Saraybosna’da bir veliaht, gurur ve ihtişamla üstü açık arabasıyla dolaşıyor. Köşede kendisine tuzak kurmuş süikastçilerden habersiz… “Genç Bosna” adlı bir sırp örgütü, Saraybosnanın Sırbistan’a bağlanması için örgütlenmiş ve bunun mücadelesini yapıyor. Saraybosna’yı elinde tutan Avusturya-Macaristan İmparatorluğuna karşı büyük bir hınç duyuyorlar. Veliahtın burayı ziyareti onlar için fikirlerini hayata geçirme fırsatı veriyor. 7 genç veliahtı taşıyan araca bomba atıyor. Bir çok kişi yaralanıyor. Fakat Veliaht kurtuluyor.
Franz Ferdinand, ertesi gün hastaneye gitmek için yine yola çıkıyor. Bir önceki saldırıdan ders alınmamış, gerekli önlemler alınmamış. Hastahaneye giden araç yanlışlıkla ara sokağa giriyor. Uyarılar üzerine duruyor. Bu sırada kız arkadaşıyla sohbet eden 7 suikastçıdan biri olan Gavrilo Princip ayağına kadar gelen bu fırsatı değerlendiriyor ve hemen arabanın basamağına çıkarak Arşidükü ve karısı Hohenberg Düşesini öldürüyor. 1914 yılı 28 Haziranında, saat 11:30'da Ferdinand öldü. Ama artık dünya eskisi gibi olmayacaktı. Onunla birlikte eski dünyada ölüyordu.
Veliahtın öldürülmesi beklenilmeyen bir etki yaratıyor.
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, suikatı duyar duymaz derhal enerjik bir şekilde Sırbistan'a karşı harekete geçecekti. Çünkü kendi içindeki Sırp milliyetçiliğinin gelişmesinden rahatsız olduğundan bu suikastı bahane ederek onların moral kaynağı Sırbistan'a ders vermek ve mümkünse 1908 yılındaki Bosna-Hersek ilhakındaki oldu-bittiyi bu kez Sırbistan özgülünde yinelemek istiyordu. Nitekim Saraybosna suikastından birkaç gün önce, Sırbistan'ı yalnızlaştırmak ve Rus etkinliğini önlemeyi amaçlamak için bir ''Balkan Birliği'' projesini bizzat hazırladığı bilinmektedir.
Konuya ilişkin bir diğer ilginç bilgi de, Avusturya Genelkurmay başkanı General Conrad'ın, Ocak 1913 ile Haziran 1914 arası 17 ayda, Sırbistan'a saldırı talebini tam 25 kere dillendirdiği gerçeğidir.
Yani Sırbistan'a saldırı sorunu, imparatorluğun iç yapısı ve yayılmacı politikası nedeniyle zaten sürekli gündemdedir ve tam da bu nedenle sürekli bahane aranmakta veya yaratılmaktaydı. Bu bağlamda Conrad’ın Saraybosna suikastı,''Fanatik bir katilin işlediği suç değil, Sırbistan'ın Avusturya-Macaristan'ın savaş ilanını simgeliyordu. Eğer bu fırsatı kaçırırsak, İmparatorluk Güney Slavlardan, Ruslardan, Romenlerden ve İtalyanlar'dan gelecek yeni patlamalara sahne olacaktır'' diyecektir.
Özetle Sırbistan'a yönelen şimşeklerin asıl nedeni suikast değil, Güney Slavlarının Sırbistan'a yönelik özlemlerinin neden olduğu iç politik sorunlardı. Bu bağlamda Avusturya, boyunduruk altındaki küçük ulusların ümit bağladığı milliyetçilik odaklarına karşı sert bir harekete girişme zorunluluğuna inanıyordu. Bu nedenle de Sırbistan'ı bir politik etken olarak ortadan kaldırmaya kararlıydı.''
W.Churchill'in dediği gibi ''Havada bir garip öfke vardı'. Tüm devletler ve uluslar kozlarını paylaşmak için sanki bir kıvılcım bekliyorlardı. Veliahtın öldürülmesi tüm devletlere bekledikleri büyük savaş için bahane vermiş gibiydi. Bu süikastın bir dünya savaşına dönüşeceğini hiç kimse tahmin etmiyordu. 28 Temmuz 1914 sabahı Avusturya-Macaristan imparatorluğu Sırbistan’a savaş açıyordu.
Gezinin Anlamı ve Sırbistan
Bosna-Hersek Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından Osmanlı devletinden alınmıştı. Ama Sırbistan burayı kendi milli sınırları içinde görüyor, buradaki Sırplar da Sırbistan’a bağlanmak için mücadele ediyorlardı. Ferdinand 28 Haziran 1914 yılında Saraybosna’ya gezi düzenlemek istemesi, sırp milliyetçiliğini tahrik etmişti.
Çünkü 28 haziran 1389 yılında Kosova savaşında Sırp krallığı Osmanlı Devletine yenilmiş, Kral Lazar öldürülmüştü. Bir anlamda Sırplar için bağımsızlıklarını yitirdikleri gündü. Ayrıca, bu savaşta Miloş Kabloviç, l. Murat’ı şehit ederek yıkılan sırp grurunu kurtarmıştı. Sırplar l. Murat’ın öldürülmesini “Aziz Vitus Günü” adı altında her 28 Haziran’da büyük bir bayram olarak kutlarlar. Ferdinandın bu günü seçmesi onlar için büyük anlama sahipti.
ÜMMETİN DİRİLİŞİ ÇANAKKALE KİTABIMIZDAN