Küresel diplomasi yarın Ankara, New York ve Washington’da yapılacak eş zamanlı zirvelere odaklandı. İran krizi ve Doğu Akdeniz dengeleri masada olacak.

Dünya diplomasisi aynı gün gerçekleşecek üç kritik görüşmeye hazırlanırken, uzmanlara göre bu temaslar kısa vadede büyük kırılmalar yaratmasa da bölgesel tansiyonu yönetmek açısından önemli. Türkiye’nin merkezde yer aldığı görüşmeler zinciri, İran-ABD gerilimi, İsrail’in bölge politikaları ve Yunanistan’la ilişkiler gibi başlıkları doğrudan etkileyebilecek nitelikte görülüyor.

Uzmanlar, diplomasi trafiğinin hızlanmasını “kriz yönetimi refleksi” olarak yorumlarken, kapalı kapılar ardındaki temasların bölgesel denge açısından dikkatle izleneceğini vurguluyor.

İran gerilimi ve ABD denklemi

Dumlupınar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Prof. Hüsamettin İnaç’a göre, İran merkezli gelişmeler diplomatik gündemin en hassas başlığı. Bölgedeki askeri ihtimalin henüz tamamen ortadan kalkmadığını belirten İnaç, müzakerelerin yön değiştirdiğine dikkat çekti:

“İran saldırısının olup olmayacağı gibi soruların olduğu bir dönem. Umman’da görüşmelerin başlaması, Türkiye başta olmak üzere, Mısır, Katar, Suudi Arabistan gibi ülkelerin devreye girmesiyle Amerikan saldırıları önemli öncede engellenmiş gözüküyor. Özellikle Umman’daki görüşme de, müzakerenin İran’ın istediği noktaya çekildiği, tabiri caizse ABD’yi oyalama taktiğinin başarılı olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü İran’ın İstanbul’daki görüşmeleri reddetmesinin sebebi, 5 temel Amerikan arzusunu yerine getirmek istememesiydi... İran sadece nükleer müzakerelere gireceğini söyledi ve gelinen nokta, Tahran’ın ABD’yi kendi şartlarına doğru çektiğini gösteriyor.”

İnaç’a göre İsrail’in bölgedeki stratejik kaygıları da diplomatik trafiğin önemli bir parçası. Türkiye’nin bölgesel etkisinin artmasından rahatsız olan Tel Aviv yönetiminin yeni ittifak arayışında olduğunu savunan İnaç, Doğu Akdeniz rekabetinin yeniden sertleşebileceğini belirtiyor.

Türkiye-Yunanistan hattında “samimiyet testi”

Emekli Büyükelçi Uluç Özülker ise dikkatleri Türkiye-Yunanistan ilişkilerine çekiyor. Özülker’e göre yaklaşan seçim atmosferi, Atina’nın diplomatik söylemini doğrudan etkiliyor.

“Bu ziyaretin şimdi yapılması önemli ama gayet net olmak lazım. Yunanistan tarafında şu ana dek yapılan açıklamalar ve özellikle (Yunanistan Ulusal Savunma Bakanı) Nikos Dendias’ın tavrı, işin ciddi şekilde iç politikaya da bağlı olduğunu gösteriyor. Önümüzde seçimler var ve Miçotakis ile Dendias’ın seçim ihtimalleri yüksek. Bu yüzden Türkiye ile ilişkiler üzerinden kamuoyunu etkilemeye ve buradan kendilerine siyasi bir fayda çıkarmaya çalışıyorlar.”

Özülker, iki ülke arasında hâlâ çözüm bekleyen temel başlıklar bulunduğunu ancak diyalog kanallarının açık kalmasının tek gerçekçi seçenek olduğunu vurguluyor. Ona göre bu süreç, Yunanistan’ın gerçekten çözüm iradesi gösterip göstermediğinin testi olacak.

Kıbrıs dosyasında beklenti düşük

Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Ünal ise Kıbrıs başlığında büyük bir kırılma beklemediğini söylüyor. Ünal’a göre diplomatik temaslar daha çok pozisyon koruma niteliği taşıyor:

“Bence somut ve çok kapsamlı, önemli bir şey çıkmasını beklemek yanlış olur. Ne beklenebilir? Tufan Bey’in seçildiği tarihten itibaren federasyon müzakereleri için ön koşul olarak istediği 4 maddelik bir öneriler dizisi var. Bunları muhtemelen Genel Sekreter’le görüşecektir. İkincisi, son zamanlarda Kıbrıs konusuyla ilgili ortada bir ‘sorun’ yok gibi. Kıbrıs konusuna dair görüşmeler ve açıklamalar hep Avrupa Birliği (AB) yetkilileri üzerinden ya da Rum tarafının şu anda AB dönem başkanı olmasıyla bağlantılı şekilde yapılıyor. Oysa Tufan Bey, BM’nin Güvenlik Konseyi olduğunu ve Genel Sekreter’in de burada esas muhatap olduğunu söyleyecektir.”

Ünal, Kıbrıs meselesinde Avrupa Birliği yerine Birleşmiş Milletler zeminine dönüş mesajının öne çıkabileceğini belirtiyor.

Diplomasi trafiği neden kritik?

Uzmanlara göre eş zamanlı görüşmelerin asıl önemi, askeri gerilim ihtimallerinin konuşulduğu bir dönemde diplomasi kanallarının açık kalması. İran dosyası, Doğu Akdeniz enerji rekabeti ve Türkiye’nin bölgesel rolü aynı denklemde kesişiyor.

Ankara, New York ve Washington hattındaki temasların kısa vadede dramatik sonuçlar üretmesi beklenmese de, önümüzdeki aylara yön verecek diplomatik çerçeveyi şekillendirmesi öngörülüyor. Küresel aktörlerin aynı gün masada olması, krizlerin askeri değil siyasi zeminde tutulmaya çalışıldığını gösteren bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Muhabir: Zeki Kılıç