<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Referans Gazetesi</title>
    <link>https://www.referansgazetesi.com.tr</link>
    <description>Gaziantep Son Dakika Haberleri, en güncel ve tarafsız haberler için Referans Gazetesi'ni takip edin.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 31 Aug 2026 07:22:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu sakız doğru çiğnendiğinde kilo verdiriyor]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, son dönemde özellikle zayıflama ve iştah kontrolüne yardımcı olduğu bilinen sandaloz sakızının sindirim sistemi ve metabolizma üzerindeki muhtemel etkilerine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Sandaloz sakızı, sandaloz ağacının gövdesinde veya dallarında oluşan çiziklerden sızan aromatik ve yoğun kıvamlı reçinenin hava ile temas ederek katılaşmasıyla elde ediliyor. Doğal oluşum olan bu reçinenin sakız veya toz halinde yüzyıllardır kullanıldığı biliniyor.</p>

<p>Konuya ilişkin bilgiler veren Sivas Medicana Hastanesinde görevli Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, geleneksel kullanımlarda sandaloz sakızının mide asidini dengelemeye, prebiyotik özelliği sayesinde bağırsak florasını desteklemeye ve bağırsak hareketlerini artırmaya yardımcı olduğunu söyledi. Arslan, aromatik bileşenleri sayesinde ağız kokusunun giderilmesine de katkı sağlayabileceğini ifade ederek, "Üzerine yapılmış çalışmalar kısıtlı olsa da içeriğindeki aktif bileşenlerle sandaloz sakızının muhtemel etkileri dikkat çekicidir. Mide asidini dengeleyici, prebiyotik etkisiyle bağırsak florasını destekleyici ve bağırsak hareketlerini artırıcı potansiyel bir etkiye sahiptir. Aromatik bileşenleri sayesinde ağız kokusunun önlenmesine de yardımcıdır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sandaloz sakızının midede oluşturduğu kıvamın sindirim süresini uzatabileceğini belirten Arslan, "Midede çözündüğünde oluşturduğu kıvam sayesinde sindirimin daha yavaş ve kontrollü ilerlemesini sağlar. Bu etkisiyle kan şekerindeki ani yükselmelerin oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve iştah kontrolünü destekler" diye konuştu.</p>

<p><strong>"YÜZYILLARDIR KULLANILDIĞI BİLİNMEKTEDİR"</strong></p>

<p>Cansu Arslan, sandaloz sakızının aktif bileşenleri ile muhtemel etkilerinin oldukça dikkat çekici olduğunu belirterek, "Adını sıkça duyduğumuz alan olan zayıflama süreçlerinde ise vücutta oluşturduğu termojenik etki ile vücut ısısını hafifçe yükselterek enerji harcanmasını artırır, yağ depolarının enerji olarak kullanılmasını kolaylaştırır. İdrar söktürücü etkisiyle de vücuttaki yağ yakımı sonrası oluşan atıkların uzaklaştırılma sürecini hızlandırır" dedi.</p>

<p><strong>"DESTEKLEYİCİ BİR YAKLAŞIM OLARAK GÖRMEK GEREKİR"</strong></p>

<p>Arslan, sandaloz sakızının fazla tüketiminin olumsuz etkilerine de değinerek, "Sandaloz sakızı tercihen sabah aç karnına 1 nohut büyüklüğünde çiğnenmeli. Üzerine 1-2 bardak oda sıcaklığında su içilmelidir. Daha sert olan formları toz haline getirilip suya karıştırılabilir. İştah kontrolü ve sindirimde olumlu etkileri düşünüldüğünde suya elma sirkesi de eklenebilir. Bal ve limon ile karıştırarak bağışıklık sistemini güçlendirici olarak da kullanılabilir. Tüm bu olumlu etkilerinin yanında sandaloz sakızının fazla tüketiminin baş dönmesi, kusma yapabileceği, mide-bağırsak sağlığımızı olumsuz etkileyebileceği, özellikle zayıflama konusunda hiçbir besinin tek başına etkili olmadığı unutulmamalıdır. Alerji riskine karşı ilk kullanımda çok düşük bir miktar tercih edilmelidir. Gebeler, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar kesinlikle hekim önerisi almalıdır. Daha çok geleneksel deneyimlerle uzun yıllardır faydaları nedeniyle kullanılan sandaloz sakızını tıbbi bir tedavi yöntemi olarak değil destekleyici bir yaklaşım olarak görmek gerekir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w777502-02.jpg" type="image/jpeg" length="85732"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kan değerlerindeki sürekli yükseklik ihmal edilmemeli]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/kan-degerlerindeki-surekli-yukseklik-ihmal-edilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/kan-degerlerindeki-surekli-yukseklik-ihmal-edilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, rutin kan tahlillerinde tespit edilen hemoglobin, hematokrit, trombosit veya beyaz kan hücresi yüksekliğinin her zaman masum olmayabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Kemik iliğinin normalden fazla kan hücresi üretmesiyle ortaya çıkan kronik myeloproliferatif hastalıkların, hematolojide sık karşılaşılan kronik kan hastalıkları arasında yer aldığını ifade eden Medicana Bursa Hastanesi Hematoloji Uzmanı Dr. Sertaç Durusoy, bu grubun en sık görülen hastalıklarının polisitemia vera, esansiyel trombositemi ve myelofibrozis olduğunu belirtti. "Polisitemia verada kırmızı kan hücreleri, esansiyel trombositemide trombositler normalin üzerine çıkar" diyen Durusoy, "Bazı hastalarda beyaz kan hücrelerinde de yükseklik görülebilir. Myelofibroziste ise zamanla kemik iliğinde bağ dokusu artışı gelişebilir; buna bağlı olarak kansızlık, dalak büyümesi ve genel durum bozukluğu ortaya çıkabilir. Kronik myeloproliferatif hastalıkların önemli bir kısmının rutin kan tetkikleri sırasında tesadüfen tespit edilmektedir. Bazı hastalarda ise hayat kalitesini etkileyen şikayetler görülmektedir. Baş ağrısı, yüzde kızarıklık, kulak çınlaması, görme bulanıklığı, el ve ayaklarda yanma hissi, sıcak banyo sonrası gelişen yoğun kaşıntı, karında dolgunluk, dalak büyümesi, halsizlik ve kilo kaybı bu hastalıkların belirtileri arasında yer alabilir. Bazı hastalarda ise ilk belirtiler, damar tıkanıklığı, pıhtı oluşumu veya daha nadiren kanama olabilir" diye konuştu.</p>

<p>Kan değerlerindeki yüksekliğin yalnızca laboratuvar belirtisi olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Sertaç Durusoy, şu uyarıda bulundu;</p>

<p>"Hastalarımız bazen 'Kan değerlerim biraz yüksek ama herhangi bir şikâyetim yok' diyebiliyor. Ancak kronik myeloproliferatif hastalıklarda en önemli hedeflerden biri, henüz belirti ortaya çıkmadan pıhtı ve kanama gibi ciddi komplikasyonların önüne geçmektir. Bu nedenle sürekli yüksek seyreden kan değerleri mutlaka araştırılmalıdır. İleri yaş, daha önce damar tıkanıklığı geçirmiş olmak, çok yüksek trombosit değerleri, kalp-damar hastalıkları ve hastalığın genetik özelliklerinin tedavi planını belirleyen önemli faktörlerdir."</p>

<p>Teşhis sürecinin yalnızca tam kan sayımıyla sınırlı olmadığını belirten Dr. Durusoy, ayrıntılı değerlendirme gerektiğini söyledi. Durusoy, "Tam kan sayımı, periferik yayma, demir metabolizması testleri ve eritropoetin düzeyinin yanı sıra JAK2, CALR ve MPL mutasyon analizleri tanıda önemli yer tutuyor. Günümüzde bazı hastalarda daha kapsamlı moleküler inceleme sağlayan yeni nesil dizileme (NGS) testlerinden de yararlanıyoruz. Bu değerlendirmeler hastalığın biyolojik özelliklerini ve risk durumunu daha doğru belirlememizi sağlıyor" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kronik myeloproliferatif hastalıkların birbirine benzer laboratuvar belirtileri gösterebildiğini belirten Dr. Sertaç Durusoy, kemik iliği biyopsisinin teşhiste kritik öneme sahip olduğunu vurguladı. Durusoy, "Polisitemia vera, esansiyel trombositemi ve erken dönem myelofibrozis bazı hastalarda benzer kan değerleriyle karşımıza çıkabilir. Kemik iliği biyopsisinde kemik iliğinin hücresel yapısını, megakaryositlerin özelliklerini ve fibrozis derecesini değerlendirerek hastalığın gerçek alt tipini belirliyoruz. Doğru tanı, doğru tedavi planının temelini oluşturur" dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİ HER HASTANIN RİSKİNE GÖRE PLANLANIYOR</strong></p>

<p>Tedavinin standart tek bir yöntemden oluşmadığını belirten Dr. Durusoy, hastaya özel yaklaşımın önemine dikkat çekti. Durusoy uyarılarına şöyle devam etti;</p>

<p>"Polisitemia verada hematokriti güvenli düzeyde tutmak amacıyla flebotomi, yani kontrollü kan alma işlemi uygulanabilir. Bunun yanında düşük doz aspirin, hücre azaltıcı ilaçlar, interferon tedavileri veya JAK inhibitörleri kullanılabilir. Esansiyel trombositemide temel hedef trombosit yüksekliğine bağlı pıhtı ve kanama riskini dengelemektir. Myelofibroziste ise dalak büyüklüğü, kansızlık, sistemik belirtiler ve hastalığın risk grubu değerlendirilerek tedavi planlanır. Uygun hastalarda kök hücre nakli de gündeme gelebilir. Kronik myeloproliferatif hastalıkların genellikle uzun yıllar takip edilebilen kronik hastalıklardır. Bu hastalıklar uzun süre stabil seyredebilse de zaman içinde hastalığın biyolojik davranışı değişebilir. Bazı hastalarda myelofibroza ilerleme, kan değerlerinde düşme veya nadiren akut lösemiye dönüşüm görülebilir. Bu nedenle düzenli hematoloji kontrolleri, yalnızca mevcut tedavinin değerlendirilmesi için değil, hastalığın değişikliklerinin erken dönemde tespit edilmesi açısından da büyük önem taşır. Kan değerleriniz sürekli yüksek seyrediyorsa, tekrarlayan damar tıkanıklığı veya açıklanamayan kanama öykünüz varsa, dalak büyümesi, halsizlik, kilo kaybı ya da diğer sistemik yakınmalar eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden hematoloji uzmanına başvurmanız gerekir. Doğru tanı, hastalığın risk durumunun doğru belirlenmesi ve düzenli takip sayesinde hem yaşam kalitesini korumak hem de ciddi komplikasyonların önüne geçmek mümkündür."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/kan-degerlerindeki-surekli-yukseklik-ihmal-edilmemeli</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w777523-01.jpg" type="image/jpeg" length="58100"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantepliler dikkat! Sıcak hava damarları, susuzluk kalbi zorluyor]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-sicak-hava-damarlari-susuzluk-kalbi-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-sicak-hava-damarlari-susuzluk-kalbi-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz sıcaklarının Eylül ayında da etkisini sürdürmesi beklenirken, uzmanlar kalp ve damar hastalarını uyardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz boyunca ülkemizde hava sıcaklıkları mevsim normallerinin üzerinde seyretti. Eylül ayında da yaz sıcaklarının etkili olması beklenirken, yüksek hava sıcaklıklarının kalp ve damar hastaları için önemli riskler oluşturabileceğine dikkat çeken Uzman Buğra Karaaslan, "Sıcak hava damarları genişleterek tansiyon düşüklüğüne yol açabiliyor, sıvı kaybı ise kalbi daha fazla zorluyor. Özellikle kalp-damar hastaları, yüksek tansiyonu olanlar ve tansiyon ilacı kullanan kişiler daha dikkatli olmalı" uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>"SICAK HAVA TANSİYONUN DÜŞMESİNE NEDEN OLABİLİR"</strong></p>

<p>Yüksek sıcaklıkların kalp ve damar sistemi üzerinde önemli etkileri bulunduğunu belirten Karaaslan, "Yaz aylarında özellikle kalp-damar hastaları sıcaklardan daha fazla etkileniyor. Sıcaklık nedeniyle damarlar genişliyor ve buna bağlı olarak tansiyon düşebiliyor. Bu nedenle özellikle kalp ve tansiyon hastalarının günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 17.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkmamalarını, aşırı efor ve stresten uzak durmalarını öneriyoruz" dedi.</p>

