Son günlerde yeni bir tartışma başladı ve bitti. Bu tartışma ekonomideki kontrolün bir Amerikan şirketine verildiğinin söylenmesi ile gündeme taşındı ve tepki görmesi sonucu cumhurbaşkanımız tarafından geri çektirildi.

Bu konu medya da farklı mecralara taşındı ve yazarlar tarafından gündem edildi.

Konuyu en sert eleştirenlerden biri de Abdurrahman Dilipak oldu. Abdurrahman Dilipak, ekonomideki denetlemenin Amerikan şirketine verilmesine en sert şekilde tepki vermiş ve bunun yanlışlığına, halktan gelecek tepkiyi dile getirmişti.

Öyle oldu da. Birçok kesimden gelen tepkiler sonucunda bu yanlış karardan vazgeçildi.

Bu yanlış kararı destekleyenler ise araştırmadan yapılanın doğruluğunu, Amerikan şirketine verilen yetkiyi savunmayla meşgul oldular. Ta ki cumhurbaşkanının Amerikan şirketine verilen yetkiden vazgeçildiğini söylemesi üzerine çark ettiler.

Aklını kiraya veren, görevi sadece üstlerini desteklemek olan bu zihniyetin farklı düşüncelere tahammülü olmadığı çok üzücüdür. Bir gün önce savundukları fikirlerinden vazgeçmek zorunda oluşları belki anlaşılabilir, fakat hakarete varan sözlerinden dolayı helallik istemeleri şarttır.

İnsanlar her zaman aynı fikirde olmayabilirler, olmamalılar da. Farklı düşündüğünüzde bu sizi ötekileştirmez. Birlikte oturulur, herkes fikrini söyler ve en doğru sonuca ulaşılır. İstişarenin bereketi budur. Yanlışlarınızı göremeyebilirsiniz.

Bilhassa yönetici olanların istişareyi daha da önemsemeleri gerekir. Alınan kararların birçok kişiyi ilgilendirecek olması, vebal alınmaması açısından çok önemlidir. Yanlış hesaplar telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir.

UZLAŞMA KÜLTÜRÜ

Yine Dilipak, uzlaşma kültürünün anlaşılması noktasında imam Şafii ile bir öğrencisinin başından geçen bir örneği vererek konuya açıklık getiriyor.

İmam Şafii talebelerinden biri olan Yunus ile müzakere yaptığı bir meselede ihtilafa düşer. Aralarında bir uzlaşma olmayıp müzakere uzayınca talebesi Yunus müzakere neticelenmeden evine gider. Akşam olunca, Yunus kapısının çalındığını fark eder, “Kim o?” der.

Kapıdaki kişi, “El Şafii” der. Yunus, kapıyı açar ve İmam Şafii’nin kapıda beklemekte olduğunu görür. Hocasının evine kadar gelmesine şaşırır.

 İmam Şafi talebesine yarım kalan dersini onun evinde tamamlamak için misafir olmuştur.

 İmam Şafi, kapıyı açan talebesi Yunus’a şunları söyler:

Ey Yunus, bizi birleştiren yüzlerce mesele dururken, bir mesele mi bizi ayıracak?

Ey Yunus, yaptığın ve üzerinden geçtiğin köprüleri yıkma! Bir gün o köprüden geri dönmen gerekebilir!

Ey Yunus, hatadan nefret et, ama hataya düşenden nefret etme!.

Bütün kalbinle günaha öfkelen, ama günahkara acı, ona merhamet göster!.

Ey Yunus, sözü eleştir, ama sözü söyleyene saygı göster!.

Ey Yunus, görevimiz hastalığı tedavi etmektir!. Hastayı yok etmek değil!.

Yunus mahcup bir vaziyette hocasına ikramda bulunur.

Burada İmam Şafii, hoca olarak güzel bir ders veriyor. Ben hocayım bunu sen kabul etmek zorundasın diye söyleyebilirdi. Fakat o talebesinin evine kadar giderek bu işin çözülmesini ve farklı düşüncelerin insanları birbirinden ayırmayacağını, bir ders nispetinde anlatıyor.

Hocalarımız, öğrencilerimiz, yöneticilerimiz ve yakın arkadaşlarımız da hata yapabilirler. Bizler gördüğümüz yanlışları usulüne uygun bir şekilde uyarmakla görevliyiz.

Diğer yandan da hatayı yapan kişiler, hatada ısrar etmeden hatasını olgunlukla kabul etmeli ve gönül kırıklığı yaşanmadan hatadan dönülmelidir.