<p>Başbakan Davutoğlu’nun Tunceli’de yaptığı konuşma ve alevi açılımı ile ilgili verdiği mesajlar çok önemliydi. Dersim katliamı konusunda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan ile aynı paralelde görüş sahibi olan Davutoğlu ve Ak Parti hükümeti, Cumhuriyet tarihinin alnında kara bir leke olarak duran “Dersim hadisesi” konusunda resmen özür dilemiş ve alevi kesiminin sempatisini toplamıştır.</p><p>Aslında bu yaklaşım, demokratik bir olgunluğun getirmiş olduğu konsensüs arayışıdır. Toplumsal barış tesis edilmeden demokrasinin tekamül edemeyeceği bilincine ulaşmış olan Ak Parti hükümeti , devletinde yanlış yapabileceği ve yanlış yaptığında özür dileyebileceği gerçeğine vurgu yaparak, bunun devleti küçültmeyeceği bilakis güçlendireceğini söylemektedir ve haklıdır da.</p><p>Alevi meselesi bugün gündeme gelen bir konu değildir. Dönemin Başbakan’ı, şimdiki Cumhurbaşkanı sayın Tayyip Erdoğan , defaten bu konuda açıklamalar yapmış hatta bu konu ile ilgili çalıştaylar düzenlemiştir. Bölge itibarı ile ateş hattında bulunan ülkede gerçek barışı sağlamanın yolu elbette toplumsal dinamiklerin sağduyusu ile de alakalıdır. Adalet kavramının içi boş bir slogandan öteye gitmesi gerekmektedir. Devletin geçmişi ile yüzleşip haksızlığa uğrattığı tebaasından özür dilemesi erdemli bir davranış, demokrasi adına büyü bir kazanımdır ancak bu yeterli değildir. Fiili adımlar atılması gerekmektedir. Özellikle alevi vatandaşların inanç özgürlükleri konusunda iyileştirmeler ve düzenlemeler gereklidir, cem evlerinin statüsü hala net değildir, sünni bir devletçilik anlayışı toplumsal barışı zedeler zira kendisini farklı hisseden insanlara, hayır siz şundansınız demek bir dizayn ve asimilasyon çalışması olur. Cumhuriyet Türkiye’si bunu yıllarca yapmış , kin ve nifak tohumları ekerek, toplumu kamplara bölmüş ve neredeyse iç savaşların eşiğine getirmiştir ülkeyi.</p><p>Baskıcı ve despot devlet anlayışı ilk defa bu kadar bastırılmış ve vesayetler birer, birer çökertilmiştir. Bunun için Cumhurbaşkanı’na teşekkür borçludur Türkiye halkları. Özellikle muhalefet Parti liderlerinin Davutoğlu’nun şefkatli ve insancıl yaklaşımı karşısında bir politika geliştiremediklerini ve acziyet psikolojisi içerisinde daha da saldırgan söylemler içerisine girdiklerini görüyoruz. Oysa ki demokrasi devleti değil, insanı kutsayan bir yönetim biçimi olsa gerek. Dersim katliamını her ne gerekçe ile olursa olsun haklı görmek ve “ oh ne iyi oldu” türünden sadizm benzeri çığlıklar atmak ne bu ülkede yaşayan sünni kesime, ne de alevi kesime, hele, hele devletin kendisine hiçbir yarar sağlamayacaktır.</p><p>Davutoğlu bir politikacı olduğu kadar iyi bir stratejist ve aynı zamanda da merhametli bir Başbakan’dır. Tunceli’de söylemiş olduğu her söz hesaplanarak söylenmiş birer taahhütname gibidir ve her aydının altına imza atması gereken bir demokrasi manifestosu dur. Eminim ki bu, yaklaşan seçimlere matuf yalan vaatler değildir zira her ne kadar Ak Parti içerisinde yuvalanan yolsuzluk çetelerinin varlığı ve bu konuda genel merkezin herhangi bir adım atmaması halkı büyük ölçüde tedirgin etse de, halkın büyük çoğunluğu Başbakan Davutoğlu’na hala güvenmektedir, şu da bir gerçek ki, hiçbir destek limitsiz değildir. Ak Parti yerel teşkilatları ve yerel yönetimleri konusunda “ ne oluyor?” sorusunu sormalı ve ayyuka çıkan yolsuzluklar konusunun üstüne gitmelidir. Aksi halde 2015 seçimlerinde oy yüzdesinin bir miktar düşeceğini ve daha sonraki seçimlerde de yavaş, yavaş eriyeceğini öngörüyorum, tıpkı Anavatan Partisi’nde olduğu gibi…</p>