<p><strong>"SIVI MİKTARI MUTLAKA DOKTOR ÖNERİSİNE GÖRE BELİRLENMELİDİR"</strong></p>

<p>Kalp hastalarının sıvı tüketimi konusunda da bilinçli davranması gerektiğini vurgulayan Karaaslan, "Koroner arter hastalığı bulunan, yüksek tansiyonu olan veya tansiyon ilacı kullanan kişiler yaz sıcaklarından ciddi şekilde etkilenebilir. Bol sıvı tüketimi önemlidir ancak kalp yetersizliği gibi sıvı kısıtlaması gereken hastalarda miktar mutlaka doktor önerisine göre belirlenmelidir. Hastaların ilaçlarını düzenli kullanmaları ve yaz ayları öncesinde veya sonrasında kardiyoloji kontrollerini ihmal etmemeleri gerekir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"GÜNEŞTEN TAMAMEN KAÇINMAK DA DOĞRU DEĞİL"</strong></p>

<p>Yaz aylarında güneşten tamamen kaçınmanın da doğru olmadığını ifade eden Karaaslan, "D vitamini sentezi için yaklaşık 20 dakika güneşlenmek faydalıdır. Ancak güneşin en dik geldiği saatlerde uzun süre güneş altında kalınmamalıdır. Denize girdikten sonra kısa süre güneşlenmenin ardından gölgeye geçmek daha doğru bir yaklaşım olacaktır" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"YOĞUN STRES VE UYKUSUZLUK KORTİZOL DÜZEYLERİNİ ARTIRARAK KALP-DAMAR HASTALIKLARI RİSKİNİ YÜKSELTEBİLİR"</strong></p>

<p>Tatil dönüşünde yeniden başlayan yoğun iş temposunun kalp sağlığını olumsuz etkileyebileceğini belirten Karaaslan, "Yoğun stres ve uykusuzluk kortizol düzeylerini artırarak kalp-damar hastalıkları riskini yükseltebilir. Yaz tatilinde kazandığımız sağlıklı alışkanlıkları şehir hayatına döndükten sonra da sürdürmeliyiz. Haftada en az 150 dakika tempolu yürüyüş yapmak, haftada iki gün kas güçlendirici egzersizler uygulamak, günde en az 7 saat uyumak ve stresi kontrol altında tutmak kalp sağlığını korumada büyük önem taşıyor" dedi.</p>

<p><strong>BESLENME DE KALBİ DOĞRUDAN ETKİLİYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fast food ağırlıklı beslenmenin kalp sağlığını olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Karaaslan, "Mümkün olduğunca evde hazırlanmış, karbonhidrat oranı daha düşük ve protein açısından dengeli beslenme tercih edilmeli. Düzenli egzersiz, kaliteli uyku ve sağlıklı beslenme birlikte uygulandığında kalp-damar hastalıkları riskini azaltmada önemli katkı sağlar" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-sicak-hava-damarlari-susuzluk-kalbi-zorluyor</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w777219-01.jpeg" type="image/jpeg" length="38586"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığından Gaziantep’e hekim müjdesi! 281 yeni hekim geliyor…]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/saglik-bakanligindan-gaziantepe-hekim-mujdesi-281-yeni-hekim-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/saglik-bakanligindan-gaziantepe-hekim-mujdesi-281-yeni-hekim-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık yatırımları ile büyüyen Gaziantep’e bir müjde daha geldi. Sağlık Bakanlığı tarafından Gaziantep’e 80’i uzman hekim olmak üzere 281 yeni hekim kadrosu tahsis edildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti Gaziantep Milletvekili Mesut Bozatlı, Sağlık Bakanlığı tarafından Gaziantep’e 80’i uzman hekim olmak üzere toplamda 281 yeni hekim kadrosu tahsis edildiğini duyurdu.</p>

<p><img alt="H Og S T W P Xo A E Q Cb J-1" height="960" src="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/h-og-s-t-w-p-xo-a-e-q-cb-j-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p>

<hr />
<p><strong>HİZMET KALİTESİ ARTIYOR</strong></p>

<p>Sosyal medya hesabı üzerinden açıklamalarda bulunan AK Parti Gaziantep Milletvekili Mesut Bozatlı, “Gaziantep’imizin sağlık altyapısını yatırımlarla güçlendiriyor, hemşehrilerimize daha nitelikli ve erişilebilir sağlık hizmeti sunmak için hekim kadromuzu da büyütüyoruz. Geçtiğimiz hafta Nizip Devlet Hastanemizin ve Şehitkamil Devlet Hastanesi Gaziantep OSB Ek Hizmet Binamızın resmi açılışlarını gerçekleştirirken, aile sağlığı merkezlerimizle birlikte Gazi Şehrimizin sağlık hizmetlerindeki kapasitesini artırmaya devam ediyoruz” dedi.</p>

<hr />
<p><img alt="H Q4Rv W T W Q A Aa2J E" height="1901" src="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/h-q4rv-w-t-w-q-a-aa2j-e.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<hr />
<p><strong>281 YENİ HEKİM KADROSU TAHSİS EDİLDİ</strong></p>

<p>Gaziantep’e 281 yeni hekim kadrosu tahsis edildiğini duyuran Bozatlı, “Bu kapsamda Gaziantep’imize 80 uzman hekim ve 201 tabip olmak üzere toplam 281 yeni hekim kadrosu tahsis edildi. Gazi Şehrimize sağlık alanında verdikleri kıymetli destekler ve kazandırdıkları eserler için Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a ve Sağlık Bakanımız Sayın Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na teşekkür ediyorum. Gaziantep’imize, hemşehrilerimize hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Ayhan Duman</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/saglik-bakanligindan-gaziantepe-hekim-mujdesi-281-yeni-hekim-geliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2024/09/sozlesmeli-aile-hekimligi-uzmanlik-egitimi-2024-basvurulari-basladi-1.jpg" type="image/jpeg" length="97794"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantep’te sağlık hizmetlerine erişim kolaylaşıyor…]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepte-saglik-hizmetlerine-erisim-kolaylasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepte-saglik-hizmetlerine-erisim-kolaylasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan yeni düzenlemenin detaylarını anlattı, vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak çalışmalar yapmaya devam ettiklerini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin en büyük metropollerinden olan Gaziantep’te, sağlık hizmetlerine erişim için çalışmalar devam ediyor. Bir yandan yeni yatırımlar yükselirken diğer yandan ise yeni düzenlemeler ile vatandaşların hayatı kolaylaştırılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Vedat Isikhan 2068249" height="675" src="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/referansgazetesi-com-tr/uploads/2024/11/vedat-isikhan-2068249.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1200" /></p>

<hr />
<p><strong>SAĞLIK UYGULAMA TEBLİĞİ GÜNCELLENDİ</strong></p>

<p>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Vedat Işıkhan, Sağlık Uygulama Tebliği’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bakan Işıkhan, “SGK aracılığıyla Sağlık Uygulama Tebliği’nde yaptığımız yeni düzenlemeler ile 2 adet Hemofili B ilacı ve 1 adet kanser ilacı olmak üzere 1’i yerli üretim 3 ilacı geri ödeme kapsamımıza aldık. Eczanelerde üretilen majistral ilaçlarda kurumumuzca ödenen tutarı yüzde 40 oranında artırdık. Çocuk cerrahisinde uygulanan işlemlerin kapsamını genişlettik. Kemik iliği nakli süreçlerinde önemli iyileştirmeleri hayata geçirdik. Kemik iliği nakli bekleyen hastalarımız için uygun verici bulunmasına yönelik tarama süreçlerini güncelledik, tedavi ve ilaç uygulamalarına ilişkin düzenlemeler yaptık. Hastalarımıza acil şifalar temenni ediyor, hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Ayhan Duman</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepte-saglik-hizmetlerine-erisim-kolaylasiyor</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 11:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/saglik-hizmeti.JPG" type="image/jpeg" length="24043"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[El ayak ağız hastalığında çocuklarda bu belirtilere dikkat! Uzman isim uyardı…]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-cocuklarda-bu-belirtilere-dikkat-uzman-isim-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-cocuklarda-bu-belirtilere-dikkat-uzman-isim-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman Uzm. Dr. Erdal Irmak, Çocuklarda son dönemde artış gösteren el ayak ağız hastalığının özellikle kreş, anaokulu, park ve oyun alanlarında kolayca bulaşabildiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastalığın özellikle çocuklarda görüldüğünü ve bazı vakalarda daha ağır seyredebildiğini anlatan Uzman Dr. Erdal Irmak uyarılarda bulundu. Irmak," Çocuklarda görülen bu vakalar hafif belirtilerle atlatılırken, özellikle ateş ve ağız içindeki lezyonlara bağlı olarak yeterli sıvı alamayan çocuklarda hastalık daha ağır seyredebilir. El ayak ağız hastalığında belirtiler genellikle enfeksiyondan birkaç gün sonra ortaya çıkıyor. El içleri ve ayak tabanlarında kızarıklık ve içi sıvı dolu kabarcıklar görülürken, bazı çocuklarda kalça ve perianal bölgede de döküntüler oluşabiliyor" dedi.</p>

<p><strong>"AĞIZDAKİ YARALAR SIVI KAYBINA NEDEN OLABİLİR"</strong></p>

<p>Ağız, bademcik ve yutak bölgesinde oluşan ağrılı lezyonların çocukların yemek yemesini ve su içmesini zorlaştırabildiğini söyleyen Irmak, "Ateş, halsizlik ve huzursuzluğun da eşlik edebildiği hastalıkta özellikle küçük çocuklarda sıvı kaybına karşı dikkatli olunması gerekiyor. Hastalık; yakın temas, solunum yolu salgıları, döküntü sıvıları ve virüsle kirlenmiş yüzeyler aracılığıyla bulaşabiliyor. El hijyenine dikkat edilmesi, ortak kullanılan oyuncak ve yüzeylerin temiz tutulması önem taşıyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>"ÇOĞU VAKA DESTEKLEYİCİ TEDAVİLERLE İYİLEŞEBİLİYOR"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastalığın çoğunlukla destekleyici tedaviyle iyileştiğini belirten Irmak, "El ayak ağız hastalığında tedavi çoğunlukla ateş ve ağrının kontrolü ile yeterli sıvı alımının sağlanmasına yönelik uygulanıyor. Ancak yüksek ateşin sürmesi, çocuğun sıvı alamaması veya genel durumunun bozulması halinde sağlık kuruluşuna başvurulması gerekiyor. Ağır seyreden bazı vakalarda hastanede takip ve sıvı desteği gerekebiliyor" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"TIRNAK DÖKÜLMESİ GÖRÜLEBİLİR"</strong></p>

<p>Hastalık sonrasında bazı çocuklarda tırnak dökülmesinin görülebileceğini söyleyen Irmak, "Uzun vadede el ayak ağız hastalığı geçiren hastalarda tırnak dökülmesi görülebilir. Dökülen tırnak yerine tekrardan çıkar. Ailede bir korku oluştursa da zamanla düzeldiğini bilmekte fayda var. Hastalığı geçiren çocuklar tekrar geçirirse ilkine göre daha hafif geçirebilir. Bağışıklığı zayıf çocuklarda hastalığın ilk enfeksiyonda veya tekrar bulaşma durumunda daha ağır ve agresif seyretmesi söz konusu olabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"YÜKSEK ATEŞ VE SIVI ALAMAMA DURUMUNDA DOKTORA BAŞVURULMALI"</strong></p>

<p>Hastalık süresince çocukların yeterli sıvı tüketmesinin ve yakın temasın sınırlandırılmasının önemli olduğunu söyleyen Irmak şunları söyledi: "Çocukta döküntüyle birlikte sıvı alamama, idrar miktarında azalma, yüksek veya uzun süren ateş, aşırı halsizlik ve genel durumda bozulma görülmesi halinde gecikmeden tıbbi değerlendirme alınmalı. Hastalık süresince çocuğun yeterli sıvı tüketmesi, el hijyenine dikkat edilmesi ve diğer çocuklarla yakın temasının sınırlandırılması bulaşın azaltılması açısından önem taşıyor"</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/el-ayak-agiz-hastaliginda-cocuklarda-bu-belirtilere-dikkat-uzman-isim-uyardi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/el-ayak-hastaligi-2-jg7kjpo0.webp" type="image/jpeg" length="64192"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi’nde 20 kilogramlık nüks tümör başarıyla çıkarıldı]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantep-sehir-hastanesinde-20-kilogramlik-nuks-tumor-basariyla-cikarildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantep-sehir-hastanesinde-20-kilogramlik-nuks-tumor-basariyla-cikarildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen zorlu operasyonda, 46 yaşındaki Selma Gök’ün karın bölgesini neredeyse tamamen dolduran ve sol bacağına kadar uzanan nüks retroperitoneal liposarkom başarıyla çıkarıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARIN BÖLGESİNİ NEREDEYSE TAMAMEN DOLDURDU</strong></p>

