Aslında ben bu konuyla ilgili yazı yazmak istemiyordum. Çünkü bu benim özellikle tiksindiğim bir konu. Fakat bana gelen mesajlardan dolayı yazma gereğini hissettim. Sanki yazmasam bu olaya duyarlık göstermemişim gibi anlaşılacaktı. Ayrıca bizim görüşümüzün ne kıymeti olabilir? Neden ısrarla soruluyor anlamadım? Sonuçta ben sıradan bir insanım. Siyasetçi değilim. Her olaya maydanoz olmak istemiyorum. Ama ne yapayım bizi itiyorlar...
Bir haftadır Ensar vakfı olayı ile sarsılıyoruz.
Herkes bu konu ekseninde mevzileniyor. Hatta siyasetçilerin sözleri çarpıtılarak sunuluyor...
Şimdi burada iki mevzu var
1. Taciz olayı ve tacizci konusu
2. Ensar vakfı
Öncelikle "Suçun bireyselliği" meselesini kabul etmeliyiz. Bu tüm hukuk devletlerin temel umdesidir. Suç, sadece suçu işleyeni bağlar. İşlenen suçtan dolayı aile, toplum veya kabile cezalandırılmaz. Bu şeklide suçu genelleştirmek kabilevi toplumların özelliğidir.
Bu temel ilkeden yola çıkarsak Ensar vakfında bir eğitimcinin işlediği suçtan sadece onu bağlar ve suçu işleyen kişi cezayı görür. Bu suçtan dolayı tüm kurumun zan altına alınması veya cezalandırılması yoluna gidilmez.
Burada yapılacak olan diğer bir önlem/ceza, vakfın o şübesinin yetkilerinin gerekli denetimi yapmadıklarından dolayı (eğer varsa) cezalandırılabilirler.
Ensar vakfı gibi Türkiye'ye mal olmuş bir kurumda böyle bir olayın yaşanması ve bu olaydan yola çıkarak tüm vakfı suçlamak yanlış ve kasıtlı bir tutumdur. Çünkü toplumumuzda benzer olaylar devlet okullarında da (geçenlerde birçok olay yaşandı) ve başka kurumlarda da yaşanmaktadır. Şimdi bu olaylar yaşanıyor diye bütün bu kurumları veya devlet okullarını kapatmamız mı gerekiyor? yoksa sorunların sebebini araştırmamız gerekiyor?
NEDEN ENSAR VAKFI?
Aslında asıl hedef, bu vakfın şahsında Müslümanları karalamak ve tüm Müslümanları uçkuruna düşkün göstermek, buraya çocuklarını gönderenleri korkutmaktır. Bu Müslümanlara yönelik bir karalamadır. Halbuki doğrusu, kuruma saldırmadan olaya odaklanmaktır.
Halbuki devlet kurumlarında, özel kolejlerde yaşanan cinsel suçlar, ilişkiler oldukça fazla olduğu gibi, karşıt cinslerin bir arada eğlenmeleri de normal karşılanmaktadır.
Asıl maksat Ensar vakfı üzerinden Müslümanlar üzerinde bir linç kampanyası oluşturmaktır.
Ayrıca Ensar vakfını savunmaya kalkanlara karşı bir linç kampanyası düzenleniyor. Öyle ki kimse korkudan savunamıyor. Örneğin Aileden sorumlu bakanımızın "Bir olaydan dolayı tüm kurum suçlanmaz" şeklindeki açıklamasını "Bir kereden bir şey olmaz" diye çarpıtmaktan çekinmeyecek kadar alçak ve gözü dönmüş insanlar bunlar. Ardından hanımefendiye en olmadık hakaretlerde bulunmaktan çekinmiyorlar. Halbuki böyle bir söz söylenmedi. Yani bilinçli bir linç kampanyası...
