<p>İyi ki varız ve iyi ki yazıyoruz! İYİ Kİ “ikra” diye başlayan bir dinin müntesipleriyiz ve iyi ki bize okumayı öğreten “Rab” yazmayı da lütfetti…</p><p>Her yazımı kaleme alırken mültecidir yüreğim ve tuşladığım her harfte bin mazlumun feryadını hisseder ruhum! Ben bir mülteciyim, vatanımda yaşasam da, ta ki vatan buluncaya dek yeryüzünün tüm mültecileri…</p><p>Bizi sıradan mahalli bir “neşriyat” olarak görse de bazıları, bilsinler ki, biz zaman zaman kendine dahi muhalefet edebilen, hakkı ve hakikati tüm değerlerinin en zirvesine yerleştirmiş, şahsi çıkar ve beklentilerine “hastir” deme cüretini gösterebilmiş bir ekolün, günümüzdeki temsilcileri olma gayretinde olan bir ekibiz. Her birimizin bir yanı necip Fazıl olur bazen ve Nazım’dan dizeler döküldüğünde de cümlelerimizden, şaşırmayın! Üstad Cemil Meriç’i “jurnaller” iz ara sıra! ve Yaşar Yavuz “böyle buyurdu Zerdüşt” der ve nietszce’ye pas atar bir ara…</p><p>En çok ta “Hılful fıdul” tarafımız acıtır ruhlarımızı ve konu hak ve hakikatse, mazlumun ahı ise mesele , “Ebu zer” olmak yine bizim harcımızdır…</p><p>“Hakiki imanı elde eden bir kimse dünyaya meydan okur” derken Üstad Bediüzzaman, “kim var diye sorulduğunda, BEN varım! Diyebilen bir gençlik” tarafımız alevlenir içimizde. Mazluma yapılan her ithamı biz sahiplenir, dar ağacına asılmış her yağlı urgana boynumuzu biz uzatırız . Zira işlenen bütün faili meçhulleri üstlenmeye talip olduğumuz gibi, acıyan ruhların izdüşümlerini acziyetimizden idrak ederiz her daim…</p><p>Dünyalık yığma ve yağma peşinde olanların bizi anlayabilmeleri “kaf” dağı kadar uzaktır insaftan! Menfaat ile hakikati karıştırmak ancak laf ebelerine mahsus bir fahişeliktir! Oysa bizim harcımızda ne ihanet nede tüli emel barınmaz!..</p><p>Geçmiş ile gelecek arasına sıkışmış zavallıların korkuları, bizim asla kaygımız değildir! İçinde ne kadar yaşayacağımızı dahi bilemediğimiz bir Dünya’yı kutsayanlara şaşırmayalım mı? Bunca ağlayan varken kahkaha patlatanları zim’metmeyelim mi? Siz bizi ne zaman anlayacaksınız? Beyler asıl mesele şu ki, siz ve bizim korktuklarımız aynı değil! “Siz Allah’tan başka herşey den korkuyorsunuz, oysa biz Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmuyoruz!” farkımız bundan…</p><p>Sevdiklerinizle, sevdiklerimiz de başka. Mesela siz alkışlanmaktan hoşlanıyorsunuz, övülmekten, taltif edilmekten! Ve etrafınızda ki yağdanlıklarIın saray soytarılıklarından! Oysa biz sizde methedilecek bir şey görmüyoruz ki, aksine yığınla birikmiş günahlarınıza şahit iken ve cehennem alevlerinin yaklaştığını görürken size, ne yapmamızı istiyorsunuz? Diğerleri gibi sizi alkışlayarak ateşinizi ve azabınızı mı çoğaltalım? İnanın biz sizi aldatmıyoruz, aksine acıyoruz size! Biz mazlumları, acı çekenleri, mutsuzları, başaramayanları, aç kalanları, küçücük çocukları ve bilumum ezilenleri seviyoruz, hem de çok seviyoruz, ama siz onları sevmek bir yana görmeye dahi tahammül edemiyorsunuz…</p><p>Şehrimizin kudretli efendileri! Gelin adalet için yan yana duralım, fikirde birlik yetmez! Eylemde de birlik şarttır. Söyledikleriniz ile yaptıklarınız çok farklı. “Fırat’ta Ömer” olmaktan bahsedersiniz ama “ne kurttan haberiniz var, ne de kuzudan”! Yaşam standartlarınız çok yüksek! Peygamberi sevdiğinizi söylerken dahi sürdürdüğünüz hayatlarınızla yalanlamaktasınız kendi kendinizi! Hiçbir Peygamber sizin kadar rahat ve umarsız değildi!.. Birazcık mazlum, mülteci yanınız olabilseydi oysa ve “duruş” sahibi olabilseydiniz azıcık, ne “Manşetler” atardık sizin için, güzel şeyler yazardık hakkınızda ve “bir çocuk gibi şendik” şarkısını söyletebilirdik size!..</p><p>Biz iyi bir gazeteyiz ve iyi gazeteciyiz her birimiz, yaptığımız her haber ve yazdığımız her yazı, fikir ve inanç süzgecimizden geçirilmiştir, insaf ve vicdan mürekkebiyle boyanmıştır kalemlerimiz. Hamurumuz “İSLAM” mayamız “ ADAM” lıktır. Biz sizin hoşunuza gitmese de yazmaya devam edeceğiz, madem hakkın hatırı al’i dir her dem, o halde hakkın hatırına yazarken, “size vereceğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz”…</p>