<p>Üç yıl önce farklı bir merkezde retroperitoneal liposarkom nedeniyle ameliyat edilen 46 yaşındaki Selma Gök, tümörün yeniden ortaya çıkmasının ardından son dönemde ciddi sağlık sorunları yaşamaya başladı.</p>

<p>Karında giderek artan şişkinlik ve dolgunluk, bulantı-kusma, yemek yiyememe gibi şikâyetleri bulunan hastada, tümörün sol bacağa doğru ilerlemesi nedeniyle sinir basısına bağlı yürüme güçlüğü ve topallama da gelişti.</p>

<p><strong>EN BÜYÜK KİTLE 53X30 SANTİMETRE</strong></p>

<p>Hastanın tedavisi, Gaziantep Şehir Hastanesi Cerrahi Onkoloji Uzmanı Op. Dr. Muhammed Tahir Akça tarafından gerçekleştirilen operasyonla planlandı.</p>

<p>Yaklaşık 20 kilogram ağırlığındaki tümör dokularının çıkarıldığı ameliyatta, en büyük kitlenin 53x30 santimetre boyutlarında olduğu belirtildi.</p>

<p>Tümörün sol böbreği tamamen sarması nedeniyle büyük kitleyle birlikte sol böbrek de çıkarılırken, karın bölgesinin farklı alanlarında bulunan çok sayıda daha küçük tümör de cerrahi olarak temizlendi.</p>

<p>Tümörün sol bacağa uzanan yaklaşık 12 santimetrelik bölümü de çıkarılarak sinir üzerindeki baskı ortadan kaldırıldı.</p>

<p><strong>NÜKS RİSKİ YÜKSEK TÜMÖRLER</strong></p>

<p>Retroperitoneal liposarkomlar, karın arka bölgesinde, özellikle böbrek çevresindeki yağlı dokulardan köken alan nadir görülen yumuşak doku tümörleri arasında yer alıyor.</p>

<p>Sinsi ilerleyebilen ve uzun süre belirti vermeden büyüyebilen bu tümörler, çok büyük boyutlara ulaşabiliyor. Nüks etme eğilimi yüksek olan retroperitoneal liposarkomlarda, uygun hastalarda tümörün cerrahi olarak tamamen çıkarılması tedavinin temelini oluşturuyor.</p>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen bu operasyonla, hastanın yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyen tümör yükü ortadan kaldırılırken, sinir basısına bağlı yürüme problemi ve karın içi basıya bağlı beslenme güçlüğü de giderilmiş oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gaziantep Şehir Hastanesi, ileri düzey cerrahi gerektiren nadir ve kompleks vakalarda deneyimli uzman kadrosu ve gelişmiş teknolojik altyapısıyla hastalarına umut olmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantep-sehir-hastanesinde-20-kilogramlik-nuks-tumor-basariyla-cikarildi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 09:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/i-m-g-3068-j-p-g.jpeg" type="image/jpeg" length="44933"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Okullar başlamadan önce bunlara çok dikkat! Uzmanından okula hazırlık için 8 kritik öneri…]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/okullar-baslamadan-once-bunlara-cok-dikkat-uzmanindan-okula-hazirlik-icin-8-kritik-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/okullar-baslamadan-once-bunlara-cok-dikkat-uzmanindan-okula-hazirlik-icin-8-kritik-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, çocukların yeni eğitim dönemine daha kolay uyum sağlaması için 8 kritik öneride bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Okulların açılmasına kısa süre kala tatil boyunca değişen uyku saatleri ve artan ekran kullanımı, çocukların okul düzenine yeniden uyum sağlamasını zorlaştırabiliyor. Geç yatma ve geç uyanma alışkanlığının bir anda değiştirilmesi; sabah uyanmakta güçlük, gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı, isteksizlik ve huzursuzluk gibi sorunlara yol açabiliyor.</p>

<p>Okula hazırlığın yalnızca çanta ve kırtasiye alışverişinden ibaret olmadığını belirten Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, çocukların bedensel ve duygusal olarak da okul düzenine hazırlanması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Çocukların yeni eğitim dönemine daha kolay uyum sağlaması için önerilerde bulunan Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, "Çocuğu okuldan bir gece önce erkenden yatağa göndermek, tatilde değişen uyku düzenini düzeltmek için çoğu zaman yeterli değildir. Uyku ve uyanma saatleri mümkünse okul başlamadan en az bir hafta önce kademeli olarak okul düzenine yaklaştırılmalıdır" dedi.</p>

<p><strong>"UYKU DÜZENİ BİR GECEDE DEĞİŞMEZ"</strong></p>

<p>Çocuğun yatış ve kalkış saatlerinin her gün 15-30 dakika erkene çekilebileceğini belirten Büyükceran, "Çocuğu okulun açılacağı günden bir gece önce normalden çok daha erken yatağa göndermek çoğu zaman uyumasını sağlamaz. Çocuk yatağa girse bile uykuya dalamayabilir ve bu durum aile içinde gerginliğe neden olabilir. Ani değişiklikler yerine küçük ve sürdürülebilir adımlar atılmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uyku düzeninin oluşturulmasında yalnızca yatış saatine değil, sabah kalkış saatine de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Büyükceran, uyanma saatinin de kademeli olarak okul düzenine yaklaştırılmasını önerdi. Sabah gün ışığından yararlanmanın ve hareket etmenin biyolojik saatin yeniden düzenlenmesine, kahvaltı ve öğün saatlerinin okul dönemine yaklaştırılmasının ise günlük rutmin yeniden kurulmasına yardımcı olabileceğini belirtti.</p>

<p>Okul çağındaki çocukların yaşlarına uygun sürelerde uyumalarının da önemli olduğunu belirten Büyükceran, 6-12 yaşındaki çocukların günde 9-12 saat, 13-18 yaşındaki ergenlerin ise 8-10 saat uykuya ihtiyaç duyduğunu söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YATMADAN EN AZ BİR SAAT ÖNCE EKRAN BIRAKILMALI</strong></p>

<p>Akşam saatlerinde telefon, tablet, bilgisayar ve oyun kullanımının uykuya geçişi geciktirebildiğine dikkat çeken Büyükceran, dijital cihazların yatmadan en az bir saat önce bırakılmasını ve mümkün olduğunca çocuğun yatak odasında bulundurulmamasını önerdi.</p>

<p>Ekran sınırının yalnızca çocuğa uygulanan bir yasak haline getirilmemesi gerektiğini ifade eden Büyükceran, "Ebeveynlerin de akşam saatlerinde telefon kullanımını azaltması önemlidir. Ailece kitap okumak, sohbet etmek veya ertesi günün hazırlığını yapmak daha sakin bir uyku rutini oluşturabilir" diye konuştu.</p>

<p>Yetersiz uykunun dikkat, öğrenme, hafıza ve duygu düzenleme becerilerini etkileyebildiğini belirten Büyükceran, bazı çocuklarda yetersiz uykunun yalnızca yorgunluk şeklinde değil; hareketlilik, sabırsızlık, çabuk öfkelenme ve davranışlarını düzenlemekte zorlanma şeklinde de görülebileceğini söyledi.</p>

<p><strong>OKUL SABAHININ PROVASI YAPILABİLİR</strong></p>

<p>Okul açılmadan birkaç gün önce çocuğun okul saatine uygun şekilde uyandırılabileceğini belirten Büyükceran, giyinme, kahvaltı ve hazırlanma süresinin önceden gözlemlenmesini önerdi. Çanta ve kıyafetlerin akşamdan hazırlanmasının da sabah yaşanabilecek telaşı azaltabileceğini ifade etti.</p>

<p>Okula dönüşün bazı çocuklarda heyecanla birlikte kaygıya da yol açabileceğini söyleyen Büyükceran, karın ağrısı, mide bulantısı, ağlama, huzursuzluk ve ebeveynden ayrılmak istememe gibi tepkilerin görülebileceğini belirtti.</p>

<p>Ailelerin çocuğun duygularını "Bunda korkacak ne var?" veya "Artık büyüdün" gibi ifadelerle küçümsememesi gerektiğini vurgulayan Büyükceran, "Çocuğun ne hissettiğini anlatmasına fırsat verilmelidir. Ancak okul hakkında sürekli soru sormak, çocuğun kaygısına aşırı odaklanmak veya ebeveynin kendi kaygısını çocuğa yansıtması da uyum sürecini zorlaştırabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p>Okul öncesindeki son günlerin yoğun ders programlarıyla baskıya dönüştürülmemesi gerektiğine de dikkat çeken Büyükceran, kısa süreli okuma çalışmaları, yaşa uygun etkinlikler ve okul araç gereçlerinin birlikte hazırlanmasının yeterli olabileceğini söyledi.</p>

<p>Okula ilk kez başlayacak veya okul değiştirecek çocuklarda, mümkünse okul açılmadan önce okul binasının görülmesinin uyum sürecini kolaylaştırabileceğini belirten Büyükceran, "Çocuğa sınıfının, tuvaletlerin, yemekhanenin, bahçenin ve giriş-çıkış alanlarının gösterilmesi; okulda gününün nasıl geçeceğinin basit bir şekilde anlatılması, ortamı daha tanıdık ve öngörülebilir hale getirebilir. Özellikle yeni ortamlarda kaygı yaşayan çocuklarda bu tür kısa bir ön ziyaret, belirsizliği azaltarak çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu.</p>

<p>Okula gitmeyi sürekli reddetme, yoğun veya tekrarlayan ağlama ve öfke nöbetleri, tekrarlayan fiziksel yakınmalar, uyku veya iştahta belirgin değişiklik ve yoğun korku gibi belirtilerin giderek artması, uzun sürmesi ya da çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda uzman desteği alınması gerektiğini belirten Büyükceran, "Her çocuğun okula uyum süresi farklıdır. Çocuklar birbirleriyle karşılaştırılmamalı ve üzerlerinde baskı kurulmamalıdır. Yaşanan güçlük azalmıyor, giderek şiddetleniyor veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzmanından okullar açılmadan önce yapılabilecek 8 hazırlık önerisi ise şu şekilde:</p>

<p>1. Uyku ve uyanma saatlerini mümkünse en az bir hafta önceden kademeli olarak okul düzenine yaklaştırın.</p>

<p>2. Yalnız yatış saatini değil, sabah uyanma saatini de kademeli olarak erkene çekin.</p>

<p>3. Telefon, tablet ve bilgisayar kullanımını yatmadan en az bir saat önce sonlandırın ve dijital cihazları mümkün olduğunca çocuğun yatak odasının dışında tutun.</p>

<p>4. Kahvaltı ve öğün saatlerini okul düzenine uygun hale getirin.</p>

<p>5. Okula ilk kez başlayacak veya okul değiştirecek çocuklara mümkünse okul binasını, sınıfını, tuvaletleri, yemekhaneyi ve ortak alanları önceden gösterin.</p>

<p>6. Çanta ve kıyafetleri akşamdan hazırlayın.</p>

<p>7. Okul sabahı rutinini birkaç gün önceden prova edin.</p>

<p>8. Çocuğun kaygısını küçümsemeden dinleyin ve onu başka çocuklarla karşılaştırmayın.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/okullar-baslamadan-once-bunlara-cok-dikkat-uzmanindan-okula-hazirlik-icin-8-kritik-oneri</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/0ab4b6cf-27lybr48g6xzsuvn5lhnw.jpeg" type="image/jpeg" length="68484"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Psikiyatride güncel bir tedavi yöntemi: TMS]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/psikiyatride-guncel-bir-tedavi-yontemi-tms</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/psikiyatride-guncel-bir-tedavi-yontemi-tms" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, psikiyatrik hastalıkların tedavisinde kullanılan nöromodülasyon yöntemlerinden Transkraniyal Manyetik Stimülasyonun (TMS), özellikle tedaviye dirençli vakalarda önemli bir seçenek olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Psikiyatrik hastalıkların tedavisinde ilaç tedavileri ve psikoterapilerin yanı sıra nöromodülasyon yöntemleri de giderek daha fazla kullanılmaya başlandı. Bu yöntemlerden biri olan TMS, düşük yan etki profili, girişimsel olmaması ve hasta konforu açısından öne çıkıyor.</p>

