Yazdığım mizah veya espri içerikli yazılarıma genelde gençlerden hep tepki alırım. Halbuki bu yazılardaki mizahı ve espriyi anlayıp hayatlarına ince bir anekdot katmaları gerekirken bizi gayri ciddi bulup eleştirmelerinin yanında, bunu bize yakıştırmamaktadırlar.
Onlar herhalde Nasreddin Hoca'nın çağında yaşasalardı hocayı taşlarlardı. Halbuki hayatta espiri ve incelik de olmalıdır.
Peki nedir bu ciddiyet ve asık suratlılık?
Resulullah'ın hayatını incelediğimizde ince esprilerin ve şakaların da olduğunu görürüz. Bunun örnekleri hadis kitaplarımızda bolca bulunur.
Ama bizim insanlarımız bir Müslümanın gülmesini veya bir anlamda eğlenceli olmasını hep hafif görürler. Ağır ol molla desinler sözünü bir anlamda uygulamaya çalışırlar.
Hz. Ömer ölüm döşeğindeyken kendisine Hz. Ali'yi halife olarak tavsiye etmesini isteyenlere verdiği ret cevabının gerekçesinde gizlidir aslında bu tavır. Ne demişti hz. Ömer: "O, çok şakacı"
Evet, Hz. Ömer'e göre bir devlet başkanın şakacı ve mizah sever olması devlet başkanı olmasına engeldi.
Günümüz gençleri hep olmayan ütopyalar hayal etmekte, ayakları yere basmamaktadır. Bu ruh hali ilk dalgalanmada zıddına inkılap etmekte ve ellerine geçen ilk fırsatta dünyevileşmektedir. Bizi yıllarca eleştiren insanların ellerine geçen ilk fırsatta ehli dünya olup mühidimizi terk ettiklerini bu göz gördü.
Gençlere tavsiyem,
Yeri geldiğinde ciddi meseleler konuşulur ve yeri geldiğinde de esripi/mizah/eğlence yapılabilir.
Çünkü bizim için örnek Resulullah ‘tır. Onun ibadetini Hz. Ayşe'den duyan bazı sahabelerin tamamen dünyadan el etek çekmek için yemin etmeleri üzerine en sert tepkiyi O göstermiştir. Ben ibadetlerimin yanında dünyevi işleri de yaparım. Eşlerimle de birlikte olurum, diyerek bir Müslümanın hayatın tüm alanını kuşatması gerektiği ilkesini koymuştur.
Peki bize ne oluyor da birbirimize ayar çekmeye kalkışıyoruz.
Espiri ve mizah hayatın rengidir.
Düğünde insanların eğlenmesini isteyen Resulullah "Medineli kadınlar eğlenmeyi sever" diyerek bunu yasaklamak isteyen zihniyetin önünde durmuştur....
Resulullah'ı iyi anlayalım.
Onun sadece ibadet hayatını değil, insan olarak yaşam tarzını da örnek alalım.
Unutmayın ki Allah'ın Resul olarak melek yerine insanı göndermesinin nedeni de budur.
GÜLÜMSEYİN
Hocalar asık suratlı olmalıymış. Ya da neşelerini gizlemeliymiş..
hem onlar espri yapmasını bilmezler ki...
Onlar ağızlarını açtıklarında sürekli insanları cehennemle Allah'la korkutmalıdırlar.
Halbuki hocalar neşeli insanlardır. Hep pozitif enerji verirler. Çünkü onlar herşeyin kontrol altında olduğuna iman etmişlerdir. Bu alemde tesadüfe yer olmadığını bilirler. Her şeyin bir vakti olduğunu ve zamanın sahibinin olduğunu bilirler..
Kötü gözüken bir şeyden hayır, hayır gözüken bir şeyden şer olabileceğini; geceden gündüzün, gündüzden gecenin yaratıldığını bilirler...
Her şeyin zıddıyla kaim olduğunu, her şeyin zıddına inkılap ettiğini bilirler...
Hiç bir şey onları yıldırmaz çünkü her şeyin bir sahibi vardır ve onlar her şeyin sahibine güvenirler...
Hocalar asık suratlı olursa, insanlar umutlarını yitirirler.
Onlar hep sevgi ve güven telkin etmelidirler.
Ölümün soğukluğu bile onların yüzlerindeki sıcakliği ve tebessümü yok edemez.
Çünkü her ölüm bir ibrettir, bir nasihattir...
Yok oluş değildir, sonsuzluğa varıştır...
Sonsuzluğun sahibine dönüştür...
Hocalar güzel bakar ve güzel görürler...
Çünkü onların öğretmeni Resulullah'tır ve o "gülümsemek de sadakadır" diye buyurmuştu...
Hayattan kopmayın...
Hayat sizi karamsarlığa sürüklemesin...