İnsanlık; aydınlık ışıklara rağmen en karanlık devrini yaşıyor.
İnsan kalbindeki karanlıklar işlerine, işlerindeki karanlıklar tüm fezaya kara bir bulut gibi çöküyor.
Dünyanın dört bir yanından feryat figan çığlıkları yükseliyor.
Savaşın, ateşin, hırsın, bencilliğin kesif kokusu yükseliyor evrene.
Dünyanın sesi rahatsızlık veriyor fezaya.
Altına iyi şeyler sunmak istemiyor atmosfer.
Dünya ağacının bütün yaprakları sarardı, soldu.
Toprak, hava, nehir, göl yoruldu.
Oksijen yerini karbondioksite, esenlik yerini sıkıntıya, serinlik yerini bunlatıcı sıcağa bıraktı.
Yemek, ekmek, aş ve su kirlendi.
Yeşil ve beyaz renkler silindi resimlerden.
Hüzün, buhran, acı, keder kapladı tuvalleri.
Katı bir duvar, siyah bir duman çöktü sanata.
Gözler, yüzler, gönüller bir muştu bekler.
Anneler, bebeler, nineler bir müjde diler.
Şairler, romanlar, sayfalar, satırlar, mısralar iyiyi yazmak ister.
"Gel ey bahar nerdesin" naraları işitilir!
"Gittin ve gelmedin ey nazlı çiçek" sesleri yükselir!
"Yan ve ışıt bizi ey güneş" yalvarmaları duyulur!
"Bizi bu karmaşanın dehlizinde unutma ey huzur" hatırlatması yapılır!
Evet, bahar gelsin artık!
Açın karnı doysun.
Bebeler hapishanedeki annelerine kavuşsun.
Minik yüreklerden "acaba babam bu akşam eve döner mi" endişesi silinsin.
Uçaklar, sadece renkli balonlar bıraksın çocuklara.
Akrabalar arasındaki sınır ve duvarlar kalksın.
Kızların tek giydiği beyaz elbise, gelinliği olsun.
Askerler ellerinde çiçeklerle dolaşsın sokaklarda.
Bütün kötülerin elleri, ayakları, azaları bağlansın.
Tüm iyiler, tüm iktidarlara hakim olsun.
Yani cemre düşsün tüm insanlığa diyorum!
Toprağa, suya, havaya değil sadece: Cemre bu sefer insanlığa düşsün diyorum.
Hatta ne toprağa, ne suya, ne de havaya:
Sadece insanlığa düşsün cemre…
Selam ve dua ile.