Rivayet bu ya; Bekri Mustafa Ayasofya camiine imam olmuş. İstanbul'un sembol camilerinden olan Ayasofya aynı zaman cenaze namazlarının da yoğun kılındığı bir mâbet imiş, o zamanlar.
*
İmamet görevinde olan Bekri Mustafa camiye getirilen cenazelerin de namazlarını kıldırıyormuş doğal olarak. Bir cenazenin namazını eda ettikten sonra, tabutun kapağı kaldırıp merhuma bir şeyler söylemiş.
*
Bu hali merak eden cemaatten bir kaç kimse merhuma ne dediğini sorduklarında Bekri: "Sen şimdi bu dünyadan öbür dünyaya gidiyorsun, oradakiler bu dünyanın halini merak eder dururlar. Sana bu dünyanın halini sorduklarında 'Bekri Ayasofya'ya imam oldu' dersen onlar bu dünyanın halini anlarlar dedim" demiş.
*
Bizim caminin imamı da bir kaç gün evvel izine ayrıldı, müftülük yerine bir imam da görevlendirmedi. Bu gün öğle namazındaydık, cemaatten bir gönüllü kâmet getirdi, gözümüz imamı ararken baktım bizim Mehmet efendi cübbeyi külahı giymiş mihraba doğru geliyor...
*
O Mehmet efendi ki, Kuran'ı yüzünden dahi doğru dürüst okuyamaz. Mahreç, tecvit desen hak getire... Ama mihraba geçip imamlık etme cüretini kendinde görebiliyor. İşte kıyamet alametlerinden birisi de işlerin ehlinden çıkıp, ehil olmayanların eline düşmesidir.
*
İslam'da ehil olmayan bir kimsenin kestiği hayvanın etini yemek haramken, eğitimli bir köpeğinin yakalayıp getirdiği avın etini yemek helaldir. İslam eğitime ve ehliyete bu kadar önem vermişken, ehil kimselerin iş başına gelmesinde kılı kırk yarmışken biz acaba neden böyle olduk?
*
Aslında işi getirip siyasete bağlamak istemiyorum ama memleketi yönetmeye talip olan kimselere baktıkça içim burkuluyor... Çünkü koca bir imparatorluğu batırmamızın sebeplerinden biri de ehil olmayanların devlet yönetiminde görev almasıydı!