Beni en çok üzen bazı tanıdığım Milli Görüşü arkadaşların da bu linç kampanyasına katılması oldu. Neden bir fasığın haberini araştırın ayetini düşünmezler. Kaldı ki Ensar vakfı bizim de vakfımız. Ayrıca, bugün onlara yapılan linç operasyonu yarın diğerlerinin veya Milli Görüş kuruluşlarının başına gelmez mi?
Dikkatli olalım.
Bu bizim dayandığımız en temel noktalara yönelik saldırıdır. Bu saldırının hedefi bizim halk üzerindeki güvenirliğimizi yok etmektir. Bu kurum veya parti olayı değildir. Ensar'ı savunurken tacizciyi savunmuyoruz.
SUÇ ŞAHSİDİR. SUÇU İŞLEYEN CEZALANDIRILIR, TÜM KURUM DEĞİL
ÇÖZÜM
Bu tür konuların çözümü kolay değildir. Bu konularda çocukların eğitimi ve kendilerinin mahremiyetlerini korumaları konusunda sıkı bir telkinden geçirilmeleri gerekir. Yabancılarla samimileşmemeleri, farklı bir davranış gördüklerinde amirlere, polise ve ailelerine anlatmaları istenmeli, şantaj ve korkutmalara boyun eğmemeleri istenmelidir.
Aileler de çocuklarının gelişimini sıkı takip etmeli, davranışlarında ve tutumlarında farklılık gördüklerinde bunu araştırmalı, sorgulamalıdır. Günümüzde kimseye güvenilmemelidir.
Toplumun duyarlığı artırılmalı, sapkın eğilimli olan insanların tedavi görmeleri için ücretsiz rehabilitasyon merkezleri kurulmalı ve buradaki bilgiler gizli olmalıdır.
En önemli çözüm, evlilik yaşının öne çekilmesi, evlenemeyecek olanlara devletin yardım etmesi sağlanmalıdır.
Kurumlarımızın da bu konuda duyarlı olmaları, sık sık anketler yapmaları, rehberlik servisi aracılığıyla öğrencilerin nabzını tutmaları, kuytu köşelere kameraların konulması, şüpheli davranışta bulunanların uyarılması/takip edilmesi gerekir.
Kurumlarımız, içlerindeki çürük elmaları ayıklamalı, onların üzerine cesaretle gitmeli, olayları örtbas etme eğilimine yönelmemelidir.
Devlet, cezaları daha caydırıcı hale getirmeli, ibretlik cezalar vermeli, bu tür konularda suçu sabitleşmiş olan insanlara müsamaha gösterilmemelidir. Fakat suçu sabit görülünceye kadar suçlanan kişilerin bilgileri kamuoyuna verilmemelidir. Olabilir ki iftira veya yanlışlıklar olur. Atılan çamur sonra düzeltilemez.
Kurumlarımız, yurt ve eğitim sistemlerini yeniden gözden geçirmeli, çağın ihtiyacına göre yeniden yapılanmalı/güncellenmelidir. Sadece eğitime değil, kişiliğin gelişmesi, özgüvenin kazanılması ve çocukların olgunlaşmasına dönük de eğitim vermelidir. Çocuk eğitimi sadece bilgi ile olmaz. Eğitim yaşayarak, sosyalleşerek de verilir. En kolay eğitim metodu bilgi vermektir. En zoru ise yaşamak, sosyalleşmek ve kişiliğini/karakterini oturtmaktır.
Hepimiz, nefsimizin saldırısı ile ölünceye kadar mücadele edeceğiz. Nefsimizi ve irademizi kontrol altına almaya çalışmalıyız. Evlilikler özellikle de sağlıklı evlilikler kurulmalıdır. İnsanlarımızda empati duygusunun geliştirilmesi sağlanmalıdır.
Madem ki Ensar vakfı olayından dolayı Müslümanları zan altında birikiyorsunuz.
O halde gelin şeriata göre hüküm verelim.
Tüm zani ve zaniyelere recim cezası uygulayalım.
Niye korktunuz?
Hem İslam’ı/Muslumanları suçlarsınız, hem de cezadan İslam’dan korkarsınız.
Sizi gidi istismarcılar sizi...