Cuma günleri telefonlarımızın ekranı adeta bir mesaj yağmuruna tutuluyor. Daha gün doğmadan, hatta bazıları sabah namazının hemen ardından, WhatsApp bildirimleri peş peşe düşmeye başlıyor:

“Hayırlar getiren mübarek cuma olsun…”

“Dualarınız kabul olsun…”

“Hayırlı cumalar…”

Güzel dilekler, güzel temenniler… Kimsenin buna itirazı yok. Cuma, Müslümanın bayramıdır ve insanların birbirine iyi dilek göndermesi elbette değerli bir davranıştır. Ancak burada küçük ama önemli bir noktayı düşünmek gerekiyor: Bu mesajları gönderirken karşı tarafın hayatını, alışkanlıklarını ve düzenini ne kadar hesaba katıyoruz?

Güzel sözün de bir vakti vardır

Saat sabahın erken vakti…

Kimi insan gece vardiyasından çıkmış, kimi geç yatmış, kimi de hafta boyunca biriken yorgunluğunu cuma sabahı biraz daha uyuyarak atmaya çalışıyor. Sen namazını kılmış olabilirsin ama senden önce kılıp yatmış olan da olabilir. Tam o sırada telefonun titreşimi çalıyor. Bir bakıyorsunuz ki gelen mesaj, aslında acil olmayan bir “hayırlı cumalar” mesajı…

Şimdi diyeceksiniz ki; telefonu tamamen sessize al. O da her zaman mümkün olmuyor. Çünkü telefon baş ucunda duruyor; belki önemli bir haber gelecek, belki acil bir durum olacak. Veyahut en azından sessizden geri sesliye almayı unutabilme çekincesi.

Demem o ki; Bu mesajlar sabah en azından 10’dan sonra gönderilse, daha anlamlı olacak. Çünkü mesajların amacı birilerini rahatsız etmek değil, gönül almak değil midir?

Ayrıca aynı mevzu sadece Cuma mesajları için geçerli değil tabiki; diğer mesajlar için de geçerli. Ne göndereceksek biraz insanların düzenini düşünerek göndermek lazım diye düşünüyorum. Yormadan, rahatsız etmeden, kırmadan, dökmeden... Mesela haftasonu insanların dinleme günü diye düşünüyorum. Ama birileri Pazar günü sabah 8’de ya da 9’da tutup link atıyor. Linke itirazım yok ancak neden mesela 11'de değilde 9'da... Bence bunları düşünmek lazım.

Mesaj mı, alışkanlık mı?

İşin bir başka ilginç tarafı ise şu: Acaba bu mesajlar gerçekten okunuyor mu?

Bir gün bir arkadaşın başına gelen benzeri bir olaydan ve “İstersen dene” demesinden sonra, bir gazeteci olarak bunu küçük bir deneyle test ettim ve Cuma mesajı yerine bayram mesajı gönderdim. Yüzlerce kişiye giden mesajın ardından sadece birkaç kişi: “Yanlış göndermişsin, bugün bayram değil.” şeklinde dönüş yaptı.

Büyük çoğunluk ise ne gönderildiğine bile bakmadan mesajı alıp cuma mesajıyla karşılık vererek geçti.

Dijital görev mi oldu?

Çünkü artık birçok kişi mesajın içeriğinden çok, gönderilmiş olmasına bakıyor. Sanki cuma mesajı göndermek bir ibadet değil de haftalık yapılması gereken bir dijital görev haline gelmiş durumda.

Bazıları gerçekten içinden geldiği için gönderiyor. Buna saygı duymak gerekir. Çünkü güzel dileklerin ve iyi niyetin değeri büyüktür. Ancak bazıları da belki “aradan çıksın” düşüncesiyle, işe gitmeden önce hızlıca herkese aynı mesajı yolluyor.

Kopyala, yapıştır, gönder…

Oysa bir sözün değeri, sadece söylenmiş olmasında değil; karşı tarafta nasıl bir his bıraktığındadır.

Peki hiç düşündük mü?

Karşımızdaki kişi o anda ne yapıyor? Uyuyor mu? Çalışıyor mu? Dinleniyor mu? Telefonunun sesiyle uyanmak onu mutlu mu ediyor, yoksa rahatsız mı ediyor?

Belki de artık güzel dilekleri sadece göndermeyi değil, doğru zamanda ve doğru şekilde göndermeyi de öğrenmemiz gerekiyor. Çünkü güzel bir dileğin değeri, sadece içinde taşıdığı sözde değil; karşı tarafa nasıl ulaştığında da gizlidir. Bir mesaj göndermek kolaydır. Asıl önemli olan, o mesajın karşımızdaki insanda güzel bir duygu bırakmasıdır.

Cuma; kırmadan, incitmeden, gönül alarak güzelleşen bir gündür. O halde gönderdiğimiz her güzel söz, bir başkasının huzurunu bozmak yerine huzuruna katkı sağlamalıdır. Çünkü insan ilişkilerinde asıl değerli olan, sadece ne söylediğimiz değil; karşımızdakini ne kadar düşündüğümüzdür de aynı zamanda. Güzel sözümüz de, güzel niyetimiz de zamanında söylendiğinde daha kıymetlidir. Bazen küçük bir incelik, uzun cümlelerden daha fazla anlam taşır. Bazen doğru zamanda söylenen kısa bir söz, günün bütün yorgunluğunu alabilir.

Güzel niyet, güzel bir davranışla tamamlandığında gerçek değerini bulur. Çünkü insanın gönlüne ulaşan yol, sadece sözlerden değil; anlayıştan, nezaketten ve karşısındakine verilen değerden geçer.

Vesselam,