<p>Gönül ne kahve ister ne de kahvehane, gönül muhabbet ister kahve bahane… Yüzlerce türkü başlığı bilirim dosta dair. Bunu özellikle seçtim çünkü dost kavramına sığdırabileceğim üç beş can var bildiğim! Belki de en büyük cezadır bu insana verilebilecek! Yalnızlaşmaktan bahsediyorum, kişiselleşmekten. Hani Alamanca “privat” derler ya işte ondan. Yalnız yaşayıp, yalnız ölmekten dem vuruyorum… İçine tıkıldığımız üç buçuk metre karelik iki artı birlerimizde duvarlarıyla temaşa ettiğimiz yalnız, sefil ve acınası halimizden söz ediyorum. Tanıdık geldi mi?...</p><p>Gel dosta gidelim veya dost bize gelsin! Ama bir dostun olmasıdır farziyyet! Ne yani! O kadar tanıdığımız, arkadaşımız çevremiz var! Sen ne diyon hacı ya! benim facede iki bin arkadaşım, twitter de beş bin takipçim var! Peki! Al benim de sana cevabım sosyal medyadan olsun J…</p><p>Sahi, sizce de hastalıklı ve yapayalnız bir toplum olmadık mı? Batılı bir yazarın şu sözlerini hatırladım “En kalabalıklar içindeyken en çok yalnızdır insan” O kadar çok teşriki mesaimiz var ki, kendimizle baş başa iken dahi meşgulüz! Ziyaretimize gelen bir dostumuzla dahi ilk iki dakikalık “nasılsın, iyi misin”? kısmını atladıktan sonra, yanımızda birisi olduğu gerçeğini unutup, elimizdeki cep telefonundan sosyal ağımızda takipçi sayımızın artıp artmadığına bakarız!..</p><p>Hayat en çok ve en çabuk ulaşan ve ulaşılanların daha çok keyif aldığı bir şey midir? Bu teknoloji çılgınlığına bir son verebilecek miyiz? Sahip olduğumuz en son marka ürünler hayatımızın bir bölümünü kolaylaştırırken, yakın bir gelecekte bütününü iflas ettirecek. Tıpkı kana bulaşan bir mikrop gibi, tüm toplumsal değerlerimize ve “Ruh DNA” mıza saldıran bir düşman kuvvetle karşı karşıyayız.</p><p>Değerlerimiz gün geçtikçe tükeniyor. Dost, ahde vefa, büyüklere saygı, küçüklere sevgi, komşuluk, vefakarlık, vefakârlık, fedakarlık, sabretmek, şükretmek, kanaat etmek vb. türünden bütün manevi dinamiklerimiz sinsi bir kuşatma ve saldırı altındadır. Bizim sahip olduğumuzu düşündüğümüz teknoloji aslında tüm hücrelerimizi işgal etmiş ve ruhumuzu göreceli bir şekilde esir almıştır.</p><p>İnsani dinamiklerimiz olmadan nasıl yaşarız? Daha da mühimi nasıl yaşatırız? Biz yaşamaktan çok yaşatmayı seven bir toplumuz. Kendi mutluluğumuzu başkalarının mutluluğuna tercih ettiğimizi öngören onlarca filmlerimiz var Yeşilçam yapımı. Sevdiği kız daha çok mutlu olsun isteyen fakir genç, her defasında zengin adamla evlenmesi için aradan çekilmez mi bu filmlerde?</p><p>Yani biz onurlu, duygusal ve fedakarlığı ibadet sayan, ahde vefayı imanımızın tekamül hali olarak addeden bir milletiz. Son sözüm şu ki teknoloji bizi bozar dostlar.. Kalın sağlıcakla. J … </p>