Mısırdan gelen heyetin ısrarı üzerine Hz. Osman, Mısırlılara kendileri için vali olarak kimi istediklerini sordu. Onlar, Muhammed b. Ebi Bekr'i istediklerini bildirdiler. Osman (ra), Muhammed b. Ebi Bekr'i vali tayin etti. O, Mısır’dan gelenler ve bir grup sahabi ile birlikte Medine'den yola çıktı. Medine'den üç günlük bir uzaklıkta yol alırlarken devesini, sanki takip ediliyormuş gibi hızlı sürmeye çalışan bir adam gördüler. Adamı yakalayıp sorguladıklarında İbn Ebi Serh'e bir mesajı yetiştirmeye çalıştığını anladılar. Ona kim olduğu sorulduğunda, bazen Osman’ın (ra), bazen da Mervan b. Hakem'in kölesi olduğunu söylüyordu. Üzerindeki mektubu açtıklarında, içinde, "Muhammed b. Ebi Bekr ile falanca falanca... Sana ulaştıklarında onları öldür" yazıldığı ve bunun Hz. Osman’ın mührüyle mühürlenmiş olduğunu gördüler. Derhal Medine'ye geri dönüp Hz. Osman’ın evini kuşattılar. Ali (ra) yanına Muhammed b. Mesleme'yi alıp Osman’ın (ra) evine gitti. Hz. Ali (ra) ona, üzerine kendi mührü bulunan bu mektubu kimin kaleme aldığını sordu. Osman (ra) böyle bir mektup yazmadığını ve yazıldığından da haberi olmadığını söyledi. Muhammed de Osman’ı (ra) doğrulamış ve bu işi düzenleyen kimsenin Mervan olduğunu söylemişti. Yazıyı inceledikleri zaman bunun Mervan b. Hakem'e ait olduğunu anladılar. O esnada Osman’ın (ra) evinde bulunmakta olan Mervan'ın kendilerine teslim edilmesini istediler. Hz. Osman (ra) bunu kabul etmedi. Çünkü onu öldüreceklerinden korkuyordu.


Dersler ibretler:


İdarecilerin tayininde, tebânın isteklerini göz önünde bulundurmak önemlidir.


Özellikle mahalli idareciler, halk ile her an iç içe olacak kimselerdir. Tüm idarecilerin halktan olmaları önemlidir. Ama mahalli idareciler, çok daha halktan, halkın içinden ve halkla beraber olmak zorundadır. Dolayısıyla idarecilerin tabâyı memnun edecek, onları üzmeyecek ve her halu karda adaletten ayrılmayacak kimselerden olması önemlidir.


İslam’ı içerden vurmak isteyen bozuk karakterli hainler, her dönem var olmuşlardır.


Şunu unutmayalım ki, en tehlikeli düşman, dost görünen, münafık ve hainlerdir. İnsanlık tarihinde de, İslam tarihinde de bunun çok delilleri vardır. Zaten genel olarak, İslam ümmeti, net ve açık düşman tarafından mağlup edilmemiştir. Düşman, öncelikle içerden ihanetlerle, ümmetin gücünü dağıtmış, sonra ümmete karşı hamle yapabilmiştir. Düşünelim ki, bizzat iki peygamberin eşlerinin, düşmanla iş birliği yapıp peygamber olan eşlerine ihanet ettiklerini, Kur'an haber vermektedir. “Allah, kâfirlere Nûh’un eşi ile Lût’un eşini misal getirir. Her ikisi de iki iyi kulumuzun mahremi idiler. Ama inkâr tarafına giderek eşleri olan peygamberlere hıyanet ettiler, kocaları da Allah’tan gelen cezadan eşlerini asla kurtaramadılar. Onlara (ölürken veya kıyamet günü): 'Haydi, cehenneme girenlerle beraber siz de girin!' denilir.” (Tahrim, 66/10).


Ayette meal olarak yer alan “eşleri olan peygamberlere hıyanet ettiler” ifadesi, Hz. Nuh ve Hz. Lut’un onların kâfir olduklarını bilmiyor olduklarına delalet etmektedir. Çünkü, “hıyanet” kavramı, yapılan kötü işin gizli yapıldığını gösterir. Şimdi peygamberler dahi en yakınları tarafından ihanete uğramışlarsa, geri kalanını varın siz düşünün. İşte şu kısa ömrümüzde, ne kadar ihanetlere şahit olduk. FETÖ, bu konuda sadece bir örnektir. Onun gibi nice hainler var. Ekmeğini yediği, suyunu içtiği, doğup büyüdüğü kendi vatanına ihanet eden hainler….


“Hırsız içerden olunca, kapı kilit tutmaz” ifadesi, ne kadar da yerinde bir tespittir.


Bu madde de bir öncekiyle yakından ilgilidir. İşte Osman’ın (ra) bizzat yanı başındaki yakınları tarafından ihanete uğradığını görüyoruz. Başta Sultan Abdulhamid Han olmak üzere, birçok Osmanlı, Selçuklu vd. nice sultanlar da, çok yakınları tarafından ihanet ve hıyanetlere uğradılar. Bunun neticesinde ümmet; çok canlar, mallar, topraklar ve yıllar kaybetti. Topraklar ne ki, ülkeler kaybedildi. Yani İslam ümmetinin içerdeki ihanetler sebebiyle ödediği bedeller, dışarıdan düşmanlar sebebiyle ödediklerinin çok üstündeydi.

Osmanlıda uygulanan ve halen tartışma konusu olan, “kardeş katli fetvası” malumdur. Bu fetvanın doğruluğu ve yanlışlığı ayrı bir konu. Ancak İslam devleti ve dolayısıyla İslam ümmetinin huzur ve selameti için gereğinde böyle kararlar da alınabilmiştir. Bu kararlar da ümmetin içerden ihanetler sebebiyle canının ne kadar çok yandığının delilidir. Subheneke... Bihamdike... Esteğfiruke... Muhammed Özkılınç