Eğer bugün; ozon tabakası delinmiş, mevsimler allak bullak olmuş, küresel ısınma denen büyük bir felaketle karşı karşıya isek, bunun bir sebebi de, ilahi emanet olan çevreye ihanetimiz ve dengeyi bozmamızdır. “Ekolojik denge” veya “doğa kanunu” denen şey, işte Kur'an da defalarca tekrar eden “döşek” ve “beşik” ifadeleriyle anlatılan sünnetullahtır. İlahi dengeye dokunmak, gayretullaha dokunmaktır.

Gayretullaha dokunanlar da er veya geç, ilahi gazap ile karşılaşmaya ve helak olmaya mahkumdurlar.


Çevre konusunda ümmet olarak, bugün acınacak halde olmamız garip değil mi? Resulullah (sav) ve ashabının uyarı, ikaz ve uygulamaları meydandayken, bu konuda asırlarca insanlığa önder ve örnek olmuşken, bize ne oldu da bu hale geldik? Tüm dünyaya temizliği, dirlik ve düzeni öğretmiş bir ümmetin torunlarına yakışıyor mu? 18. Yüzyıla kadar yıkanmayı günah ve zararlı gören batı, nasıl olur da temizlik konusunda bize ders vermeye kalkışır. Bu ümmet çevre ve temizlik konusunda insanlığın öğretmeniyken neden şimdi perişandır?


Ta 1450 yıl önceden yapılan şu nebevi uyarılar meydandayken bu hal bize yakışmaz. “Lânete mâruz kalacağınız üç şeyi yapmaktan sakının: Pınar başlarına, yol ortasına ve insanların gölgelendiği yerlere abdest bozmayın!” (Ebû Dâvûd, Tahâret, 14/26; İbn-i Mâce, Tahâret, 21) “Bir kimse ağaç diker de o ağacın meyvesinden bir insan veya Allah’ın mahlûkâtından herhangi bir varlık yerse bu, o ağacı diken kimse için sadaka olur.” (Ahmed, VI, 444. Bkz. Müslim, Müsâkât, 7) “Kıyamet kopuyor olsa ve birinizin elinde bir fidan bulunsa, kıyamet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın!” (Ahmed, III, 191, 183) “...Rahatsız edici (çöp, diken, taş vb.) bir şeyi yoldan kaldırmak sadakadır.” (Buhârî, Cihâd, 128)


O halde ne yapmalı?


Takdir edersiniz ki, bu vb. sorunlar, sadece devletin ilgili kurum ve kuruluşlarıyla çözülebilecek meseleler değildir. Elbette en başta mezkur kurum ve kuruluşlar, üzerlerine düşeni yapmalıdırlar. Ancak, çevrenin kurtarılması, topyekun bir çevre bilinciyle mümkündür. Çevrenin kurtarılması, sadece temizlemeyi yoğunlaştırmakla olmaz. Ondan çok daha önemli ve öncelikli olanı, kirletmemeyi öğrenmek, öğretmektir.


Bunun için milli eğitim bakanlığı, tüm okullarda bir seferberlik başlatmalıdır. Çevre bilincinin teorik olarak öğretilmesinin çok daha fazlası, pratiğinin yapılmasıdır. Tüm medya kuruluşları, aynı şekilde seferberlik başlatarak yoğun bir şekilde bu konuyu işlemeli ve gündemde tutmalıdır. Öyle birkaç medya spotu, afiş ve duyurudan bahsetmiyorum. Çok daha öte bir yoğunlukta ve sonuç alınıncaya kadar da devam etmelidir. Aynı şekilde belediyeler de tüm birimleriyle bu işe destek vermelidir.


Çevrenin müzikte yoğun bir şeklide gündem yapılması, çocuk şarkıları vb. çalışmalarda daha fazla işlenmelidir. Kara yolları kurumu, tüm yollarda bununla ilgili afiş ve levhalar dikmelidir. Dijital levhalar çok daha yoğun ve etkili bir şekilde kullanılmalıdır. Sanayi bakanlığı, tüm fabrika ve işyerlerinde, çalışanlara yönelik seminer ve değişik eğitim programlarıyla bilinçlendirme ve farkındalık oluşturmalıdır.
Diyanetimize de elbette bu konuda çok işler düşmektedir. Bu da sadece teorik vaaz ve hutbelerle yetinmeyip harekete geçmektir. Örneğin cami derslerine katılan gençler ve çocuklarla, bulundukları köy, kasaba, şehir ve mahallelerde, mesire yerleri, ormanlar vb. yerlerde mıntıka temizlikleri yapmak. Hatta Cuma namazı sonrası, müsait olan cemaatle sahaya inerek aynı mıntıka temizliklerini yapmak. Bu nu periyodik olarak tekrarlayarak, farkındalık oluşturmak.

Bu konuda belediyeler ve mahalli idarelerden ekip ve ekipman desteği alınabilir. Haftada olmasa da ayda bir bu faaliyetlerin tekrarlanması ve bunun medyada paylaşılması, ülke çapında halkta bir farkındalık oluşturacaktır. Zaman içinde insanlar; “çöp sadece çöp kabına atılır, sokağa, pazara, doğaya atılmaz” anlayışına ulaşacaktır. Bunun aynısı, öğretmeni ve öğrencisiyle; ortaöğrenim ve hatta yüksek öğrenim kurumlarımız tarafından da yapılmalıdır.


Sonuç olarak, gelin tül vatan evlatları olarak, Kur'an ve Sünnet’in ışığında, “bu konuda sorumluluklarımız nelerdir?” sorusunu vicdanlarımıza soralım. Ve suçu kimseye atmadan; kadın erkek, genç ihtiyar, yetkili yetkisiz, her birimiz bu konuda ne yapabiliriz? Onun hesabını yapalım ve hemen harekete geçelim. Aksi halde yarın geç olabilir. Çıkar ve menfaatleri için artık uzayı bile çöplük haline getiren küresel zalimlere inat, biz yurdumuz ve yuvamız olan çevreyi ihya etmek için çalışalım. Subheneke... Bihamdike... Esteğfiruke...