Eskiden Antep'te "üzümün iyisi tene olur, kadının iyisi nene olur" derlerdi. Yani evin gıpta edilen kişisi büyükannelerdi. * Başı dolaklı, eli tespihli, ağzı salavatlı ninelerimiz evin üst başında otururken gelinlerimiz kızlarımız onlara imrenir, onlar gibi olmak isterlerdi. * Bu istikrar bize hem örfümüzün hem de dinimizin hediyesiydi.
Ailede çıkan küçük sorunlar muhtarın camii imamının ve birkaç yaşlının araya girmesiyle hal yoluna konulurdu. Boşanmalar ise hemen hemen yok denecek kadar azdı. * Ekonomik şartlar ise günümüze göre kıyas edilemeyecek kadar kötüydü. Ama insanlar küçük şeylerden mutluluk çıkarmasını biliyordu. * Sonra birden ne olduysa ortaya "kadın hakları" diye bir kavram atıldı. Bu kavram değil ailenin içine atılmış bir bombaydı adeta.
* Kadının ve erkeğin tıpkı bir elmanın iki yarısı gibi eşit insanlar olduğu gerçeği göz ardı edilerek kadın cinsiyeti üzerinden bu eşitlik bozuldu. * Etnik olarak "Kürt ayırımı" ve inanç olarak "mezhep ayırımı" ne kadar tehlikeleyse toplum için "kadın-erkek" ayırımı da o kadar tehlikeli oldu. Evimizin içinde mahremimizle pozitif ayırımcılığa tabi tutulduk. * Daha sonra bu ayırım yok KADEM'di, yok Istanbul sözleşmediydi, yok çağdaş kadınlardı diye kurumsallaştırıldı.
Sonra boşanmalar arttı, ailelerin huzuru bozuldu, kadın cinayetleri arttı... * Üstüne üstlük tüm erkekler kadın düşmanı gibi algılanmaya başlandı. Açıkçası Türk aile yapısını bozmak için çalışanlar kazandı. Hadi bakalım ayıklayın şimdi pirincin içindeki beyaz taşları!