (Ömer Yavuz)

DİĞER YAZILAR

SÜPER LİG’DEYİZ

Süper Lig AŞKINA!

Gazişehir Geliyor

Umudumuz Karabükspor

Kur'an nasıl okunmalı?

Play-Off Aşkına

Bu âyet kimi anlatıyor?

Play-Off Hesapları

Allah’a "Şükür"

Gazişehir’e “UYARI”

Kur'ân'ı ibret için okumak

Gazişehir’in Final Haftaları

Zayıf Oyun ve Üç Puan

Gazişehir Rüzgarı

Kazanırsak, her şey yeniden başlar

Ruhumuzu Kaybettik

Gazişehir’e “DESTEK ZAMANI”

Galibiyet Aşkına…

Oynadık ve Kazandık

Çözülmesi Gereken Sorunlar Var

Antepspor tükendi

Gazişehir Zamanı…

Averaj Maçı Olabilir

Yok Olan Bir Takım! Gaziantepspor …

Gazişehir'e destek zamanı

İyi Başlamak Önemli

Yeni Sezon,Yeni Kadro

YENİDEN...

Gaziantepspor'da yeni dönem

Gazişehir Turu Araladı

Evdeki Hesap,Çarşıya Uymadı

Gazişehir'de heyecan ve stres

Hedefe ADIM ADIM

Hayatımız gibi Gaziantepspor!