Bazı dönemler vardır; insanın dili “ben” diye başlar, cümleleri “ben yaptım” diye biter. Başarı, makam, para ve alkış birikir; insan da fark etmeden kendini büyütür. Oysa büyüyen çoğu zaman insanın hakikati değil, yalnızca gölgesidir.

Güç, modern çağın en iyi pazarlanan illüzyonudur: “Kontrol sende.” Elbette tedbir, akıl ve emek şarttır. Fakat insan bir noktadan sonra sonucu “hak ediş” diye yazmaya başlar. İşte tam orada ince bir çizgi başlar:

Emaneti mülk sanma çizgisi…

Mülk dediğimiz —iktidar, imkân, itibar— kalıcı bir sahiplik değil, geçici bir emanettir. Bir gün verilir, bir gün alınır. Bu hem devletlerin hem şirketlerin hem de bireyin hayatında böyledir.

İnsan güce kavuştuğunda iki yolu vardır: Gücü adalete dayanak yapmak ya da adaleti güce feda etmek.

Yasa, dış sınırdır; helallik iç ölçüdür. Güç yasaya yaslanırsa haklılık üretir ama vicdana yaslanırsa izzet üretir. İzzet, insanın kendisiyle çelişmemesidir. Bir davayı kazanabilirsiniz ama hakikati kaybedebilirsiniz. İflas eden bir kardeşinizin satışa çıkarılan malını almak yasal olabilir; fakat vicdan terazisinde yükü ağırdır. Kanun sizi temize çıkarabilir; fakat kalbinizdeki mahkeme size beraat veremez.

İşte tam burada Alev Alatlı’nın o sarsıcı ifadesi vicdanlara çarpar:

“Yasal olan her şey helal değildir.”

Bugün büyük yanılgı şudur: Gücü sonuç sanmak. Oysa güç çoğu zaman imtihanın başlangıcıdır. Para arttığında sınav bitmez; asıl o zaman başlar. Makam yükseldiğinde hesap kapanmaz; sorumluluk ağırlaşır. Alkış çoğaldığında tehlike büyür.

Çünkü insan yükseldikçe faniliği unutmaya meyleder.

Ve insana yerini hatırlatan bir hakikat, Ebvâ’dan yükselen son sözler gibi yankılanır: Her başlayan biter. Her gelen gider. Her yeni eskir. Her taze bayatlar. Her güçlü zayıflar. Her servet eksilir. Her yaşayan ölür. Ezeli ve ebedi olan yalnızca Allah’tır.

Yüce Rabbimizde Âl-i İmrân 26–27’de şöyle seslenir: “Ey mülkün sahibi Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini aziz eder, dilediğini zelil kılarsın. Hayır Senin elindedir. Şüphesiz Sen her şeye kadirsin. Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katarsın. Diriyi ölüden çıkarır, ölüyü diriden çıkarırsın. Dilediğine hesapsız rızık verirsin.”

Bu ayet bir teselli değildir. Bir uyarıdır. Bu ayet bir temenni değildir. Bir hükümdür.

Makamın da servetin de itibarın da gerçek sahibi sen değilsin. Sana verilen her şey emanettir ve her emanet bir imtihandır.