Her insan doğumla başlayan, ölümle biten hayatın anlamını sorgular. Hayatımız bizim için ne anlam taşıyor? Hayatımızı anlamlı kılan şeyler nelerdir? Ne yaparsak, ne olursak, ne ve nasıl yaşarsak hayatımız anlamlı olur? İnsanların yapmak veya olmak istedikleri şeyler farklı olduğu için bu soruların yanıtları kişiden kişiye değişir. Birileri için hayat yemek, içmek, gezmek ve eğlenmek demek olabilir. Başkaları için çalışmak, üretmek, değer yaratmak; çevresine ve topluma faydalı olmak, katkı yapmak anlamına gelebilir.
Dünyaya gelmek istek ve irademiz dışında olduğuna göre bunu sağlayanların bizden bazı beklentileri olabileceğini, hayatımızın o beklentileri karşılamayı da kapsaması gerektiğini bilmeliyiz. Annemizin anne olmak, babamızın baba olmak duygusunu yaşaması bizim varlığımıza bağlıdır. Ayrıca onları iyi bir evlat olarak onurlandırmak ve bizimle gurur duymalarını sağlamalı; hayatımızı hem kendimiz, hem de onlar için anlamlı kılmalıyız. Hayatı tek başımıza değil, diğer insanlarla birlikte paylaşarak yaşadığımızı unutmamalıyız. Bu bağlamda hayat, sadece bizim hayatımız değildir. Hayatın temelinde karşılıklı bağımlılık vardır.
Kendi istek, heves ve hayallerimizin peşinde koşabiliriz, ama bunu yaparken hayatı paylaştığımız insanların duygu ve düşüncelerini dikkate almak zorundayız. Aksi halde anlaşmazlık, geçimsizlik olması; bunun çatışmalara yol açması kaçınılmazdır. Örneğin karı-koca alacakları kararlarda, atacakları adımlarda ortak hareket edebilmelidir. Eylemlerinin etki ve sonuçlarını hesaplarken çocuklarının geleceğini de düşünmelidir. Çünkü sadece kendilerinden değil, onlardan da sorumludurlar.