<p>TMS'nin bir bobin aracılığıyla hedeflenen beyin bölgesine kısa süreli manyetik atımlar gönderilmesi esasına dayandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, yöntemin beyin hücrelerinin aktivitesinde düzenleme sağlayarak etkili olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>“HASTA İŞLEM SIRASINDA TAMAMEN UYANIK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TMS uygulaması sırasında hastanın tamamen uyanık olduğunu ve çevresiyle iletişim kurabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, “TMS, herhangi bir ilaç verilmeden ve cerrahi bir girişim uygulanmadan gerçekleştirilen bir tedavi yöntemidir. Seans süresi, kullanılan protokole göre yaklaşık 3 ila 40 dakika arasında değişebilmektedir” dedi.</p>

<p><strong>TEDAVİYE DİRENÇLİ DEPRESYONDA ÖNEMLİ BİR SEÇENEK</strong></p>

<p>TMS'nin ilk FDA onayının 2008 yılında tedaviye dirençli majör depresyon için verildiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, geçen yıllar içerisinde farklı teknikler ve bobin türleriyle kullanım alanlarının genişlediğini ifade etti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, “TMS; depresyonun yanı sıra anksiyetenin eşlik ettiği depresyon, obsesif kompulsif bozukluk (OKB), travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve sigara bağımlılığı gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Bunun yanında güncel araştırmalarda anksiyete bozuklukları, bipolar depresyon, farklı bağımlılık türleri ve yeme bozuklukları gibi çeşitli psikiyatrik hastalıklarda da olumlu sonuçlar bildirilmektedir” diye konuştu.</p>

<p><strong>“YAN ETKİLERİ ÇOĞUNLUKLA HAFİF VE GEÇİCİ”</strong></p>

<p>TMS'nin genel olarak güvenli ve iyi tolere edilen bir tedavi yöntemi olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, en sık görülen yan etkilerin uygulama bölgesinde hafif baş ağrısı, kafa derisinde rahatsızlık hissi, seans sırasında yüz kaslarında hafif seğirme ve bazı hastalarda seans sonrasında kısa süreli yorgunluk olduğunu kaydetti.</p>

<p>Bu etkilerin çoğunlukla hafif ve geçici olduğunu belirten Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, “Çok nadir olmakla birlikte TMS uygulaması sırasında nöbet riski de bulunmaktadır. Bu nedenle epilepsi öyküsü bulunan veya nöbet eşiğini düşürebilecek ilaçlar kullanan kişilerin tedavi öncesinde mutlaka hekimlerini bilgilendirmeleri gerekmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“TMS KİŞİYE ÖZGÜ PLANLANMALI”</strong></p>

<p>TMS tedavisinde kişiye özel planlamanın önemine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Öztürk, tedavinin başarısında hastanın klinik durumunun yanı sıra uygulama alanı, eşik doz, tedavi protokolü ve seans süresinin doğru belirlenmesinin önemli olduğunu söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Halil İbrahim Öztürk, “TMS, kişiye oldukça özgü bir tedavi yöntemidir. Endikasyonun, uygulama alanının, eşik dozun, tedavi protokolünün ve tedavi süresinin hastaya uygun şekilde belirlenmesi tedavi sonuçlarını doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle psikiyatride TMS uygulamalarının, bu alanda eğitim almış ve deneyimli psikiyatristler tarafından, uygun merkezlerde yürütülmesi büyük önem taşımaktadır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/psikiyatride-guncel-bir-tedavi-yontemi-tms</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/psikiyatride-guncel-bir-tedavi-yontemi-tms.jpg" type="image/jpeg" length="78658"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu ilaçları kullananlar dikkat]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/bu-ilaclari-kullananlar-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/bu-ilaclari-kullananlar-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Şevket Özkaya, bazı yaygın kullanılan ilaçların vücudun sıcaklığı düzenleme mekanizmasını etkileyebileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Avrupa'da yüksek sıcaklıklara bağlı olarak özellikle yaşlı hastalarda ciddi sağlık sorunları ve ölümlerin yaşandığı yönündeki haberler gündeme gelirken, Türkiye'de de yaz sıcaklarının uzayacağı ve önümüzdeki iki haftalık süreçte yüksek sıcaklıkların etkili olacağı belirtiliyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, özellikle çocuklar, yaşlılar ve bazı ilaçları kullanan vatandaşları sıcak havalara karşı dikkatli olmaları konusunda uyardı.</p>

<p>Özkaya, özellikle depresyon, anksiyete, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ile yüksek tansiyon tedavisinde kullanılan bazı ilaçların, sıcak havalarda dehidrasyon ve sıcağa bağlı hastalık riskini artırabileceğini ifade etti.</p>

<p>Özellikle günün sıcak saatlerinde dışarıda uzun süre kalan oyun çağındaki çocuklar ile yaşlıların daha fazla risk altında olduğunu belirten Özkaya, bazı ilaçların da bu riski artırabileceğini söyledi.</p>

<p>Yüksek tansiyon tedavisinde yaygın olarak kullanılan diüretikler, ACE inhibitörleri ve ARB grubu ilaçlara dikkat çeken Özkaya, "Bu ilaçlar elektrolit dengesizliği riskini artırabilir. ACE inhibitörleri ve ARB'ler ayrıca normalde susuzluğu tetikleyen hormonun işlevini de etkileyebilir" dedi.</p>

<p>Yaygın kullanılan bazı kalp ilaçlarının da sıcak havalarda vücudun ısıyı uzaklaştırma mekanizmasını etkileyebileceğini ifade eden Özkaya, "Beta blokerler cilde kan akışını sınırlayabilir. Bu da vücudun ısıyı etkili bir şekilde atmasını zorlaştırabilir" diye konuştu.</p>

<p><strong>TERLEME VE VÜCUDUN SOĞUMA MEKANİZMASINA DİKKAT</strong></p>

<p>Trisiklik antidepresanlar ve antikolinerjik özellik taşıyan bazı ilaçların da sıcak havalarda dikkat gerektirdiğini belirten Prof. Dr. Özkaya, bu ilaçların terleme ve vücudun kendisini soğutma mekanizmasını etkileyebileceğini kaydetti. Bu tür ilaçların Parkinson hastalığı, aşırı aktif mesane, bazı solunum hastalıkları ve alerjiler başta olmak üzere farklı sağlık sorunlarının tedavisinde kullanılabildiğini belirten Özkaya, sıcak havalarda ilaç kullanan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>"KİŞİ KENDİSİ GİBİ DAVRANMIYORSA ACİLE GÖTÜRÜN"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özellikle çocuklarda ve yaşlılarda sıcak havaya bağlı sağlık sorunlarının belirtilerinin yakından takip edilmesi gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Şevket Özkaya, "Bu ilaçları kullanan hem çocuk hem yaşlı insanlarımızda zihinsel durumunda herhangi bir değişiklik, kafa karışıklığı veya kişinin kendisi gibi davranmaması durumunda, kişiyi derhal en yakın acil servise götürmek gerekir" uyarısında bulundu.</p>

<p>Özkaya, sıcak havalarda özellikle risk grubundaki kişilerin günün en sıcak saatlerinde dışarı çıkmaktan kaçınması, yeterli sıvı alması ve kullandıkları ilaçlarla ilgili doktorlarının önerilerine uyması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Uzmanlar, sıcak hava nedeniyle ilaçların dozunun veya kullanımının kişinin kendi kararıyla değiştirilmemesi gerektiğine de dikkat çekiyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/bu-ilaclari-kullananlar-dikkat</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w775050-01.jpg" type="image/jpeg" length="67968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yerli kalp-akciğer makinesiyle Gaziantep Üniversitesi’nde yapılan ameliyatlar başarıyla tamamlandı]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/yerli-kalp-akciger-makinesiyle-gaziantep-universitesinde-yapilan-ameliyatlar-basariyla-tamamlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/yerli-kalp-akciger-makinesiyle-gaziantep-universitesinde-yapilan-ameliyatlar-basariyla-tamamlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığı, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) ve ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen yerli kalp-akciğer makinesi “LIFELINE HLM”, Gaziantep Üniversitesi (GAÜN) Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde gerçekleştirilen açık kalp ameliyatlarında başarıyla kullanıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>ASELSAN tarafından geliştirilen ve ilk klinik uygulaması Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde gerçekleştirilen LIFELINE HLM’nin ikinci klinik uygulama merkezi, Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi oldu.</p>

<p>Klinik çalışma kapsamında hastanede yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak dört vaka başarıyla gerçekleştirildi. Uygulamalardan birinde hastaya üç damar bypass ameliyatı yapılırken, bir başka hastaya ise klinik çalışma kapsamında ilk kez ASELSAN Kalp-Akciğer Makinesi kullanılarak minimal invaziv yöntemle kalp kapağı değişimi ameliyatı uygulandı. Açık kalp ameliyatları sırasında kalp ve akciğerlerin görevini geçici olarak üstlenen cihaz, operasyonlar boyunca başarıyla kullanıldı.</p>

<p>Ameliyatların ardından GAÜN Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan, operasyon geçiren hastalarla bir araya geldi. Hastaların sağlık durumuna ilişkin GAÜN Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Karahan’dan bilgi alan Doğan, hastalara geçmiş olsun dileklerini iletti.</p>

<p><strong>REKTÖR DOĞAN: “YERLİ KALP-AKCİĞER MAKİNESİNİN KLİNİK ÇALIŞMALARINDA GAÜN ÖNEMLİ ROL ÜSTLENİYOR”</strong></p>

<p>GAÜN Rektörü Prof. Dr. Sait Mesut Doğan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerli ve millî sağlık teknolojilerinin geliştirilmesine yönelik ortaya koyduğu vizyon doğrultusunda Sağlık Bakanlığı, TÜSEB ve ASELSAN iş birliğiyle geliştirilen kalp-akciğer makinesinin klinik uygulamalarından birinin Gaziantep Üniversitesinde gerçekleştirilmesinin önemli olduğunu belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanede yerli kalp-akciğer makinesi kullanılarak dört vakanın başarıyla gerçekleştirildiğini ifade eden Doğan, Gaziantep Üniversitesinin projenin ana çalışma merkezlerinden biri olarak önemli bir sorumluluk üstlendiğini kaydetti.</p>

<p>Doğan, sağlık teknolojilerinde dışa bağımlılığın azaltılması ve Türkiye’nin kendi imkânlarıyla yüksek teknoloji üretebilmesi açısından bu tür çalışmaların stratejik önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Gaziantep Üniversitesi’nin güçlü akademik kadrosu, deneyimli sağlık çalışanları ve gelişmiş sağlık altyapısıyla yerli ve millî teknolojilerin geliştirilmesi, test edilmesi ve klinik uygulamalara kazandırılmasına katkı sunmaya devam edeceğini belirten Doğan, hastanenin yalnızca Gaziantep’e değil, çevre illere ve geniş bir bölgeye ileri düzey sağlık hizmeti sunmasının da bu çalışmayı ayrıca değerli kıldığını ifade etti.</p>

<p><strong>KERVAN: “YERLİ SAĞLIK TEKNOLOJİLERİNİ GELİŞTİRMEYİ HEDEFLİYORUZ”</strong></p>

<p>Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) Başkanı Prof. Dr. Ümit Kervan ise kalp-akciğer makinesinin yaklaşık üç yıllık çalışma sonucunda sağlık çalışanları, mühendisler ve cihazı kullanan ekiplerin ortak katkısıyla geliştirildiğini belirtti.</p>

<p>İlk çalışmaların TÜSEB’in İstanbul’daki hayvan laboratuvarında gerçekleştirildiğini, başarılı sonuçların ardından klinik uygulama aşamasına geçildiğini ifade eden Kervan, ilk uygulamanın Ankara Bilkent Şehir Hastanesi’nde, ikinci klinik uygulamanın ise Gaziantep Üniversitesinde yapıldığını kaydetti.</p>

<p>Gaziantep Üniversitesi ekibinin cihazın geliştirilme sürecinden itibaren çalışmalara katkı sunduğunu belirten Kervan, GAÜN Rektörlüğüne, hastane yönetimine ve Kalp ve Damar Cerrahisi ekibine teşekkür etti.</p>

<p>Kervan, “Üreten Sağlık” vizyonu doğrultusunda sağlık teknolojilerinin Türkiye’de geliştirilmesinin hedeflendiğini belirterek yerli kalp-akciğer makinesinin bu yaklaşımın önemli örneklerinden biri olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>KARAHAN: “GAÜN BAŞ ARAŞTIRMA MERKEZİ OLARAK ÖNEMLİ BİR SORUMLULUK ÜSTLENİYOR”</strong></p>

