Galiba beni en çok öfkelendiren tavır, güçlülerin güçsüzler karşısındaki o aldırmaz, insafsız küstahlığının ve tepeden bakışının yanısıra; bir de Rasulullah’ın (sav) tevhid dinine itiraz edercesine hayat sürülmesi olsa gerek.
İnsanoğlunun, bir dip akıntısı misali sahte değerlere her gün biraz daha yaslandığını, hakikate ve kendisine ise nasıl da yabancılaştığını, şu virüslü günlerde daha iyi analiz edeceğimizi varsayıyoruz.
Zira, ayakları yerden kesen; servet, güç tutkusu, gösteriş, iktidar ve büyüklük hırsı. Plajlar, müstehcen yayınlar, tv ler ve diziler. Meyhaneler, kahvahaneler, diskolar ve barlar. Karşılıklı çıkar ilişkileri. Yetim hakkı yiyenler. Vücütlarındaki dövmelerle takıp takıştırarak genç kızları hezeyana sürükleyen, popçular ve rapçılar.
Hülasa, Allah’a kullukta haddi aşanların alayının, alaycı tavırları, ‘almış eline başını gidiyordu’ diyelim ve bir şeyi unutmayalım! Ne kadar güzel giyinsekte son elbisemiz kefendir. Ne kadar ev değiştirsek, villalar, yatlar ve katlarımız olsa da, son adresimiz kabirdir.
***
İşte bu bilinç ve şuurla diyorum ki!
Bakın, insan hata yapabilir. Yapacaktır da. Ancak hatadan dönmekle, hatada ısrar etmek arasında bariz bir fark vardır. Ve hatada ısrar edenlerin akibeti, Kur’an’a göre feci olmuştur. Hz Davut hatada ısrar etmemenin, Hz Süleyman ise servet ve iktidarla şımarmamanın güzel bir örneğidir mesela. Zenginlik, iktidar ve refahın baştan çıkarıcı boyutu ile buna direnenlerle direnmeyenlerin Allah katında bir tutulmayacağını şöyle anlatır Kur’an,”Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri, yeryüzünde fesat çıkaranlar gibi mi tutacağız? Yoksa Allah’a karşı gelmekten sakınanları yoldan çıkan arsızlar gibi mi tutacağız?” (Sad; 28)
Bütün bu uyarılara kulak tıkayıp, kör ve sağır davrananlar da, yine Sad Suresi’nin son ayetlerinde şöyle uyarılır, “Andolsun ki cehennemi senin gibilerle (iblis) ve sana uyanların tümüyle dolduracağım. O’nun verdiği (Allah) haberlerin (gerçek olduğunu) bir zaman sonra mutlaka öğreneceksiniz.” (Sad; 88)
***
Her güzellik, bilinçli bir tasarımın eseridir. Güzele bakıp da, o güzelliği yaratanı görmeyen, camdan bakacağı yerde, cama bakıyor demektir. Tıpkı ecel geldiğinde kaçış olacağını zanneden ‘ahmak’lar gibi.
Peki ‘ecelinden önce’ ölen var mı?
Yok!
O halde paniğe de gerek yok!
Bu dünya ne Firavun’lar, Belam’lar, Nemrut’lar, Haman’lar, Karun’lar ve Şeddat’lar gördü. Kaldı ki, Allah (cc) bizi mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle, kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edeceğini de söylüyor. O halde sabır!
***
Ve ayrıca; Hz. Eyyub misali, insanların bazıları üzerinde, hele de şu günlerde, acayip bir terkedilmişlik hissi olduğunu da görüyoruz. Oysa Allah mümin kulunu asla terk etmez. Daha doğrusu, kul Allah’ı terk etmeden Rabbi onu ter etmez. Eğer bir musibet yüzünden kul Allah’ı terk ederse, musibet işte asıl o zaman felaket olur. Peki o musibet, kulunu Allah’a daha da yaklaştırırsa ne olur? Saadet elbette! O halde şükür halimize kardeşim
Bakın bu konuda bir başka vahiy ne anlatıyor?
(Allah’ın şu müjdesini) ilet: “Ey hadlerini aşıp kendilerini israf eden kullarım! Allah’ın rahmetinden asla umut kesmeyiniz! Allah bütün günahları affedebilir. Çünkü O, evet O’dur mutlak bağışlayıcı, sonsuz rahmet kaynağı olan.” (Zümer; 53)
Hz Eyyub’un yaşadığı sabır misali. Kuyu’daki Yusuf’u Mısır’a sultan eden Allah’ın kolaylaştırdığından daha kolay ve zorlaştırdığından daha zor bir iş olabilir mi? Ve kaldı ki; bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır da olabilir. Şöyle olacakmış, böyle olacakmış. Depremmiş, komploymuş ve dahi şeytanmış. Nedir bu panik? Nedir bu hezeyan? Kendini kaybetmek insanın en büyük hüsranıdır oysa. Kaybetme kendini uyanık ol. Sebatlı ol ve duruşun sabit ve esas olsun Rab’bine. Bak gör o zaman. Birilerinin bir planı varsa, Allah’ında nasıl da bir hükmü oluyor?
***
Ve dahi, en çürümüş ortamlarda bile diri vicdanların bulunabileceğini unutma! Firavun’un ailesi arasında kendini gizleyebilen mü’mini unutma! Ve Firavunlaşmış her aklın, er geç sahibini imha edeceğini de!
Ve bak hele, “ol” deyince olduran, “öl” deyince öldüren O hüküm sahibi ne diyor, “Hiç Allah kuluna yetmez mi? Değil mi ki Allah her işinde mükemmel olandır, kimsenin yaptığını yanına kar bırakmayandır. İlan et: “Allah bana yeter! Artık O’nun (kuluna yeteceğine) güvenen herkes, sadece O’na dayansın. Ve uyar: “Ey kavmim! Siz kendinize yakışanı yapınız. Şunu iyi bilin ki ben de kendime yakışanı yapmaktayım. Unutmayın ki zamanı gelince onlar bilecekler. Muhattabını alçaltan (dünyevi) azabın kimi gelip bulacağını ve (ahiretteki) kalıcı cezanın kimin başına çökeceğini. (Zümer 36-37-38-39)
***
Ey bu gün insanların yüzüne geçirdikleri maskelerle ‘asıl büyük’ zulümlerin üzerini kapayanlar! “O gün onlardan hiç kimse Allah’tan hiç bir şeyi saklayamadan (gerçek yüzleriyle) ortaya çıkarlar.” (Mü’min; 16) diyen Rabbinizi düşünün.
Ve bilin,
Bilin ki: O gün geldiğinde içler dışa dönecek ve herkes gerçek kişiliği ve maskesiz yüzüyle ARZ-I ENDAM edecek. O gün geldiğinde insanın peşine düştüğü hayvani güdüler sahibine suret olacak. Duygularının esiri olan insan, içinde taşıdığı ‘nefs-i hayvani’ nin suretine bürünecek ve önceden yaptıkları ‘her türlü kötülük’ önlerine bir bir konacak.
Bu kadarı kafi mi sizce?
Vesselam