<p>Daralmak ne kelime, ruhum el ve ayaklarından kelepçelenmiş, kıpırdamam dahi na mümkün!... İsmail Kılıçarslan “ Bosna'da ölen çocuklar kimin umurundaydı ve bugün ölen Ortadoğu çocukları, Türk ve Kürt çocukları kimin umurunda” Dediği an televizyonu kapattığım andı!...</p><p>Yaşar Yavuz'un köşe yazısına göz atıyorum, isteksiz ve sıradan bir ruh haliyle “ Dün Afganistan işgal edildiğinde, biz ne yapabiliriz diyen Müslümanlar, bugün kan ve gözyaşı ülkemize kadar geldiğinde yine aynı dili kullanıyorlar. Biz ne yapabiliriz ki!”</p><p>Yılmaz Odabaşı'nın yakın tarihte okuduğum bir yazısını düşünüyorum hafif buruk. Okuduğumda çok duygulanıp ağlamaklı olduğum yazısı. “Hökümet geldi bizi vuracak!” Diyen Mardin'li Şeyho'nun Diyarbakır hapishanesinde yaşadığı acınaklı öyküsünü...</p><p>Ve, 90'lı yılların korku salan “Toros” otomobillerini düşündüğümde tüylerim diken diken oluyor. İçine bir kere bindirilenden umut kesildiği, binenin ise akibetini düşünmeye dahi fırsat bırakılmadan işkencelerin en ağırından geçirilerek yarı baygın asit kuyularına atıldığı yılları...</p><p>Seher vakti Devletin içtima ettiği Kürt köyünü, akşam PKK'nın köy meydanında topladığını hayal ediyorum! Devletin, PKK'ya yataklık yaptığı için azarladığı köylünün, akşam ise, Devlete yardım ettiği gerekçesiyle PKK tarafından dövülmesi ne garip bir çelişkiydi oysa!...</p><p>Derin güçlerin kıyasıya cenk ettiği ve en çok ta “Anaların” ağladığı Doğu ve Güneydoğu'da ne canlar yanmış, ne ocaklar külliyen söndürülmüştü! Sahi, PKK ya da Jitem arasında ne fark vardı ki? Bir cinayet her türlü cinayet değilmidir? Belki de diğeri öldürürken canını dahamı az yakmıştır!..</p><p>Dün, tüm Ortadoğu'yu savaş meydanına çeviren şer güçler, bugün güzel ülkemi ateş çemberine aldılar. Çobanların yanık hoyratlar söylediği dağlar barut dumanına boğulmuş! Ceylanların dolaştığı yamaçlarda bu vatanın çocukları birbirini öldürüyor ve ülkemin aydınları Nişantaşında viskilerini yudumlayıp, Cihangirde nargile çekerek Dokunaklı yazılar yazmakla meşguller!...</p><p>En çok konuşması gerekenler susmayı tercih ederken, cahiller allame-i cihan olmuş ver yansın ediyor sağa, sola!... Belki de sorun “Keşke” kaynaklıdır! “ Neden” ve “ Nasıl” lara ihtiyaç var oysa bu dem!...</p><p>Sebep- Sonuç ilişkilerinin getirdiği etki-Tepki kuralı, eşyanın tabiatındandır. Geçmiş yıllarda derin yapılanmalarla ve paralel oluşumlarla Kürt corafyasında her türlü melaneti Devlet adına işleyen sözde vatanseverler, bugün geldiğimiz noktada en büyük pay sahibidirler. Dün PKK ve diğer terör örgütlerinin sadece askeri yöntemlerle ve bölge halkına baskı yaparak bitirileceğini zannedenlerin ne kadar yanıldıklarını bugün uygulamalı olarak görmekteyiz.</p><p>Bugünde aynı söylemlerle yola çıkan birçok memleket aydınlarının ve bu konuda yorumlar yaparak mangalda kül bırakmayan entellektüellerin bölgeye gelmişliklerinin dahi olduğunu sanmıyorum. PKK'nın bitirilmesi sosyal bir gerçekliktir. Vatan evladı Asker ve polisi alçakça pusuya düşürerek katleden bu cani örgütle askeri usullerle mücadele etmek elbette devletin en asli vazifesi ve hakkıdır da, ancak şu sualide konunun kuyruk kısmına yapıştırmak elzemdir “ Bu yeterlimi?”...</p><p>Elbette değil! Bu topraklarda yıllar yılı sivrisinekleri öldürmekle uğraşıldı ama kimsenin gözü bataklığa ilişmedi! Asırlardır bir arada barış içerisinde yaşayan etnik ve dini unsurlar, son bir asırda niçin hasım oldular ve neden birbirlerinin yokluğunda kendilerini var etmeye çalıştılar?</p><p>An itibarıyla terör meselesini AK Parti üzerinden, R. Tayyip Erdoğan'a yıkmaya çalışan Batı güdümlü aydınlar, 90'lı yıllardan bu yana yapılan hataları görmezden gelerek güya siyasi bir manevra yapmaktadırlar. Onlar için herşey güllük gülistanlıktır zira, burada yaşanacak olan kardeş kavgası veya olası bir iç savaşta kaybedecekleri herhangi bir şeyleri de bulunmamaktadır. En fazla ülke değiştirirler olur biter! Zaten en az üç beş ülkenin bankalarında duruveren paracıkları o gün işe yaramayacakta ne zaman işe yarayacak! Ne gam, ne keder!...</p><p>Bu ülkede yaşamaya mecbur, Türk ve Kürt halkı, kaçabileceği ikinci bir vatanı olmayanlar!İsviçre bankalarında banknot bulunduramayanlar! Siz, biz, hepimiz taraf olmalıyız ama en başta adil olmalıyız! İnsaflı ve merhametli olmalıyız, en önemlisi de vicdanlı olmalıyız!! Tarafımız bu vatan ve bu coğrafya olmalı! Herşeye rağmen devlete sahip çıkmalıyız ama sahip çıktığımız devletimize dair öz eleştirilerimizde olmalı.</p><p>Yazar haklıydı! Bu güne kadar “ Ne yapabiliriz ki” diyen Müslüman alimler, hocalar, STK'lar ve kamuoyu, soru repliğini değiştirerek revüze etmeli! Mesela şöyle demeli “ Fe eyne tezhebun” yani, ey insanlık “Bu gidiş nereye!”...</p>