<p>GAÜN Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Mehmet Karahan da kalp-akciğer makinesinin açık kalp ameliyatlarının en kritik teknolojilerinden biri olduğunu belirtti.</p>

<p>Cihazın ameliyat sırasında hastanın kalp ve akciğer fonksiyonlarını geçici olarak üstlendiğini aktaran Karahan, bu nedenle sistemin doğrudan yaşam desteği sağlayan ileri teknoloji bir tıbbi cihaz olduğunu ifade etti.</p>

<p>Gaziantep Üniversitesinin klinik çalışmada baş araştırma merkezi olarak önemli bir sorumluluk üstlendiğine dikkati çeken Karahan, üniversitenin görevinin yalnızca cihazı kullanmak olmadığını; cihazın güvenliğini, performansını ve klinik sonuçlarını bilimsel verilerle ortaya koymayı da kapsadığını kaydetti.</p>

<p>Karahan, klinik uygulamalardan elde edilecek sonuçların LIFELINE HLM’nin Türkiye’de yaygın kullanıma alınması ve ilerleyen dönemde uluslararası pazarlara açılması açısından önemli veriler sağlayacağını belirtti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/yerli-kalp-akciger-makinesiyle-gaziantep-universitesinde-yapilan-ameliyatlar-basariyla-tamamlandi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/fotograf-3.JPG" type="image/jpeg" length="27968"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantepliler bu uyarıya dikkat! Az uyumak tansiyonu yükseltebilir]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-bu-uyariya-dikkat-az-uyumak-tansiyonu-yukseltebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-bu-uyariya-dikkat-az-uyumak-tansiyonu-yukseltebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman Doç. Dr. Emrah Özdemir, geceleri 6 saatten az uyumanın yüksek tansiyon riskini artırabileceğini bildirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Doç. Dr. Emrah Özdemir, uyku sırasında kalp hızının ve kan basıncının doğal olarak düşmesinin beklendiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özdemir, uykunun, kalp ve damar sisteminin dinlenme dönemlerinden biri olduğuna vurgu yaparak, "Yetersiz uyku durumunda vücut bu dinlenme sürecini yeterince tamamlayamayabilir. Özellikle uyku süresinin sürekli olarak kısa olması, kan basıncının gece boyunca beklenen düzeyde düşmesini engelleyebilir." ifadelerini kullandı.</p>

<p>Yetersiz uykunun yalnızca yorgunluk ve dikkat kaybıyla değerlendirilmemesi gerektiğini aktaran Özdemir, uyku eksikliğinin kalp-damar sistemi üzerinde de etkileri olabileceğini kaydetti.</p>

<p>Özdemir, yetersiz uykunun, stres hormonlarının artmasına ve sempatik sinir sisteminin daha aktif çalışmasına neden olabileceğini belirterek, "Vücudun uzun süre bu şekilde uyarılmış halde kalması, kalp hızını ve kan basıncını etkileyebilir. Bu nedenle uyku düzenini kalp sağlığından bağımsız düşünmemek gerekir." değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Sadece yatakta geçirilen sürenin yeterli olmadığını vurgulayan Özdemir, gece boyunca sık uyanma, uykuya dalmakta güçlük çekme, horlama ve uyku apnesi gibi sorunların da uyku kalitesini bozabileceğine dikkati çekti.</p>

<p>Özdemir, "Bir kişi yedi-sekiz saat uyuduğunu düşünebilir ancak uyku sürekli bölünüyorsa vücut yeterince dinlenemeyebilir. Özellikle yüksek tansiyonu bulunan veya kalp-damar hastalığı açısından risk taşıyan kişilerin uyku kalitesini de dikkate alması önemlidir." önerisinde bulundu.</p>

<p>Yüksek tansiyon gelişiminde genetik yatkınlık, yaş, beslenme alışkanlıkları, fiziksel aktivite, fazla kilo, stres ve sigara kullanımı gibi birçok faktörün rol oynadığını aktaran Özdemir, uykunun da bu bütünün önemli parçalarından biri olduğunu ifade etti.</p>

<p>Özdemir, araştırmaların, düzenli ve yeterli uykunun kan basıncının kontrolü ve kalp-damar sağlığının korunması açısından göz ardı edilmemesi gerektiğini gösterdiğine dikkati çekerek, "Özellikle geceleri sürekli altı saatten az uyuyan, sabah dinlenmeden uyanan veya yüksek tansiyon problemi bulunan kişilerin uyku düzenlerini gözden geçirmeleri gerekiyor. Gerekli durumlarda uzman değerlendirmesi önem taşıyor." ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-bu-uyariya-dikkat-az-uyumak-tansiyonu-yukseltebilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/v-gn-x-uzmandan-uyari-geceleri-6-saatten-az-uyku-yuksek-tansiyon-riskini-artirabilir.webp" type="image/jpeg" length="46213"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Medical Point Gaziantep’ten 1800 yıllık Zeugma mozaiğinde tıbbi iz]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/medical-point-gaziantepten-1800-yillik-zeugma-mozaiginde-tibbi-iz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/medical-point-gaziantepten-1800-yillik-zeugma-mozaiginde-tibbi-iz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenen yaklaşık 1800 yıllık Roma mozaiği, bu kez sanatsal değeriyle değil, içerdiği olası tıbbi ayrıntıyla dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi Çocuk Nörolojisi Uzmanı Prof. Dr. Sedat Işıkay, müzede sergilenen Telete–Dört Mevsim Mozaiği’nde yer alan bir figürün ayağındaki sıra dışı duruşu fark ederek bilimsel inceleme başlattı. Mozaiğin bir figüründe görülen aşağı doğru yönelmiş ayak pozisyonunun, modern tıpta “ekinus tipi ayak deformitesi” olarak tanımlanan durumu düşündürebileceği değerlendirildi.</p>

<p><strong>ÇIPLAK GÖZLE FARK EDİLMEYEN AYRINTIYI TIBBİ BAKIŞ AÇISIYLA İNCELEDİ</strong></p>

<p>Dünyaca ünlü Çingene Kızı Mozaiği’nin de sergilendiği Zeugma Mozaik Müzesi’ni ziyaret eden Prof. Dr. Sedat Işıkay, müzenin ikinci katında bulunan Telete–Dört Mevsim Mozaiği’ndeki figürlerden birinin ayağındaki anatomik görünüme dikkat çekti.</p>

<p>Roma dönemine, MS 2–3. yüzyıla tarihlenen mozaikte Dionysos’un kızı Telete, dört mevsimin alegorik tasvirleriyle birlikte betimlenirken, figürlerden birinin ayağının normal anatomik duruştan farklı şekilde aşağı doğru yöneldiği görüldü.</p>

<p>Tıbbi açıdan incelenen görüntünün, özellikle ayak bileğinin aşağı doğru bükülmesiyle karakterize edilen “ekinus” tipi bir deformiteyi düşündürebileceği değerlendirildi.</p>

<p><strong>“KESİN OLARAK ÇARPIK AYAK TANISI KOYAMAYIZ”</strong></p>

<p>Prof. Dr. Sedat Işıkay, değerlendirmesinde önemli bir bilimsel sınıra da dikkat çekti. Yaklaşık 1800 yıllık bir sanat eserindeki tasvir üzerinden kesin bir hastalık tanısı konulamayacağı belirtilirken, mozaiğin günümüze ulaşan kısmının ayağın tüm anatomik özelliklerini değerlendirmek için yeterli olmadığı ifade edildi.</p>

<p>Karşı ayağın yeterince korunmamış olması, anatomik yapıların tamamının görülememesi ve Roma sanatında figürlerin estetik veya sembolik amaçlarla farklı biçimlerde tasvir edilmiş olabilmesi nedeniyle bulgunun kesin bir “çarpık ayak” tanısı olarak değil, “olası ekinus tipi ayak deformitesi” şeklinde değerlendirilmesinin daha doğru olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>1800 YIL ÖNCEKİ SANAT ESERİNDEN MODERN TIBBA UZANAN DİKKAT ÇEKİCİ AYRINTI</strong></p>

<p>Çalışmanın dikkat çeken yönlerinden biri de söz konusu anatomik görünümün, yüzlerce yıl boyunca sanat tarihi ve arkeoloji açısından incelenen bir eserde bulunmasına rağmen pediatrik tıp literatüründe daha önce bilimsel olarak tanımlanmamış olması.</p>

<p>Prof. Dr. Sedat Işıkay’ın yaptığı literatür değerlendirmesinin ardından hazırlanan bilimsel çalışma, uluslararası çocuk ortopedisi dergisi Journal of Pediatric Orthopaedics B tarafından yayımlanmak üzere kabul edildi.</p>

<p>Böylece Zeugma’da yaklaşık 1800 yıl önce yapılmış bir Roma mozaiği, yalnızca sanat ve arkeoloji açısından değil, tıp tarihine ilişkin olası bir gözlem açısından da bilimsel literatüre taşınmış oldu.</p>

<p>Çalışmanın yayımlandığı Journal of Pediatric Orthopaedics B, çocuk ortopedisi alanındaki bilimsel yayınları takip etmek isteyen okuyucular için çalışmanın akademik kaynağına ulaşılabilecek dergidir.</p>

<p><strong>ANTİK SANAT ESERLERİ GEÇMİŞ HASTALIKLARIN İZLERİNİ TAŞIYABİLİYOR</strong></p>

<p>Tıp ve sanat tarihinin kesiştiği bu tür çalışmalar, geçmiş toplumlarda hastalıkların ve fiziksel farklılıkların nasıl algılandığı ve sanat eserlerine nasıl yansıdığı konusunda önemli ipuçları sağlayabiliyor.</p>

<p>Tarih boyunca yapılan resim, heykel ve mozaiklerde çeşitli kas-iskelet sistemi hastalıklarını veya fiziksel farklılıkları düşündüren tasvirler bilimsel araştırmalara konu olurken, uzmanlar bu eserlerin modern bir tıbbi görüntüleme yöntemi gibi değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Zeugma’daki mozaik de bu açıdan dikkat çekici bir örnek oluşturuyor. Eserdeki ayak görüntüsünün kesin bir hastalık tanısı koydurmadığı, ancak modern tıp açısından anlamlandırılabilecek anatomik bir ayrıntıyı koruduğu değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>“BİNLERCE KİŞİNİN ÖNÜNDEN GEÇTİ, TIBBİ GÖZLE FARK EDİLDİ”</strong></p>

<p>Her yıl çok sayıda yerli ve yabancı ziyaretçiyi ağırlayan Zeugma Mozaik Müzesi’nde sergilenen Telete–Dört Mevsim Mozaiği, bundan sonra ziyaretçilerin yalnızca sanatsal açıdan değil, tıbbi açıdan da dikkatini çekebilecek.</p>

<p>Çingene Kızı Mozaiği’nin hemen yakınında bulunan eserdeki yaklaşık 1800 yıllık ayak tasviri, bir çocuk nöroloğunun tıbbi bakışıyla yeniden değerlendirildi ve bilimsel literatüre taşındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çalışmanın yayımlandığı Journal of Pediatric Orthopaedics B’de yer alan bilimsel yayın, antik bir sanat eserindeki anatomik ayrıntının modern tıp perspektifiyle nasıl değerlendirilebileceğine ilişkin dikkat çekici bir örnek sunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/medical-point-gaziantepten-1800-yillik-zeugma-mozaiginde-tibbi-iz</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/medical-point-gaziantepten-1800-yillik-zeugma-mozaiginde-tibbi-iz.jpg" type="image/jpeg" length="82207"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Perihan Öztürk, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/cilt-hastaliklari-uzmani-prof-dr-perihan-ozturk-sanko-universitesi-hastanesinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/cilt-hastaliklari-uzmani-prof-dr-perihan-ozturk-sanko-universitesi-hastanesinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Cilt Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Perihan Öztürk, SANKO Üniversitesi Hastanesi’nde hasta kabulüne başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Prof. Dr. Perihan Öztürk, 1978 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. 1999 yılında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. 2001-2005 yılları arasında Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimini tamamladı.</p>

