Abi batı ülkelerini göreceksin!
adamlar bir medeniyet inşa etmiş ki sormayın!
caddeleri geniş mi geniş,
yolları düzgün mü düzgün,
dağları yeşil, suları berrak,
evleri rahat, eşyaları kullanışlı,
arabaları son model, yakıt ucuz,
bütün malzemeleri kaliteli,
sebze ve meyveleri taptaze,
ceplerinde bolca para,
marketlerinde her şey mevcut,
okulları kreş, hastaneleri saray gibi,
hayat sakince akıp gidiyor,
şehirlerde gürültü,
havada kirlilik yok,
insanları nazik ve hoşgörülü,
devlet adamları mütevazi.
…
Hepimiz; yurtdışına gidip gelenlerden bu cümleleri sık sık duyarız,
ezilir büzülür, “bizim memleketlerimiz niye böyle değil?” diye hayıflanırız,
batının çağdaşlık (!) ve medeniyeti (!) karşısında küçüldükçe küçülürüz,
orada yaşamanın hayalini kurar, bir vesile ile kendimizi oralara atmanın yollarına bakarız,
hatta gidebilmek için insan kaçakçılarına para yedirir, denizde boğulmayı göze alırız!
….
Oysa kimse onların taş gibi katılaşmış kalplerinden bahsetmedi,
Kimse, onların kendilerinden olmayanlara nasıl davrandıklarını anlatmadı,
Şu örnekleri vermediler mesela:
“Bizimkiler susuzluklarını giderebilmek için at ve eşeklerin damarlarını kesip kanlarını ve idrarlarını içtiler. Bazıları lâğımlara kuşaklarını ve paçavralarını daldırıp, bunlarda toplanan suyu emerlerdi. Kimi de arkadaşının idrarını avuçlarına doldurarak içerdi.” (Funck Brentano, “Les Croisades”, s. 76-78, bas.: Paris, 1934.
“Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları katlettik, malûmunuz olsun ki, Süleyman mâbedinde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yüzüyoruz!.” (Necati Kotan, “Tarih Fıkraları”, İstanbul, 1988, s. 80)
Şövalye ve askerlerimiz, öldürdükleri insanların midelerini deşip, bağırsaklarının içlerini boşalttılar ve sağken yuttukları altınları aldılar. Bütün evlere giren askerlerimiz, bir kişinin bile sağ kalmasına izin vermediler. Hattâ bebeklerin ve yalvaran kadınların bile!..”
Bizans imparatoru Alexis Komnen’in kızı Anna, “Alexis Comnen’in Hayatı” adlı kitabında “Barbarlar” diye târif ettiği haçlıların sergiledikleri vahşetten söz ederken: “En büyük eğlencelerinden biri rastladıkları Müslüman çocukları öldürmek, kızartmak ve yemekti.” diyor; Fuller de bu çocukların çok küçük yaşlarda olduklarına dikkati çekerek; “Boğazlanmamaları için yalvarmasını bile bilmeyen, henüz konuşmaya başlamamış çocuklar, zayıflıkları, kahraman bir savaşçının darbeleri karşısında umumiyetle bağışlanma sebebi olan kadınlar bile boğazlandı.” diyordu.(Thomas Fuller - Holywar, “Kutsal Savaş veya Haçlı Seferleri Tarihi”, c. 1, Bölüm 24.)
…
Bu örnekleri çoğaltmak mümkün elbette!
Ama tertemiz dimağlarımızı bu örneklerle kirletmeyelim.
Lakin bu medeniyetin batı ve doğu ülkelerine reva gördüğü tek hayat kan ve gözyaşıyla örülü!
işte medeniyetin beşiği dediğimiz,
insan hakları merkezi diye övündüğümüz,
kendi haklarımız için kapılarında dilendiğimiz,
batının cibilliyeti tam da budur!
…
sen;
onlar demokrasi derse bukağı,
özgürlük derse esaret,
barış derse kanlı bir savaş,
sevmek derse nefret anla!
Selam ve dua ile…