<p>Dün akşam “star” televizyonunda canlı yayında seyrettim Cumhurbaşkanını. Çok sakin ve kendinden emin konuşuyordu. Sorulan her soruya aynı akılcı üslupla ve “realist” cevaplar verirken, özgün duruşu ve adaletçi kişiliğinden asla taviz vermiyordu.</p><p>Konuşmalarından en fazla ilgimi çeken iki konudan birisi ki, Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin, işgalci Sisi ve uyduruk mahkemesi tarafından idama mahkum edilmesiyle ilgili ortaya koyduğu net ve kesin tavrı, bugüne kadar hiçbir liderin olamadığı kadar onurlu ve adildi.<br />Mısır darbesi konusundaki hassasiyetini ve dik duruşunu daha ilk günden ön plana çıkartan Erdoğan, bu tavrı ile tüm Dünya mazlumlarına desteğini gözler önüne sererken, diğer yandan da, ABD ve AB gibi güçlü ülkelere “asıl gücün zalime değil, mazluma destek” vermek olduğunu göstermiş oldu.<br />Cumhurbaşkanı, hemen, hemen her konuşmasında “ adalet” duygusuna vurgu yapar ki, bu büyük olmanın olmazsa olmaz şartıdır. İçerisinde adaleti barındırmayan hiçbir güç, güçlü kalamaz. Ecdadın dediği gibi “ Zulüm ile abad olanın akibeti berbad olur”…</p><p>Diğer önemli husus ise şüphesiz çözüm süreci ve Kürtlerin durumuydu. Spikerin, Cumhurbaşkanına çözüm süreciyle ilgili soruyu sormasının ardından, verdiği cevaplar hakikaten düşündürücü ve manidardı. 2002 yılı öncesine dikkat çekti Erdoğan ve daha öncesine. Bu ülkede Kürt vatandaşlarımızın kendi dillerinde konuşmasının dahi yasak olduğu günlerden bahsetti. AK Parti iktidarıyla birlikte, bugünlere gelindiğinde, Kürt halkının edindiği kazanımlar bu bölge için en büyük devrim niteliğindeydi. Bugün bu ülkede, Kürtçe yayın yapan devlet kanalı, hatta Anadolu ajansında bir Kürtçe servisi bile kurulmuştu. 2002 öncesi Türkçe bilmeyen yaşlı kadınların mahkemelerde ifadesi bile kabul edilmezken, bugün Kürtçenin okullarda okutulması bir tesadüfmüdür? Tüm bunlar Recep Tayip Erdoğan’ın ifadesiyle “tırnaklarıyla kazıyarak” geldiği bir başarı değil de nedir?</p><p>Hakkari’de bir havaalanı açılmasını bizler sadece haberlerde sıradan bir haber olarak izledik! Oysa bunun arka planındaki mücadeleyi ve o zorlu süreci bir çoğumuz merak bile etmemişizdir. Halbuki bu havaalanını yapabilmek için Devletin ne büyük zorluklarla karşılaştığını bilenler bilir. Bölücü örgüt ve avanesinin çalışan işçileri kaçırdığı, şantiye araçlarını defaten yakıp yıktığı ve bu havaalanının yapılmaması için asker ve polisle çatıştığı arşivlerde kayıtlıyken, HDP Eş Başkan Demirtaş’ın, Cumhurbaşkanına hitaben “ Keşke açılışı birlikte yapsaydık” sözleri ne samimi bir içtenlik, nede gerçekçi bir yaklaşım sergilemektedir.</p><p> Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan “ Kürt kardeşlerimiz kelimesini, bir Başbakan olarak geçmişte ilk ben kullandım” derken, bu konuda sitemini belirtiyordu. Haklıydı, zira tırnaklarıyla kazıyarak çözüme kavuşturduğu bu meseleyi, manipule ederek, siyasi rant peşinde olan HDP’nin bu kazanımda hiçbir hakkı bulunmamaktadır. Bunun en yakın örneğiyse Hakkari’de açılan havaalanıdır. Kendilerine rağmen açılan havaalanında ne emeğin var ki, ne yemeğin olsun sayın Demirtaş! Kürt halkına, hiçbir dönemde, hiçbir siyasinin olamayacağı kadar yakın duran, onların meselelerini kendi meselesi sayarak, ırkçılığı lanetleyen ve tüm bunları yaparken eş zamanlı olarak, paralel örgüt ve Devlet içinde öbeklenmiş “ulusalcı” derin yapılarla mücadele veren bir lidere Kürt halkının büyük bir teşekkür borcu bulunmaktadır. Statükocu sistemin, ırkçı söylemler üzerine bina ettiği politikaları alaşağı ederek, bu faşist sistemden “demokrasi ve hukukun üstünlüğü” ilkesini çıkartabilmiş “Yüzyılın en büyük devrimcisi” olan Recep Tayip Erdoğan, bu ülkede, Kürtlerin ve diğer tüm ırkların en büyük hamisi olmuştur. Mazlum Dünya milletlerini dahi korumak ve “adaletin tecelli” etmesi için en büyük sözü, “Roma’nın kalbi” olan BM salonunda haykıran ve “ Dünya beşten büyüktür” diyebilecek yüreğe sahip Erdoğan, aslında sadece Kürtlerin, Arapların v.s milletlerin değil, tüm dünya ezilenlerinin en büyük “hamisidir”…</p><p>7 Haziran seçimleri, ülkemiz ve Dünya mazlumları için çok önemli bir virajdır. Özgürlük ve adalet isteyen herkes kendi vicdanında bir muhakeme yaparak oy kullanmalıdır. AK Parti’yi, Parti içerisinde vuku bulan bir takım yerel,münferit ve kişisel çıkar odaklı gözlerle değerlendirmek yerine, Anayasa değişikliği, Başkanlık sistemi ve büyük Türkiye hedefleri açısından ve dahi çocuklarımızın geleceğiyle ilişkilendirerek incelememiz gerekmektedir.<br /> <br />Zira 7 Haziran, ya “statükonun, faili meçhullerin, paralel örgütlerin,derin yapıların,işkence hanelerin,asit kuyularının, karanlık sorgu odalarının, faizcilerin,hortumcuların ve derebeylerinin” kazandığı bir seçim, ya da “ Adaletin,özgürlüğün, eşitliğin, hukukun,demokrasinin, aydınlığın, bolluk ve bereketin, yeni yatırımların, refahın ve Büyük Türkiye’nin” kazandığı bir seçim olacaktır. <br />Karar yüce Türkiye Milletinindir…</p>