<p>Sevgili Marko paşa, sana bu mektubu Gaziantep’ten yazıyorum. Nasılısın, iyimisin diye sormuyorum çünkü benden çok daha iyi olduğunu biliyorum. Sende benden ve buralardan sual edersen hamdolsun sıhhatim yerinde, ama psikolojim çok kötü.</p><p>Burada çok sıkıntılar var, türlü oyunlar ve Bizans entrikaları dönüyor.  İşin görüntü kısmına bakarsan her şey güllük gülistanlık, moraller yerinde ve hayat normal, ama toprağın altına çöp dürtmeye gör, bütün pislikler lağım patlamış gibi saçılıyor.</p><p>Marko paşam, Gaziantep’te her şey Belediye seçimleri sırasında ortaya çıktı. Seçimler de aday olabilmek için öyle filimler döndü ki kapalı kapılar arkasında. Sanki bir şehremini değil de, Dünya bankasına “ceo” seçilecekti. Öyle ya bütçesi trilyonlarla anılan böyle bir Belediye’ye Başkan olmakla ,Dünya bankasına “ceo” olmak arasında ne fark vardı ki. İşin sadece Dünya tarafından bakanlar için elbette cezbedici, tahrik edici hatta “kışkırtıcı” bir şeydi  Belediye Başkanı olmak. Bir anlamda çıkar perest yalakalar tarafından kutsanıp adeta “ yerel Tanrı” ilan edilmek gibi, diğer bir tanımla “ Firavun” gibi hissettiriyordu  kişiye kendisini…</p><p>Burası Gaziantep!, burada iki kısım insan yaşıyormuş, bilmiyordum bende yeni öğrendim , birincisine beyaz Antepliler diyorlar. Burada herşey  “beyaz Antepli” eğemenliğinde oluyormuş .  Onlar kimi isterse o Belediye Başkanı oluyormuş veya Parti başkanı yani bu şehirde ki tüm atamalar, yapılanmalar beyaz Antepliler tarafından yapılırmış. Bütün ihaleler onların kontrolünde yapılırmış ve “deveyi hamudu ile” onlar yermiş sadece, diğerlerine de “göt”e yakın kısımdan bir “kuyruk kapağı” çıkartılıveriliyormuş işte!</p><p>Biz “siyah” Antepliler ise sadece onların emirlerine itaat etmek ve onlar bizim için neyi uygun görürlerse o vazife ile iştigal etmek için yaratılan “amele” halkmışız meğer!</p><p>Belediye kurumları,  halkın ortak ihtiyaçlarını ve kamu hizmetlerini  yerine getiren kurumlardır ve şehir halkının ortak malıdır. Ben en azından böyle biliyorum. Demokratik ülkelerde hiçbir emrivaki kabul etmeyen, şeffaf ihaleler yapan, adam kayırmayan, hele, hele güçlünün karşısında her zaman haklının yanında yer alan kurumlar olarak bilinen Belediyeler, maalesef burada çok farklı algılar ve amaçlar içinde kullanılabiliyor. Örneğin şehrimizdeki  iş adamlarımızın,  daha çok, çok daha çok kazanabilmeleri ve Dünya üzerindeki rakipleri ile daha iyi mücadele edip, ülkemize katma değer sağlaması amacı ile, bilhassa “her türlü” desteğin sağlandığı, hususen , eğer bir iş yapılacaksa ve bu işe iki firma talipse, özellikle yukarıda bahsettiğim “beyaz Antepli” işadamımız, Dünya klasmanında yer alarak büyümesi göz önünde bulundurulduğu hasebiyle tercih sebebi olmaktadır ve bu konuda sayın yetkililer sonuna kadar haklıdırlar tabii ki!</p><p>Sevgili Marko’cuğum birde “paralel örgüt” denen bir derdimiz var ki ömür törpüsü. Son seçimlerin hemen öncesi zuhur eden bu kökü dışarda örgütün,  ülkemiz üzerinde ki hain emellerini fark ederek tedbir alan ve bu konuda şehir , şehir, ilçe, kasaba dolaşarak, sesi kısılıncaya kadar bu örgütün  ihanetini anlatan ve haykıran bir Başbakan’ımız ki,  şimdi Reisi Cumhur oldu çok şükür.  Cumhurbaşkanı’mızın bütün bu feryadına rağmen,  bizim şehrimizi yöneten egemen kadro,  maalesef bu konuda hiçbir şey yapmadığı gibi, üstüne üstlük bazı duyumlarımıza göre bu paralel örgütün “iş adamı” ayağını bizzat koruyup kolluyormuş.</p><p>Sevgili Marko Paşa, şimdi diyeceksin ki “oğlum sen gazeteci adamsın, bunları bana yazacağına, bir gazeteye yazsaydın veya muhataplarına anlatsaydın, bula bula benimi buldun”?  Haklısın Marko, aslında önce,  bende senin gibi düşündüm, 17 aralık’tan bu yana bu şehirde olup bitenleri ve yetkililerin aymazlıklarını veya ihanet odaklarını kolladıklarını yazıp çiziyorum. Kaç yazı yazdım, kaç manşet , kaç haber yaptık vatansever gazetecilerle ancak nafile. Taşa yazsaydım dile gelip konuşurdu  ama,  bunlar taştan daha taş kesildiler ve hiç konuşmadılar. Bunun iki sebebi olabilir. Birincisi,  “sükut  ikrardandır” atasözü mucibince suçludurlar ve verecek bir cevapları yoktur. İkincisine gelince, ben “ beyaz Antepli” kabilesine mensup değilim ki!  dolayısı ile kale almamaktadırlar. Aslında her ikisi de birbirinden fecaatli bir hadisedir.</p><p>Seni rahatsız etmemin sebebini sanırım anlamışsındır Marko Paşa. Şimdi sen söyle bana,  derdimi sana anlatmaktan başka yol bırakmayanlar mı suçlu,  yoksa ben mi? </p>