<p>Prof. Dr. Öztürk, 2010-2013 yılları arasında yardımcı doçent, 2013-2018 yılları arasında doçent olarak görev yaptı. 2018 yılında profesörlük unvanını alan Prof. Dr. Öztürk, 2025 yılına kadar Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı’nda görevini sürdürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akademik kariyeri boyunca Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Başkanlığı, Tıp Fakültesi Dekan Yardımcılığı, Dâhili Tıp Bilimleri Bölüm Başkanlığı, Sağlık Etik Kurul Başkanlığı ve Tıp Fakültesi Akreditasyon Komisyon Başkanlığı başta olmak üzere çeşitli akademik ve idari görevlerde bulundu.</p>

<p>Prof. Dr. Perihan Öztürk’ün başlıca mesleki ve bilimsel ilgi alanları arasında sedef hastalığı (Psoriasis), Behçet hastalığı, saç hastalıkları, dermatoendokrinoloji, ürtiker (Kurdeşen), vitiligo, kozmetik uygulamalar, rejeneratif tedaviler ve çeşitli dermatolojik hastalıklar yer almaktadır. Prof. Dr. Öztürk, akademik kariyeri boyunca bu alanlarda bilimsel çalışmalar yürütmüş, çok sayıda ulusal ve uluslararası bilimsel yayına katkı sağlamıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/cilt-hastaliklari-uzmani-prof-dr-perihan-ozturk-sanko-universitesi-hastanesinde</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/cilt-hastaliklari-uzmani-prof-dr-perihan-ozturk-sanko-universitesi-hastanesinde.jpg" type="image/jpeg" length="32677"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler hastalık habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-hastalik-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-hastalik-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bağırsak alışkanlıkları kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bazı bireyler her gün düzenli olarak dışkılarken, bazı kişilerde daha seyrek dışkılama normal kabul edilebilir.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Ancak kişinin kendi bağırsak düzeninde ortaya çıkan ve uzun süre devam eden belirgin değişiklikler, altta yatan bir sağlık sorununun habercisi olabilir.</p>

<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Kaçmaz, bağırsak alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikler ve dikkat edilmesi gereken belirtiler hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>BAĞIRSAK DÜZENİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER ÖNEMSENMELİ</strong></p>

<p>Uzun süren kabızlık, sürekli ishal, kabızlık ve ishal dönemlerinin dönüşümlü yaşanması, dışkı çapında incelme, dışkıda kan görülmesi ve dışkılama sonrasında bağırsakların tam boşalmadığı hissi gibi belirtiler dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>BAĞIRSAK ALIŞKANLIKLARINDAKİ DEĞİŞİKLİKLERİN NEDENLERİ</strong></p>

<p>Bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklerin birçok farklı nedenden kaynaklanabileceğini belirten Dr. Hüseyin Kaçmaz, bazı değişikliklerin geçici olabileceğini, bazılarının ise daha ciddi sağlık sorunlarına işaret edebileceğini ifade etti.</p>

<p>Beslenme düzeninde meydana gelen değişiklikler, lif alımının aniden artırılması veya azaltılması, yetersiz sıvı tüketimi ile yağlı ve baharatlı yiyeceklerin aşırı tüketilmesi bağırsak hareketlerini etkileyebilir.</p>

<p>Bağırsak enfeksiyonları, irritabl bağırsak sendromu (IBS), Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar bağırsak hastalıkları da ishal, kabızlık veya her iki durumun dönüşümlü yaşanmasına neden olabilir.</p>

<p>Antibiyotikler, müshiller ve demir takviyeleri gibi bazı ilaçlar da bağırsak fonksiyonlarında değişikliğe yol açabilir.</p>

<p>Bunların yanı sıra stres ve kaygı, tiroit bozuklukları, çölyak hastalığı ve bazı durumlarda kolon kanseri de bağırsak alışkanlıklarını etkileyebilir.</p>

<p><strong>HER DEĞİŞİKLİK HASTALIK ANLAMINA GELMEZ</strong></p>

<p>Beslenme düzenindeki değişiklikler, yetersiz sıvı tüketimi, hareketsizlik, stres, seyahat ve bazı ilaçların kullanımı bağırsak düzenini geçici olarak etkileyebilir. Ancak değişikliğin uzun sürmesi, giderek artması veya başka yakınmaların eşlik etmesi durumunda bir gastroenteroloji uzmanına başvurulması gerekir.</p>

<p><strong>ERKEN TANI TEDAVİ BAŞARISINI ARTIRABİLİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tanı sürecinde hastanın yaşı, şikâyetlerinin süresi, kullandığı ilaçlar ve aile öyküsü değerlendirilir. Gerekli görüldüğünde kan ve dışkı testleri, görüntüleme yöntemleri, kolonoskopi veya diğer endoskopik incelemeler uygulanabilir.</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Kaçmaz, “Kişinin kendi bağırsak düzeninin dışında gelişen ve kalıcı hâle gelen değişiklikler önemsenmelidir. Özellikle dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık veya karın ağrısı varsa vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır.” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-hastalik-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/dr-huseyin-kacmaz-photoroom.png" type="image/jpeg" length="54182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dört haftadan uzun süren ses kısıklığı ciddiye alınmalı]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/dort-haftadan-uzun-suren-ses-kisikligi-ciddiye-alinmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/dort-haftadan-uzun-suren-ses-kisikligi-ciddiye-alinmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Soğuk algınlığı, sesin yoğun kullanılması ve reflü gibi nedenlerle ortaya çıkabilen ses kısıklığı, çoğu zaman geçici olsa da dört haftadan uzun sürdüğünde altta yatan nedenin araştırılması gerekiyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p>Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, özellikle uzun süren ve tekrarlayan ses kısıklığının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Ses kısıklığı, sesin normalden farklı çıkması, daha boğuk, çatallı, nefesli veya kısık hale gelmesi olarak tanımlanıyor. Sesin oluşmasında temel rol oynayan ses tellerindeki şişme, tahriş, hareket bozuklukları veya yapısal değişiklikler bu duruma neden olabiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları, sesin uzun süre ve yüksek şiddette kullanılması, reflü, alerjiler ve sigara kullanımı sık karşılaşılan nedenler arasında yer alıyor. Bununla birlikte, uzun süre devam eden ses kısıklığı daha ciddi bazı hastalıkların da belirtisi olabiliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, ses kısıklığının tek başına bir hastalık olmadığını, farklı sağlık sorunlarının belirtisi olarak ortaya çıkabileceğini belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>"Ses kısıklığı, ses tellerinin normal titreşimini etkileyen pek çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Özellikle soğuk algınlığı veya üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ses tellerinde oluşan ödem, geçici ses değişikliklerine yol açabilir. Bunun yanı sıra yüksek sesle konuşmak, bağırmak, uzun süre konuşmak veya sesi yoğun kullanmak da ses tellerinin zorlanmasına neden olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Reflü de ses kısıklığının gözden kaçabilen nedenlerinden biridir. Mide içeriğinin yemek borusundan yukarı doğru gelerek gırtlak bölgesine ulaşması, ses tellerinde tahrişe yol açabilir. Bu durumda sabahları belirgin ses kısıklığı, boğaz temizleme ihtiyacı ve öksürük gibi yakınmalar eşlik edebilir.</p>

<p>Ses kısıklığının nedenleri arasında ses teli nodülleri, polipleri ve kistleri gibi yapısal sorunlar da bulunur. Daha nadiren ses teli hareket bozuklukları, bazı nörolojik hastalıklar ve gırtlak bölgesindeki tümörler de ses değişikliğine neden olabilir. Bu nedenle ses kısıklığının ne kadar sürdüğü, beraberinde başka belirtilerin bulunup bulunmadığı ve kişinin risk faktörleri değerlendirilmelidir."</p>

<p><strong>DÖRT HAFTADAN UZUN SÜREN SES KISIKLIĞI ÖNEMSENMELİ</strong></p>

<p>Üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ses kısıklığı çoğunlukla geçici seyrediyor. Ancak ses kısıklığının dört hafta içinde düzelmemesi veya belirgin şekilde gerilememesi halinde ses tellerinin ve gırtlak bölgesinin değerlendirilmesi gerekiyor. Daha ciddi bir hastalık düşündüren belirtiler varsa değerlendirme için dört haftanın beklenmesi gerekmiyor.</p>

<p>Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, özellikle uzun süren ses değişikliklerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek, "Ses kısıklığının süresi, değerlendirme açısından önemli bir göstergedir. Bir enfeksiyon sonrasında ortaya çıkan ses değişikliğinin giderek düzelmesi beklenir. Buna karşın dört haftayı aşan, tekrarlayan veya giderek belirginleşen ses kısıklığında nedenin ortaya konulması gerekir. Özellikle sigara kullanımı, mesleki olarak yoğun ses kullanımı, boyunda kitle, nefes almada güçlük veya yutma güçlüğü gibi bulguların eşlik ettiği durumlarda daha erken değerlendirme yapılmalıdır" dedi.</p>

<p><strong>SES KULLANIMINA DİKKAT ETMEK GEREKİYOR</strong></p>

<p>Sesin yoğun ve yanlış kullanılması, özellikle öğretmenler, çağrı merkezi çalışanları, sanatçılar, avukatlar, sağlık çalışanları ve gün içinde uzun süre konuşmak zorunda olan kişilerde ses sorunlarının ortaya çıkma riskini artırabiliyor. Gürültülü ortamlarda yüksek sesle konuşmak, uzun süre aralıksız konuşmak ve bağırmak ses telleri üzerinde yük oluşturabiliyor.</p>

<p>Ses sağlığının korunmasında günlük alışkanlıkların da önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, yeterli sıvı tüketilmesinin, uzun süreli ve yüksek sesli konuşmalardan kaçınılmasının ve sesin gerektiğinde dinlendirilmesinin önemli olduğunu ifade etti. Sürekli boğaz temizleme alışkanlığının da ses tellerinde tahrişe yol açabileceğine dikkat çeken Yalçınozan, bu davranışın sık tekrarlanması halinde altta yatan nedenin araştırılması gerektiğini belirtti.</p>

<p>Sigara dumanının da gırtlak ve ses tellerinde tahrişe neden olabildiğini ifade eden Yalçınozan, uzun süren ses kısıklığında sigara kullanımının önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi. Özellikle sabahları belirginleşen ses kısıklığı, sık boğaz temizleme ve kronik öksürük gibi yakınmaların reflü ile ilişkili olabileceğini belirten Yalçınozan, ses değişikliğinin değerlendirilmesinde eşlik eden belirtilerin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>BAZI BELİRTİLER DAHA ERKEN DEĞERLENDİRME GEREKTİRİYOR</strong></p>

<p>Ses kısıklığına nefes almada veya yutkunmada güçlük, kanlı balgam, boyunda kitle ya da konuşurken ve yutkunurken ağrı gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda değerlendirme geciktirilmemeli. Ani başlayan ve özellikle yoğun ses kullanımının ardından ortaya çıkan belirgin ses kaybının da dikkate alınması gerekiyor.</p>

<p>Ses kısıklığının nedeninin belirlenmesinde öncelikle kişinin öyküsü ve belirtilerin özellikleri değerlendiriliyor. Gerekli durumlarda gırtlak ve ses tellerinin görüntülenmesiyle ses değişikliğine yol açan neden araştırılıyor. Böylece enfeksiyon, ses kullanımına bağlı zorlanma, reflü, ses teli üzerindeki yapısal değişiklikler veya farklı bir sağlık sorununun etkisi değerlendirilebiliyor.</p>

<p>Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, ses kısıklığının günlük yaşamın doğal bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, "Ses değişikliğinin geçici olması ile uzun süre devam etmesi arasında önemli bir fark vardır. Özellikle nedeni açıklanamayan, tekrarlayan veya giderek artan ses kısıklığında belirtilerin süresi ve eşlik eden bulgular dikkate alınmalıdır. Ses kısıklığının altında yatan nedenin belirlenmesi için gerekli değerlendirmelerin yapılması önem taşır" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/dort-haftadan-uzun-suren-ses-kisikligi-ciddiye-alinmali</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/ses-k-s-kl-na-ne-yi-gelir-50da7d29.jpg" type="image/jpeg" length="24004"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantepliler dikkat! Sürekli yorgunluk haşimato belirtisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-surekli-yorgunluk-hasimato-belirtisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-surekli-yorgunluk-hasimato-belirtisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzman Dr. Cemile Feyza Elbistan, sürekli yorgunluk, kilo vermekte zorlanma, saç dökülmesi ve üşüme gibi şikâyetlerin yoğun çalışma temposu veya strese bağlanabildiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Vücudun enerji kullanımından kilo kontrolüne, saç ve cilt sağlığından zihinsel performansa kadar birçok sistemi etkileyen tiroid bezinin bağışıklık sistemi tarafından yanlışlıkla hedef alınmasıyla ortaya çıkan Haşimato tiroidi, özellikle kadınlarda sık görülüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"HAŞİMATO YALNIZCA TİROİD BEZİNİ İLGİLENDİREN BİR HASTALIK DEĞİL"</strong></p>

