Bazıları rızık bahsinde hemen şu soruyu sorarlar: ‘Rızkı veren Allah ise bunu niye adil bir şekilde dağıtmıyor? Amerika’da, Avrupa’da 40-60 bin dolar seviyesinde yaşayan insanlar ile Somali’de açlıktan bir deri bir kemik hale gelmiş insanların Allah’ı aynı Allah değil mi?’ Şüphesiz, Amerika’da refah içinde yaşayan insanın da, Somali’de yaşam savaşı veren insanların da rızkını halkeden Allah aynı Allah’tır.
O halde ‘rızık’tan herkese ayrı ayrı taksim edilmiş kısmetleri mi, yoksa her varlığa yetecek miktarda ve zenginlikte sunulmuş hudutsuz bereketi mi anlamamız gerekir? Akla ve dine uygun olanı, ikinci şıktır. Rızkın eşit şekilde taksim edilmiş lokmalar olarak değil, çalışarak çabalayarak elde edilebilecek bir kısmetler zinciri olduğunu fazlaca izaha gerek bile yoktur.
Káinatta her varlığın yaşamasına yetecek kadar hava, su, bitki ve gıda mevcuttur. Dünyanın herhangi bir yerinde kıtlığı hissedilen maddenin, başka bir yerde bolluğu vardır. Gecenin ve gündüzün, mevsimlerin ve iklimlerin doğal dengeyi sağlaması gibi, bolluklar da kıtlığı dengeler.
Çölün susuzluğu, serabın aldatıcılığı çöl bitinceye kadardır. Kavurucu kum yığınlarının ötesinde yemyeşil vahaların serinliği vardır. Allah’ın lütufları sonsuzdur. Bunların bir kısmı yeryüzünde, bir kısmı göklerde veya yerin altında saklıdır. Keşfedilmiş ya da keşfedilmeyi bekleyen gezegenlerde kimbilir daha ne çok imkán ve fırsatlar belki de gelecek nesillerin kısmetindedir.
Cenab-ı Hak, yeri ve gökleri ve bunlarda olan her şeyi insana hizmet için var etmiştir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur:
‘Gökleri ve yeri yaratan, gökten suyu indirip onunla rızık olarak size her türlü meyveler çıkaran, izniyle denizde yüzüp gitmeleri için gemileri emrinize veren, nehirleri de size akıtan ancak Allah’tır. Ádetleri üzere seyreden güneşi ve ayı size faydalı kılan, geceyi ve gündüzü istifadenize veren yine Allah’tır. O, size istediğiniz her şeyden verdi. Eğer Allah’ın nimetini sayacak olursanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür.’
Rızık, sonsuz varlıktan terleyerek pay almaktır. Bazı Müslüman toplumlarda rızık mefhumu yanlış anlaşılmış ve yanlış yorumlanmış olduğu içindir ki, insanlar ‘Rızkı veren Allah’ şeklindeki kolaycı yaklaşımı kendilerine gerekçe yaparak emeksiz-gayretsiz bir hak edişin hayali içinde bocalayıp durmuşlardır.
‘Madem ki Allah yarattığı her canlının rızkını verecektir, o halde benim rızkımı da ayağıma kadar gönderir’ inancı, İslam dünyasındaki geri kalmışlığın en önemli sebeplerinden birini oluşturmuştur. Batı, emek ve düşünceyle elde ettiği birikimlerini zenginliğe dönüştürürken, Doğu (Japonya gibi bir-iki ülke dışında) daima hazır yeme ve tüketme iştahında olmuş ve yerinde saymıştır. Hiç şüphe yok ki, böyle bir anlayış, çalışmayı ibadet sayan, bir günü diğer günüyle eşit olanı zararda gören dinimizden hiçbir zaman onay almamıştır.
‘Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.’ (Necm; 53/39).
‘Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan isteyin. Allah’ı çok zikredin; umulur ki kurtuluşa erersiniz.’ (Cuma, 62,10)