Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da cehennem ateşinden kurtuluş olan 11 ayın sultanı Ramazan ayına neredeyse girmek üzereyiz.

Bu sebeple önceden de kaleme aldığım bir yazımı bir kaç değişiklikle bir kez daha paylaşmak istiyorum sizlerle. Zira o zamandan bu zamana fazlaca değişen bir şey olmadı.

Ramazan ayı Müslümanlar için çok önemli ve kutsal bir aydır. Bu ayda kadın-erkek, büyük-küçük, yaşlı-genç, herkes camileri doldurur, toplu halde ibadet etmenin ayrı bir heyecanını yaşarlar. Öyle de olmalıdır zaten.

Ramazan ayı Müslümanların inanç, ibadet ve ahlak anlayışlarının sergilendiği dini ve kültürel ay olması sebebiyle, milli birlik ve beraberliğimizin, kardeşlik ve sosyal dayanışmanın en güzel örnekleri de doğal olarak bu ayda sergilenmektedir.

On bir ayın sultanı olan Ramazan'da, orucun yanı sıra;  iftarın fert ve aile hayatına taşıdığı önem ile birlikte birçok Ramazan âdeti ortaya çıkmış ve bir dizi iftar geleneği de oluşmuştur.

Ancak günümüz dünyasında iradeleri merhametle eğiten ve özgürleştiren orucun; cömertliği, ikramı ve paylaşmayı öğreten iftarın; ibadetin neşe ve coşkusunu bütün topluma yayan teravihin ve benzeri ibadet ve kültürlerimizin eski bereket ve hazzını maalesef alamamaktayız.

Eskiden Ramazan ayında iftar ve sahurda sofralar birbirinden lezzetli yemeklerle süslenip daha da farklı hazırlanırdı. Çünkü iftar ve sahur yemekleri aile ve komşuların birlik ve beraberliğini güçlendirip, bütün aile fertlerini bir araya getirirdi. Tüm aile fertlerinin ve dostların bir araya gelmeleri ve uzun süre aç kalmanın doğurduğu psikoloji ile yemekler ayrı bir iştahla yenirdi. Ramazan ayındaki iftar sofraları; toplumun her ferdi tarafından ortak olarak yaşanan sevinç ve neşe kaynağı, bolluk ve bereket günleri olarak kabul edilen, inanç ve ibadet sofraları olarak kabul edilirdi. Eskiden iftar sofraları; Ramazan’ın şerefi, oruçlunun ruhani zevki ve kalplerin huzur ve sükun bulduğu, sevgi ve saygı sofralarıydı. Eskiden iftarlar evlerde, konaklarda, saraylarda yapıldığı gibi; cami, türbe ve tekkelerde de yapılırdı. İftara doğru fırınlardan burcu burcu yumurtalı pidelerin kokusu yayılırdı etrafa. Yağlı susamlı simitler nasıl da yenirdi. Çorbasız bir iftar düşünülmezdi bile. Ya güllaç tatlısına ne demeli?

Eskiden Ramazan gecelerinde iftar yemeği yiyen herkes doğruca Ramazan’ın vazgeçilmez eğlencesi Karagöz- Hacivat izlemeye giderdi. Doğal olarak da bir kahkaha tufanı başlardı. Millet doyasıya eğlenirdi. Bu eğlencenin oluşturduğu atmosferle gönüller bir olur, diller sevgi sözleriyle şakırdı.

Minarelerden kandillerin yanması beklenirdi eskiden ve adeta birer nur topu olur etrafa saçılırdı kandillerin ışıkları. Camilerimizin etrafına estetik güzellik veren görüntüsüyle, manevi değerler kazandıran işleviyle, minarelerden yükselen ve insanlara kendi varlık sebeplerini hatırlatan Allah-u Ekber ezan sesleriyle birlikte top atışları birbirine karışırdı.

Sahura yakın zamanlarda şöyle töresiyle çalınan bir Ramazan davulunun, şehir iklimine kattığı o kendine özgü lezzetini nasıl unutabiliriz ki!

Bu yüzden Ramazan davulu ve bekçi babanın manileri olmadan bizim Ramazan kültürü biraz eksik gibidir.

Ramazanım merhaba!                          

Bizlere verdin sefa,                            

Rabbimize hamd olsun,                           

Her nefeste bin defa.   

 

Bak geldi etli dolma,

Çok yiyip göbek salma,

Üstüne bir kahve iç,

Teravihe geç kalma.

 

Ne güller açıp soldu,

Ne değerler kayboldu,

Dolaştım kabirleri,

İçime hüzün doldu.

 

Eskiden Ramazan ayında, teravih namazlarında çoluk çocuk genç ve yaşlılar camileri doldururdu. Çocuklara çikolatalar dağıtılırken ve cami çıkışlarında kahve ve çaylar yudumlanırken yapılan sohbetlere doyum olmazdı.

Hastalar ziyaret edilirdi eskiden Ramazan aylarında. Onlar için Allah'tan acil şifalar dilenirdi. Halsizlere, bekârlara, yalnızlara, dullara, yetimlere, iftar yemeklerinden ikram edilirdi.

Eskiden Ramazan günlerinde kabirler ziyaret edilirdi. İkindi namazı kılındıktan sonra cami çıkışı vasıtalarla, genç-yaşlı herkes akın akın kabir ziyaretine giderdi. Fatiha'lar okunurdu orada. Allah'tan ölenlere rahmet dilenir, dualar edilirdi.

Sözün kısası her alanda eksikliğini hissettiğimiz eski kültürümüzü, eski gelenek ve göreneklerimizi Ramazan aylarında da mumla arar olduk.

Diyorum ki gelin bu Ramazan’da değiştirelim bunu!

Özellikle Ramazan ayında vermeye çalıştığımız zekât, sadaka ve her türlü yardımlarımızla Ramazan kültürümüzü, ailece ve milletçe bilinçli olarak yaşamaya, yaşatmaya çalışalım. Ramazan ve iftar sofraları kültürünü, bütünüyle sosyal bir hizmet anlayışı içinde, ihtiyaca göre geliştirip, yaşatalım ve yayalım. Ramazan sofralarını kardeşlik sofraları haline getirelim.

Ve diyelim ki;

Ramazan ayı insanların yalnız kendi dünyalarında, kendi evlerinde, kendi sofralarında yaşadıkları bir zevk olarak kalmasın.

O, bütün güzellikleriyle gönlün derinliklerinde yaşanan, yoksullarla, kimsesizlerle ve yüreği yaralı insanlarla güzelliklerin paylaşıldığı güzel günler olsun.

Vesselam...