Halk yığını pragmatisttir.
Bu nedenle halk yığınlarının kıyama kalkmasını beklemek yanlıştır.
Müslümanlık bilinci ve şuurundan yoksunlar, örgütlü değiller.
Bunun yolu her zaman öncü bir kadroyla olur. Öncü kadro da halk yığınlarını bilinçlendirir.
Bilinçlenme süreci harekât sırasında gelişen bir tekâmüldür.
Tabi ki, suçu dışarıda değil içerde aramalıyız.
Ayrıca, biz kendimizi düzeltebiliriz başkalarını değil. Kendimizi düzeltince de başkaları bu yeni halimize göre davranmak zorunda kalır.
Türkiye’deki Müslümanlar Maturudi ya da Eşari değiller.
Onlar Taftazaniciler ama bilmiyorlar.
Kendilerinin Maturudi veya Eşari olduğunu sanıyorlar.
Kader konusunda da aslında Cebriyeciler ama bunun da farkında değiller.
Yüksekten düşmek tehlikelidir. Hele uçmayı bilmiyor, başkasının kanatlarıyla uçuyorsan daha da tehlikeli.
Yere yakin olmak iyidir. Her zaman bir ayağın yerde olmalı ama başkasının dolmuşuna binmemeli insan.
Bizi bizden aldılar ve köleleştirdiler birilerine...
Köleleştik ama efendimizi bile bilmiyoruz, hatta köle olduğumuz bile bilmiyoruz.
Çünkü köle olduğumuzu bilsek isyan ederiz ama bunu bile bilmiyoruz.
En tehlikeli köle köle olduğunu bilmeyen ve bundan mutlu olandır.
Ne diyordu değirmenci dayı;
Bu nasıl çark ulan:
Buğday bizim,
Ezilen biziz.
Un olan biz,
Aç kalan hepimiz.
Kim bu doymak bilmeyen şerefsiz!
Sözümü şöyle bir alıntı ile bağlıyorum.
Düşüncelerinize dikkat edin ki; Hitabınız olur.
Hitabınıza dikkat edin ki; Davranışınız olur.
Davranışınıza dikkat edin ki; Âdetiniz olur.
Adetlerinize dikkat edin ki; Şahsiyetiniz olur.
Şahsiyetinize dikkat edin ki; Kaderiniz olur!...