<p>Birdenbire, kendime şöyle bir soru sormak geldi içimden, yaşadığım ülkede bir yargı kurumunun Başkan Vekilinin ismini bilmek zorunda mıyım?. Dinlediğim ve tekrar, tekrar dinlemek istediğim şarkının bestecisini tanımıyorum ve tanıma ihtiyacı dahi hissetmiyorum, oysa şarkıyı her gün dinliyorum ve çok haz duyuyorum dinlerken. Günlük hayatımda yaptığım veya yapmak zorunda olduğum tüm öncellerimi düşünüyorum. Örneğin alışveriş yaptığım marketin sahibinin ismini bilmiyorum, bunda şaşılacak bir şey yok ki!. Ben sadece ihtiyacımı alıyorum, sahibinden bana ne! veya aracıma yakıt aldığım istasyonun sahibinin kim olduğu kimin umurunda ki?. Soruyu yineliyor beynimde ki ses,” eğer ihtiyacım olan şey adalet almaksa sadece, HSYK başkan vekili’ni tanımak bilmek zorundamıyım”?. Cevap elbette “hayır”, ama ben tanımam gerekmediği halde ismini, kim olduğunu, hangi ilk okulu bitirdiğini, hukuk fakültesinden kaç yılında mezun olduğunu ve diploma notunu dahi biliyorsam bu işte bir gariplik var demektir…</p><p>Belli ki, bu ülkede her kes, her kurum olmaması gereken yerde ve pozisyonda duruyor, aslında, benim veya kamuoyunun, bilinmemesi gereken, veya günlük hayatında hiçbir yer taşımaması gereken kurumlar ve isimleri ezberlemiş olmaları, bizim isteğimizle değil, bilakis bahsi geçenlerin kendilerini sürekli hatırlatmalarından, adeta dikte etmelerinden kaynaklanıyor…</p><p>17 Aralık’tan bu yana bir hukuk çıkmazının içerisinde dolanıp duruyoruz, her gün yeni bir kaos ve kurumlar arasında sidik yarışına sahne olan ülkemizde, tuzun koktuğuna şahit olmak, geleceğe ilişkin endişelerimizi ve umutsuzluklarımızı biraz daha artırmaktan başka bir işe yaramıyor.</p><p>Özellikle; yargı, yürütme ve yasama arasında med cezirler yaşayan demokrasimiz, hukuk adına derin yaralar almaktadır.” Yasalar mı hukuka uygun olmalı? yada hukuk mu yasalara bağlı kalmalı”? gibi garip bir çelişkisi var yargımızın, bu “yumurtamı tavuktan yoksa tavuk mu yumurtadan” türünden bir tartışmadan başka bir şey değildir. Meselenin özünde bir takım siyasi hesaplaşmaların ve bazı yargı mensuplarının kendilerini devletin ve seçilmişlerin üzerinde görme hastalığının olduğu aşikar ki, bu İstiklal Mahkemeleri ile başlamış ve demokrasimize “askeri darbe” geleneği ile bulaşmış bir virüstür.</p><p>Bugün yargının aynı geçmişte olduğu gibi durumdan vazife çıkartıp rol kapma peşinde olduğunu görüyoruz, HSYK Başkan Vekili ve 3. Daire Başkanı Ahmet Hamsici ile Adalet Bakan’ı Bekir Bozdağ arsında süre gelen polemiğe bakılırsa, Bozdağ’ın iddiaları bir hayli ciddi. 17 Aralık’ta adı usulsüz dinleme ve casusluk olaylarına karışan bazı yargı mensuplarının soruşturulmasını engellediği iddia edilen Hamsici, dün basın yoluyla yapmış olduğu bir açıklama da, sosyal medya üzerinden attığı twwetlerle adeta hükümete ve Başbakan’a meydan okuyan savcı ve hakim’lere değil de yine hükümete çıkışarak, emniyet içerisinde soruşturma ve operasyon düzenleyen bazı savcı’ları hedef aldı ve Bakan Bozdağ’ın deyimiyle bu savcılara “aba altından sopa” gösterdi.</p><p>Dünya’nın gelişmiş hiçbir ülkesinde, emsaline şahit olamayacağınız bu kapışma en masum bir ifade ile hukuki ve vicdani değildir, zira atanmışların, seçilmişler üzerinde, bırakın baskı kurma teşebbüslerini ve televizyonlarda bildiri yayınlamayı, izinsiz yıllık izinlerini bile kullanmaları dahi bir suç teşkil eder. HSYK Başkanvekili dün hukuki olmayan şekilde bir bildiri yayınlamıştır, Bakan Bozdağ’a göre, korsan bir bildiridir bu. Ancak, işin öyle trajikomik bir boyutu var ki, bunun hukuk imi? yoksa değil mi? olduğunu anlayabilmek mümkün değil. Zira bu ülkede sorumluluğu olmayan, layüsel iki kurum vardır, bunlardan birisi Cumhurbaşkanlığı kurumu bir diğeri ise HSYK!...</p><p>Bu ülkede herkes, her şey soruşturulabilir, eleştirilebilir, yargılanabilir ve mahkum edilebilir, Başbakan bile, ancak HSYK üyeleri yargılanamaz ve mahkum edilebilemez!...</p><p>Kenan Evren’i hatırlıyorum. 12 Eylül sonrası yaptığı Anayasa’da kendisi ve darbeci Generalleri için öyle maddeler koymuştu ki, sanırsın adam bin yaşayacak, sonsuza kadar sorumsuz ve sınırsız!. Ancak ne var ki, o bile ömrünün son yıllarında en azında Mahkemede ifade verdi ve mahkum edildi. Şimdi HSYK’nın yapısına bakıyorsun aynı şey belki daha fazlası “ beni yargılayamazsın”! peki ya suçluysan?...</p><p>Böyle bir yasa olabilir, ancak böyle bir hukuk olamaz, yeryüzünde her insan yanlış yapabilir ve suç işleyebilir, bu onun en tabii insan olma hürriyetindendir de aynı zamanda. Evet suç işleyebilmek te insanın özlük haklarındandır, insanların suç işlemesini istemesek te, engelleyebilmek için her türlü sosyal eğitimi versek te insanlığın böyle bir hakkı da bulunmaktadır ve elbette bedelini de ödemek koşulu ile.</p><p>HSYK mevcut yapısı ve layüsel konumu ile ülkemiz demokrasisi ve hukukun üstünlüğü için büyük bir sorundur, bu meselenin nasıl çözüleceğine ilişkin kayda değer bir görüş olmasa da, yapılması planlanan bir Anayasa değişikliği umut olarak önümüzde durmaktadır.</p><p>Günlük sorunlar, sosyal hayatımızda ki günceller ve önceliklerimizle boğuşmak ve çocuklarımızı geleceğe hazırlamakla meşgul olan biz TC vatandaşları, falanca ilçenin başsavcı vekili veya filanca sulh cezanın bilmem kaçıncı Hakimi’nin, sıkıyönetim bildirgesi gibi açıklamalarını dinlemek ve isimlerini ezberlemek istemiyoruz. İstediğimiz tek şey ülkede yargının adalet dağıtması, bunu geciktirmeden yapması, hukukun üstünlüğünün sağlanması ve her kişi ve kurumun gerektiğinde dokunulabilir olmasıdır… Çok şey mi istiyoruz efendiler? vesselam… </p>