<p>Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Uzman Dr. Cemile Feyza Elbistan, tiroid bezinin metabolizma üzerinde önemli bir rolü bulunduğunu ifade ederek, "Boynun ön kısmında bulunan tiroid bezi, salgıladığı hormonlarla enerji kullanımından kilo kontrolüne, bağırsakların çalışmasından cilt ve saç sağlığına, hatta zihinsel performansa kadar birçok sistemi düzenler. Haşimato tiroidinde ise bağışıklık sistemi yanlışlıkla tiroid bezine saldırır. Zamanla tiroid bezinin hormon üretme kapasitesi azalır. Bu durum hastalarda halsizlik, kilo vermekte zorlanma, saç dökülmesi, cilt kuruluğu, kabızlık, üşüme ve halk arasında ‘beyin sisi’ olarak bilinen dikkat ve konsantrasyon sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle Haşimato yalnızca tiroid bezini ilgilendiren bir hastalık değil, tüm vücudu etkileyebilen otoimmün bir süreçtir" dedi.</p>

<p><strong>"YANLIŞ BESLENME ALIŞKANLIKLARI HASTALIĞI TETİKLEYEN FAKTÖRLER ARASINDA YER ALABİLİYOR"</strong></p>

<p>Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yatkınlığın tek başına belirleyici olmadığını kaydeden Elbistan, "Viral enfeksiyonlar, gebelik ve doğum sonrası hormonal değişiklikler, kronik stres, D vitamini ve selenyum eksikliği ile yanlış beslenme alışkanlıkları hastalığı tetikleyen faktörler arasında yer alabiliyor" diye konuştu.</p>

<p>Tiroid hastalıklarının değerlendirilmesinde ilk bakılan değerlerden birinin TSH olduğunu belirten Elbistan, yalnızca TSH değerine bakılarak tedavi başlanmasının doğru olmadığını söyleyerek, "TSH, beynin tiroid bezine ‘daha fazla hormon üret’ komutu vermek için salgıladığı bir hormondur ve tiroidin nasıl çalıştığı hakkında önemli ipuçları verir. Ancak tek başına TSH değerine bakarak ömür boyu ilaç başlanması doğru bir yaklaşım değildir. Özellikle TSH değerinin hafif yüksek olduğu durumlarda hastanın şikâyetleri, serbest T4 düzeyi, tiroid antikorları, yaşı, gebelik durumu ve kalp-damar riskleri birlikte değerlendirilmelidir. Bazı hastalarda düzenli takip yeterli olurken, bazı hastalarda ise tedaviye başlanması gerekebilir. Bu nedenle tedavi kararı laboratuvar sonucundan çok, hastanın bütüncül değerlendirilmesiyle verilmelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"HASTALIKLA MÜCADELEDE HASTA VE HEKİM AYNI TAKIMIN PARÇASIDIR"</strong></p>

<p>Haşimato tedavisinin yalnızca tiroid ilacının dozunu ayarlamaktan ibaret olmadığını vurgulayan Elbistan, "Beslenme alışkanlıkları, D vitamini ve demir gibi vitamin-mineral düzeyleri, metabolik durum ve yaşam tarzı da tedavinin önemli parçalarıdır. Güncel yaklaşım, hastayı sadece reçeteyle değil, yaşam tarzı değişiklikleriyle birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor. Haşimato tedavisinde kalıcı başarı yalnızca ilaçla değil; düzenli takip, doğru beslenme, yaşam tarzı değişiklikleri ve hastanın tedaviye aktif katılımıyla mümkün oluyor. Hastalıkla mücadelede hasta ve hekim aynı takımın parçasıdır" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-surekli-yorgunluk-hasimato-belirtisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 08:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/surekli-yorgunluk-ve-usume-yasiyorsaniz-dikkat-hasimato-belirtisi-olabilir.webp" type="image/jpeg" length="24328"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlık Bakanlığı acil müdahale rehberini yeniledi: 78 kategori!]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/saglik-bakanligi-acil-mudahale-rehberini-yeniledi-78-kategori</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/saglik-bakanligi-acil-mudahale-rehberini-yeniledi-78-kategori" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanlığının "Ambulans ve Acil Bakım Teknikerleri ile Acil Tıp Teknisyenlerinin Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Tebliğ" Resmi Gazete'de yayımlandı. İşte detaylar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Ambulans ve Acil Bakım Teknikerleri ile Acil Tıp Teknisyenlerinin Çalışma Usul ve Esaslarına Dair Tebliğde yer alan "Hastane Öncesi Acil Tıbbi Yardım ve Bakım Akış Şemaları" yenilendi.</p>

<p>Buna göre, Hastane Öncesi Acil Tıbbi Yardım ve Bakım Akış Şemaları, "Yetişkin Algoritmaları", "Doğum ve Yenidoğan Algoritmaları" ve "Çocuk Algoritmaları" olmak üzere 3 ana bölümden oluşuyor. Bu ana bölümlerde ise 78 alt kategoriye yer verildi.</p>

<p><strong>Müdahale yöntemleri ayrı başlıklarda anlatıldı</strong></p>

<p>Yapılan düzenlemeyle, özellikli acil durumlara yönelik müdahale yöntemleri de yeni akış şemalarında ayrı başlıklar altında yer aldı. Öte yandan bazı başlıklarda ise değişikliğe gidilerek, kapsamı detaylandırıldı.</p>

<p>Bu kapsamda "Saha Yönetimi" başlığı, "Olay Yeri Yönetimi" şeklinde değiştirildi ve buradaki adımların sırasında ve içeriğinde değişikliğe gidildi. Buna göre, hastane öncesi acil sağlık ekipleri, ilk olarak Sağlık Komuta Kontrol Merkezini arayarak olay yeri hakkında bilgi alacak ve koordineli olarak olay yerini yönetecek. Hasta ya da yaralı sayısı ve olayın özelliğine göre, ek kaynak ihtiyacını belirleyerek ihtiyaç duyulan ekip ve ekipmanı isteyecek.</p>

<p>Tebliğde, aşırı huzursuzluk, yerinde duramama, sinirlilik, kaygı ve artmış hareketlilik gösteren, bazen de çevresine karşı saldırgan veya şiddet içeren tepkiler veren hastalar için kullanılan "ajite hasta" kavramı da yer buldu. "Ajite hastaya yaklaşım" başlığı altında bu hastalarla nasıl iletişime geçileceği ve uygulanacak tıbbi yardım konusunda detaylı bilgilendirme yapıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diyabet hastalarına acil durum anlarında nasıl müdahale edileceğinin de detaylı bir şekilde anlatıldığı tebliğ ekinde, alerjik reaksiyon durumlarında da hastaya nasıl müdahale edileceği ve hangi ilaçların kullanılacağı aktarıldı.</p>

<p>Yapılan düzenlemeyle, sağlık çalışanlarının akut inme belirtilerini hızlı şekilde tanıyabilmesini hedefleyen bir tarama yöntemi olan "BEFAST", inme şüphesi bulunan hastaların değerlendirmesinde kullanılacak.</p>

<p>Yılan, akrep ısırması, kene tutunması ve arı sokması gibi durumlarda acil sağlık ekiplerinin yapması gerekenler, tebliğe eklenen "Isırma ve Sokmalar" başlığı altında sıralandı.</p>

<p><strong>"Crush Sendromu", "Start Triyaj", "Jump Start Triyaj" da tebliğde yer buldu</strong></p>

<p>Yapılan düzenlemede "zehirlenmeler" genel bir başlık altında toplanırken, bu başlık altında sıralanan acil durumlara "karbonmonoksit zehirlenmesi" de ayrı bir başlık olarak eklendi.</p>

<p>Genellikle depremler, trafik kazaları ve iş kazaları sonrası görülen, kas dokusunun uzun süreli ezilmesiyle ortaya çıkan "Crush Sendromu" da bir başlık altında tebliğde yerini aldı.</p>

<p>Hastane öncesi acil sağlık ekiplerinin bu tür durumlarda hangi tıbbi yöntemleri uygulayacağına yer verilen düzenlemede, yarım saatten fazla göçük altında kalma, sıkışma ya da basıya bağlı yaralanmalarda "Crush Sendromu'nun" düşünülmesi gerektiği ifade edildi.</p>

<p>Afetler ve toplu kazalar gibi çok sayıda yaralının olduğu olaylarda kullanılan hızlı tedavi sistemi "Start Triyaj" ise ayrı bir başlık altında tebliğe eklendi. Bu tür durumlarda acil sağlık ekiplerinden triyaja en yakın hastadan başlaması, triyaj süresinin her hasta için 1 dakikadan kısa tutulması istendi.</p>

<p>"Çocuk Algoritmaları" başlığı altında ise afetler ve kitlesel yaralanmalarda 8 yaş altı çocuk yaralıları hızlıca sınıflandırmak için kullanılan pediatrik bir afet triyaj sistemi olan "Jump Start Triyaj" kavramı da tebliğe eklendi.</p>

<p>Sağlık Komuta Kontrol Merkezinde ve Çağrı Merkezinde görevli hekimler ihtiyaç halinde algoritmalar doğrultusunda ambulans ekiplerine gerekli desteği sağlayacak.</p>

<p>Tebliğde "Doğum ve Yenidoğan Algoritmaları" başlığı altında doğum sonrası tehlikeli ve aşırı miktarda kanamalarda (Postpartum Kanama) hastane öncesinde izlenecek değerlendirme ve müdahale basamakları belirlendi. Öte yandan aynı başlık altında "Gebelikte Akut Hipertansiyon Yönetimi" de yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/saglik-bakanligi-acil-mudahale-rehberini-yeniledi-78-kategori</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 19:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-a-20260825-42304717-42304716-s-a-g-l-i-k-b-a-k-a-n-l-i-g-i-n-d-a-n-h-a-y-a-t-k-u-r-t-a-r-a-n-m-u-d-a-h-a-l-e-l-e-r-e-g-u-n-c-e-l-r-e-h-b-e-r.jpg" type="image/jpeg" length="72783"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gaziantepliler dikkat! Diz ağrısı farklı hastalıkların habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-diz-agrisi-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-diz-agrisi-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mehmet Emin Şimşek, diz ağrısının tek başına bir hastalık olmadığını belirterek, ağrının yeri, şişliğin ortaya çıkış zamanı ile dizde kilitlenme ve boşalma hissi gibi belirtilerin tanı açısından önemli ipuçları verdiğini ifade etti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Hastaneden yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Şimşek, dizin kemik, kıkırdak, menisküs, bağ, kas ve tendonlardan oluşan karmaşık bir eklem olduğunu ve bu yapılardan herhangi birindeki sorunun ağrıya neden olabileceğini vurguladı.</p>

<p>Şimşek, ağrının şiddetinin her zaman hastalığın ciddiyetini göstermediğini, hafif görünen yakınmaların bile menisküs veya kıkırdak hasarının ilk belirtisi olabileceğini anlattı.</p>

<p>Diz kapağı çevresinde hissedilen ve merdiven çıkma, çömelme ya da uzun süre oturmayla artan ağrıların diz kapağı ekleminden kaynaklanabileceğine değinen Şimşek, dizin iç veya dış tarafındaki ağrıların ise menisküs yırtığı, kıkırdak hasarı ya da kireçlenmeyle ilişkili olabileceğini, özellikle dönme hareketi sonrası başlayan ağrılarda menisküslerin değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Şimşek, menisküs yırtıklarının yalnızca sporcularda görülmediğini, gençlerde travmaya bağlı, ileri yaşlarda ise basit hareketlerle oluşabileceğini vurguladı.</p>

<p>Dizin arka kısmındaki ağrıların Baker kisti, kas-tendon sorunları veya damar hastalıklarından kaynaklanabileceğini aktaran Şimşek, baldırda şişlik, kızarıklık ve ısı artışı varsa damar sisteminin de incelenmesi gerektiğini kaydetti.</p>

<p>Travmadan sonraki ilk saatlerde gelişen hızlı şişliğin, ön çapraz bağ yaralanması veya eklem içi kanamayla ilişkili olabileceğine işaret eden Şimşek, bir-iki gün sonra gelişen şişliğin ise menisküs yaralanmalarında görüldüğünü aktardı.</p>

