Nisan 2011 tarihinde başlayan suriyedeki karışıklık, yedinci yılında devam ediyor. Dünya bunu bir film gibi izlerken biz müslümanların gözyaşları akmaya devam ediyor.
Suriyede arap baharı çerçevesinde başlayan gösteriler, 15 Mart 2011'de başladı ve Nisan 2011 tarihinde ülke çapına yayıldı.
Olayların çıktığı ilk günlerde, başkaldırıyı bastırmak için, ordu görevlendirildi ve askerler ülke genelinde göstericilerin üzerine ateş açarak ilk katliamını başlattı. Yani suriyedeki ilk gözyaşımız o gün akmaya başladı.
Daha sonra kendi halkına acımasızca davranan bir zihniyetin yaptığı katliamlar, ortakları olan iran ve rusyanın desteği ile devam etti.
Suriyenin etnik bölgeleriyle başlayan zulüm, daha sonra sırasıyla madaya, halep ve idlip te, sivil halka yaşatılanlar, insanlığa sığmayan bir hal aldı.
Devam eden katliamlarına bir yenisini ekleyen, İnsanlıktan nasibi olmayan bu zihniyetin, kimyasal gaz, kullanmasıyla, hayatını kaybeden insanların, (bilhassa o çocukların) görüntüleri yüreklerimizi yakmaya devam etti. Gözyaşımıza bir yenisi daha eklendi.
Geçen hafta, esed yönetimi kimyasal sarin gazı kullanarak yüzden fazla, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan masum insanları katletmeye devam etti.
Bu güne kadar yapılanlara hep sessiz kalındığı gibi, Bu kimyasal gaz saldırısına da yeterince cevap verilmedi.
Amerikanın bir müdahelede bulunduğu ve saldırı yapılan askeri üsse füze saldırsı ile cevap verildiği, tüm dünyaya haber edildi. Fakat bu yeterli görülmediği gibi, tepki verenleri bir nebze rahatlatma çabası gibiydi.
Amerikanın rusyaya bilgi vermesi, rusyanın müttefiki olan suriye esed güçlerinin o bölgeyi bilgilendirmiş olduğu anlamına gelmektedir. Bu bir nevi danışıklı dövüştür, yani o askeri üs'te bulunanların saldırıdan haberlerinin olduğu aşikardır.
Bu olayların üzücü tarafı, katliamları yapanların, müslüman olduklarını söylemeleridir. Cahil olan bir toplumdan başkası da beklenmezdi. Gerçi geçmişte hz. hüseyini şehid edenlerde cahillerden oluşan bir ordu değilmiydi. Başlarında bulunan komutan, büyük bir sahabenin oğluydu. Dünyalık bir makama karşılık hz. hüseyini ve ailesini şehid etmişlerdi.
Müslüman toplumların ilme ve ilim adamlarına ne kadar önem vermesi gerektiğini, böyle olaylardan sonra, daha iyi anlıyoruz. İlmin sadece belirli kurumlarda veya belirli kişilerde olması yetmiyor. En ucra yerdekilere kadar, herkesin bilgilenmesi için çalışmaların, ehil kişilerce yapılması gerekiyor.
Ezcümle zalimlere cevap olması için, tekvir suresini hatırlayalım. Tekvir suresi 9. ayette rabbimiz şöyle buyurur. "Denizler kaynatıldığında, ruhlar birleştirildiğinde, O, Katledilen Çocuklara, hangi suçtan dolayı öldürüldükleri sorulduğunda, defterler açıldığında, gökyüzü sıyrılıp alındığında, cehennem tutuşturulduğunda ve cennet yaklaştırıldığında, kişi neler getirdiğini görecektir."
Bizler şehadet ediyoruz ki, suriyede hayatını kaybeden o, günahsız çocuklar ve masum insanlar şehittir ve yaklaştırılan cennete girecektir. Onları katledenler ise Allahın bu sözüne muhatap olacaklar, niçin zulmettikleri, öldürdükleri onlara sorulacak ve bu yapmış oldukları zulümlerden dolayı, tutuşturulan cehenneme atılacaklardır. Zalimlerin yerinin mutlaka cehennem olduğunu unutmayalım
Duaların kabul edildiği bu mübarek günlerde, tüm islam beldelerinde, özellikle suriye de gözyaşlarımızın bitmesini ve mutlu huzurlu günlere bir an önce kavuşturmasını, yüce rabbimizden niyaz ve temenni ediyorum. Dua ile.