Haçlılar, şehri daha fazla savunamayacaklarını anlayınca, barış teklifinde bulundular. Selahaddin Eyyübi önce bunu kabul etmedi.

Onlara “Siz 491 (1098) yılında şehri işgal ettiğiniz zaman halka nasıl muamele ettiyseniz ben de size aynı şekilde davranacağım. Siz nasıl onları öldürüp esir aldınız ve kötü muamele ettiyseniz ben de aynısını yapacağım.” Dedi.

Bunun üzerine Frank elçisi Balian kurtuluş ümidi kalmadığını görünce şunları söyledi:

“Ey Sultan! İyi bil ki, biz bu şehirde Allah’tan başkasının bilmeyeceği kadar büyük bir kalabalığa sahibiz. Bu topluluk aman almak umuduyla savaşa ara verdi. Sen diğer şehirlerin halkına aman verdiğin gibi onlara da aman verirsin zannettiler. Onlar yaşamak istiyor, ölmek istemiyorlar. Fakat eğer ölümden başka çare olmadığını görürsek, Allah’a yemin ederiz ki,

Çocuklarımızı ve karılarımızı öldürür,

Mallarımızı,

Eşyalarımızı ateşe veririz.

Size bu mallardan bir dinar veya bir dirhem olsun istifade ettirmeyiz.

Ne bir erkek ve ne de bir kadın esir alabilirsiniz.

Bu işi bitirdikten sonra da Kubbetü’s-Sahra’yı, Mescidi-i Aksa’yı ve diğer yerleri tahrip eder,

Sonra da elimizdeki esir Müslümanları öldürürüz. Bunların sayısı beş bindir.

Kendimize bir tek hayvan dahi ayırmadan hepsini öldürür,

Sonra da hepimiz size karşı saldırıya geçer,

Canını ve kanını müdafaa etmek isteyen insanlar gibi savaşırız.

O zaman da öldürülenlerin sayısınca adam öldürmedikçe ölmeyiz.

Ya şerefimizle ölür, ya da şerefli bir şekilde muzaffer oluruz dedi.”

Selahaddin Eyyübi Balin'i tanıyordu ve yanındakiler "O, dediğini yapar" diyerek Haçlılara aman verildi.

Not: Müslümanlar Kudüs'ü aldıklarında komutanları böylesine müzakere ederken, Haçlılar Kudüs'ü aldıklarında Müslüman kale komutanı sadece kendisi ve ailesi için bağışlanma dilemiş ve halkı haçlıların insafına terk ederek kıyımdan geçmelerini sağlamıştı. Bu da Müslümanların başına ne geldiyse menfaatçi, paracı, niteliksiz, liyatsiz yöneticiler yüzünden geldiğini göstermektedir.

Kaynak ibni esir, el-kâmil