<p>Yoğun aktivite sonrası tekrarlayan şişliğin menisküs veya kireçlenme belirtisi olabileceğini ve şişliğin geçmesinin, altta yatan sorunun iyileştiği anlamına gelmediğini ifade eden Şimşek, ateş ve titremenin eşlik ettiği durumlarda ise eklem enfeksiyonu ihtimali nedeniyle vakit kaybedilmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini bildirdi.</p>

<p><strong>- "HER MENİSKÜS YIRTIĞI, AMELİYAT GEREKTİRMEZ"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şimşek, halk arasında sık kullanılan "dizim kilitlendi" ifadesinin, her zaman gerçek kilitlenme anlamına gelmediğini belirterek, şu değerlendirmelerde bulundu:</p>

<p>"Gerçek kilitlenmede diz, belirli bir noktadan sonra açılamaz veya kapanamaz. Bu durum, büyük menisküs yırtıkları ya da eklem içindeki serbest parçalardan kaynaklanabilir. Dizde ani boşalma hissi, özellikle ön çapraz bağ yaralanmalarında görülebilir. Ağrı ve şişliğin eşlik etmediği diz sesleri ise çoğu zaman ciddi bir hastalık anlamına gelmez. Diz hastalıklarında tanı yalnızca MR ile konulmaz, fizik muayene ve hastanın öyküsü temel belirleyicidir. MR'da görülen her menisküs yırtığı, ameliyat gerektirmez. Egzersiz, kilo kontrolü, fizik tedavi ve ilaç uygulamaları, bir çok hastada yeterli olabilir. Cerrahi kararında hastanın yaşı, yaşam beklentisi ve hasarın yeri birlikte değerlendirilir. Travma sonrası dizin hızla şişmesi, üzerine basılamaması, şekil bozukluğu oluşması veya dizin kilitlenmesi halinde gecikmeden doktora başvurulmalı. Tekrarlayan şişlik, gece uykudan uyandıran ağrı ve dizde boşalma hissi, ihmal edilmemeli. Diz ağrısı tek başına bir hastalık değil, vücudun verdiği bir uyarıdır."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>AA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/gaziantepliler-dikkat-diz-agrisi-farkli-hastaliklarin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-a-20260825-42302448-42302447-d-i-z-a-g-r-i-s-i-s-i-s-l-i-k-v-e-k-i-l-i-t-l-e-n-m-e-f-a-r-k-l-i-h-a-s-t-a-l-i-k-l-a-r-i-n-h-a-b-e-r-c-i-s-i-o-l-a-b-i-l-i-y-o-r.jpg" type="image/jpeg" length="39479"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşlılarda yutma bozukluğu akciğer enfeksiyonu habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.referansgazetesi.com.tr/yaslilarda-yutma-bozuklugu-akciger-enfeksiyonu-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.referansgazetesi.com.tr/yaslilarda-yutma-bozuklugu-akciger-enfeksiyonu-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yutkunma, çoğu zaman farkında olmadan gerçekleştirilen karmaşık bir mekanizma olarak biliniyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Yaşlı bireylerde yutma güçlüğünün çoğu zaman 'yaşlılıktandır' denilerek göz ardı edildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yemek yerken öksürme, boğaz temizleme ihtiyacı ve açıklanamayan kilo kaybı 'yaşlılığın doğal sonucu' olmayabilir" dedi.</p>

<p>Yemek yerken, su içerken hatta tükürüğü yutarken çok sayıda kas ve sinir eş zamanlı ve koordineli şekilde çalışıyor. Ancak yaş ilerledikçe bu hassas mekanizmada meydana gelen değişiklikler yutma güçlüğüne neden olabiliyor. Tıpta disfaji olarak adlandırılan yutma bozukluğu, özellikle ileri yaşlarda yaşam kalitesini düşürmenin yanı sıra aspirasyon zatürresi, yetersiz beslenme ve sıvı kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.</p>

<p>Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlı bireylerde yutma güçlüğünün çoğu zaman "yaşlılıktandır" denilerek göz ardı edildiğine dikkat çekerek, "Yemek sırasında ortaya çıkan öksürük, boğulma hissi, seste değişiklik veya öğünlerin giderek uzaması yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul edilmemeli. Yutma bozukluğu erken dönemde fark edildiğinde, hastanın güvenli beslenmesi ve yaşam kalitesinin korunması açısından önemli kazanımlar sağlanabilir" dedi.</p>

<p><strong>"YAŞLANMAYLA BİRLİKTE YUTMA MEKANİZMASI ZAYIFLAYABİLİYOR"</strong></p>

<p>Toplumda yutma güçlüğünün yalnızca inme, Parkinson, Alzheimer gibi nörolojik hastalıkları bulunan veya boğaz bölgesinde tümör ve darlık gibi yapısal problemleri olan kişilerde görüldüğü düşünüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlanmanın da yutma mekanizmasını etkileyebileceğini belirtti.</p>

<p>"Yaş ilerledikçe kas kütlesindeki azalma, reflekslerin yavaşlaması, ağız ve boğaz bölgesindeki duyuların azalması, yutak kaslarında güçsüzlük ve kaslar arasındaki koordinasyonun bozulması yutma fonksiyonunu olumsuz etkileyebiliyor" diyen Prof. Dr. Ömer Erdur, diş ve protez problemleri ile tükürük salgısındaki azalmanın da bu sürece katkıda bulunabileceğini ifade etti.</p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan bu değişiklikler bazı kişilerde yutmanın daha yavaş ve daha güç gerçekleşmesine neden olabilir. Buna nörolojik hastalıklar, kas kaybı veya baş-boyun bölgesine yönelik bazı tedaviler de eklendiğinde risk daha da artabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"MASUM GÖRÜNEN ÖKSÜRÜK AKCİĞERLERİ TEHDİT EDEBİLİR"</strong></p>

<p>Yutma bozukluğunun en önemli risklerinden birinin, yiyecek veya sıvıların yemek borusu yerine soluk borusuna kaçması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Erdur, "Bu durum aspirasyon olarak adlandırılır. Özellikle ileri yaştaki bireylerde boğaz bölgesindeki duyunun azalması nedeniyle aspirasyon her zaman öksürükle kendini göstermeyebilir" dedi.</p>

<p>Akciğerlere ulaşan gıda, sıvı veya tükürüğün tekrarlayan enfeksiyonlara ve aspirasyon zatürresine neden olabileceğinin altını çizen Erdur, "Hastaneye yatış gerektirebilecek bu enfeksiyonlar, ileri yaştaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Özellikle yemek veya su içerken ortaya çıkan tekrarlayan öksürük kesinlikle göz ardı edilmemeli" diyen Prof. Dr. Erdur, "Bazı hastalarda gıdanın solunum yoluna kaçması belirgin bir öksürük olmadan da gerçekleşebilir. Bu nedenle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları gibi dolaylı belirtiler de yutma bozukluğu açısından değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p><strong>"YUTMA GÜÇLÜĞÜ BESLENMEYİ VE İLAÇ KULLANIMINI DA ETKİLİYOR"</strong></p>

<p>Yutkunurken takılma, öksürme veya boğulma korkusu yaşayan yaşlı bireylerin zamanla yemek yemekten kaçınabildiğini belirten Prof. Dr. Ömer Erdur, "Bunun sonucunda kilo kaybı, yetersiz beslenme ve kas kaybı gelişebiliyor. Benzer şekilde su içerken öksüren kişiler sıvı tüketimini azaltabiliyor. Bu durum dehidratasyona ve buna bağlı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor" dedi.</p>

<p>Yutma güçlüğünün, düzenli ilaç kullanması gereken hastalarda da önemli bir sorun oluşturabildiğini ifade eden Prof. Dr. Erdur, "Tablet veya kapsülleri yutmakta zorlanan hastaların ilaçlarını aksatması, mevcut hastalıklarının kontrolünü güçleştirebiliyor" dedi.</p>

<p><strong>"BU BELİRTİLERİ 'YAŞLILIKTANDIR' DİYEREK GEÇİŞTİRMEYİN"</strong></p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlı yakınlarında bazı belirtilerden bir veya birkaçının görülmesi halinde yutma fonksiyonunun değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, belirtileri şöyle sıraladı: "Yemek veya sıvı tüketirken sık sık öksürme ya da boğulma hissi, yemek sonrasında sürekli boğaz temizleme ihtiyacı, yutkunma sırasında ağrı veya zorlanma, yutkunma sonrasında seste ıslak, hırıltılı veya farklı bir ton oluşması, gıdanın boğazda veya göğüste takıldığı hissi, lokmayı uzun süre ağızda bekletme, öğünlerin normalden çok daha uzun sürmesi, açıklanamayan kilo kaybı, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, tablet veya kapsül şeklindeki ilaçları yutmakta zorlanma."</p>

<p><strong>"YUTMA BOZUKLUĞU DEĞERLENDİRİLEBİLİR VE TEDAVİ EDİLEBİLİR"</strong></p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yutma güçlüğü, ayrıntılı hasta öyküsü ve klinik değerlendirme sonrasında gerekli durumlarda farklı yöntemlerle incelenebiliyor. Videofloroskopik yutma çalışması ve endoskopik yutma değerlendirmeleri, yutmanın hangi aşamasında problem yaşandığının belirlenmesine yardımcı olabiliyor. Değerlendirme sonucunda hastanın güvenli şekilde beslenebilmesi için uygun gıda ve sıvı kıvamı belirlenebiliyor. Beslenme sırasında doğru pozisyonun sağlanması, baş-boyun pozisyonlandırma teknikleri, yutma egzersizleri ve hastaya özgü terapi yöntemleri uygulanabiliyor. Altta yatan probleme göre tıbbi veya cerrahi tedaviler de gündeme gelebiliyor" diye konuştu.</p>

<p>Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yutma bozukluğu yaşlılığın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Önemli olan belirtileri erken fark etmek ve doğru değerlendirmeyi yapmaktır. Güvenli beslenmenin sağlanması, aspirasyon riskinin azaltılması ve hastanın yeterli sıvı ve besin alabilmesi hem genel sağlık hem de yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır" dedi.</p>

<p><strong>"SOFRADA KALAN YEMEKLER BİR UYARI OLABİLİR"</strong></p>

<p>Yaşlı bireylerin yemeklerini sürekli yarım bırakması her zaman iştahsızlık veya isteksizlik anlamına gelmeyebildiğini söyleyen Erdur, "Yutkunma sırasında yaşanan zorluk ve boğulma korkusu da kişinin yemek yemekten kaçınmasına neden olabilir" dedi.</p>

<p>Yaşlı bireylerde beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerin yakınları tarafından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erdur, "Tabağında sürekli yemek bırakan, su içerken öksüren veya yemek süresi giderek uzayan bir yaşlının bu davranışının altında yutma güçlüğü olup olmadığı araştırılmalıdır. Erken fark edilen yutma bozukluğu, ciddi komplikasyonların önlenmesine ve yaşlı bireyin yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı olabilir" dedi.</p>

<p><strong>HASTA VE HASTA YAKINLARI NELERE DİKKAT ETMELİ?</strong></p>

<p>"Yemek sırasında televizyon gibi dikkat dağıtıcı unsurların mümkün olduğunca ortadan kaldırılması, hastanın dik pozisyonda oturması, küçük lokmalar alması ve lokmayı tamamen yutmadan yeni bir lokma almaması önem taşıyor" diyen Prof. Dr. Ömer Erdur, şöyle devam etti: "Yiyeceklerin çok iyi çiğnenmesi ve yemeğin acele edilmeden tüketilmesi de güvenli yutmaya katkı sağlayabiliyor."</p>

<p>Ancak her hastanın yutma problemi farklı olduğundan, özellikle su gibi sıvıları tüketirken öksürme veya boğulma hissi yaşayan kişilerin kendi kendine kıvam değişikliği yapmak yerine uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ömer Erdur, sözlerini şöyle tamamladı: "Yaşlı yakınınızın tabağında kalan yemekler, su içerken ortaya çıkan öksürük veya giderek uzayan öğün süreleri basit bir iştahsızlık olmayabilir. Bu belirtiler, yutma bozukluğunun önemli işaretleri olabilir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, YEREL HABERLER</category>
      <guid>https://www.referansgazetesi.com.tr/yaslilarda-yutma-bozuklugu-akciger-enfeksiyonu-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 15:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://referansgazetesicomtr.teimg.com/crop/1280x720/referansgazetesi-com-tr/uploads/2026/08/a-w774111-01.jpg" type="image/jpeg" length="31013"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
