<p>Yaz geldi gelecek, havalar bazen açıp bazen bozuyor. Bugün yine kapkara bir gökyüzüne uyandım, puslu ve hafif yağışlı…</p><p>Dün ne güzeldi oysa, güneş billur gibi tepede parlıyor ve yaydığı sıcaklık ta iliklerime kadar işliyordu. Sıcak, annemin şefkatli kolları gibi sarmalıyordu beni. Bugün çok kötü! Kapkara bir gökyüzü ve puslu bir yağmur…</p><p>Hani hayat diyoruz ya adına, nerede ve ne zaman biteceğini bilmediğimiz… Aslında ne zaman başlayacağı konusunda da fikrimiz sorulmamıştı. Bizim başlatmadığımız ve bizim bitirmeye gücümüzün yetmediği, kurallarını bizim koyamadığımız, dahası, “bize” ait çok az şey bildiğimiz bir hayatı doldurabilmek zorunluluğumuzun olması…</p><p>Bugün üşüyorum ve çok halsiz vücudum! Sebebini bilmediğim bir ağrı, boynumdan omuzuma doğru beni kastıkça, buna bağlı olan tüm sinir sistemlerim top yekun figan halinde…</p><p>Acılar en fazla kendi bedenimizde hissettiğimizde acıtıyor sanki! Mesela, Dünya’nın herhangi bir yerinde parçalanan bir çocuğun ne hissettiğini, ne kadar duyarsınız? Bu bizim canımızı acıtır mı gerçekten? Hiç sanmam. “Ateş düştüğü yeri yakar” sözü bunun için vardır belki de.</p><p>Geçtiğimiz günlerde ülkemizde gerçekleşen acı bir hadiseyle ilgili yazmıştım. Buna benzer şeyler şeylerdi yazdıklarım. Bıçağın altına yatırılan ben değildim! Sizde değildiniz!</p><p>Canımı acıtıyor boynumdaki kasıntı! Romatizmal bir ağrı galiba, hani halk dilinde “yel” derler ya! İşte ondan.</p><p>Arakan’da diri, diri yakılan genç adamı düşündüm, ve Suriye’de gırtlağı kesilen küçücük çocuğu da! Kim bilir ne kadar korkmuşlardır ölüm öncesi! O işkenceli ölüm esnasında kaç titreme, kaç korku nöbeti yaşamışlardır? Ta ki ölebilinceye kadar…</p><p>Ruhumda ki acılar depreşiverdi birden! Bastırdı boynumun acısını. Boş veren gözler geldi aklıma ve hayatım boyunca gördüğüm tüm cesetler bir film şerdi gibi dönüp duruyor belleğimde!</p><p>Kendi acıma vurdum Bağdat’taki kadının acısını, sonra ben ne kadar insanım diye sordum kendime? Acı çekmek artırır mıydı insani tarafımı! Ve sonra yediğim öğle yemeği geldi gözümün önüne! Kusmalıyım belki de…</p><p>İçimde biriktirdiğim tüm sevinçlerimi ve yaşlı dilenciye verdiğim bir kuruşluk zaferimi de atmalıyım benlik damarlarımdan! Düne dair her ne idiyse “şişman” söylemlerim, Afrika’daki aç çocuğun zayıf bedenine kurban etmeliyim bohem yanımı!</p><p>Burası Dünya ve merkezinde de ben. İşte itiraf ediyorum artık, tüm suçlarınızı bana yükleyin ve yağlı urganda katledin beni! Bana ait olmayan bir hayatı, keyifle içtiğim sigara izmaritlerimle birlikte 22. Katın balkonundan aşağıya atıverin!…</p><p>Bugün hava çok kötü! Puslu ve karanlık… Dün ne güzeldi oysa, billur gibi bir güneş içimi ısıtıyordu, iliklerime kadar… Üşüyorum, halsizim üstelik…</p>