Gururlu ve kibirli insanlar kendilerine karşı yapılan yanlış tavır ve davranışları büyütür ve öfkelenerek aşırı tepki gösterirler.

Tepki gösterilmesi ve mücadele edilmesi gereken konularda ise korkaklık göstererek "nefsime hâkim oluyorum, sabrediyorum" bahanelerin ardına sığınarak cesaret gösteremezler.

Hırsızlık yapmak, gasp etmek, yol kesmek, hortumculuk, haram mal elde etmek de cesarete bağlanabilir. Oysaki bunlar cesaret değildir. Cesaret; ilahi rızayı hedef almayı, asaletli olmayı, akla uygun davranmayı gerektirir.

İbni Hazm cesareti "dinini, namusunu, baskıya uğrayan komşusunu, mazlum olan sığınmacıyı, malı zorbaca gasp edileni korumaktır. Haklıların haklı davalarına yardım etmek için kişinin ölümü dahi göze alarak mücadele etmesidir" şeklinde tarif etmiştir.

Bu konuda tepkisiz kalmak, korkmak, enerjisini, dünya malını ve şöhretini yok yere harcamak ise tedbirsizlik ve ahlaksızlıktır.

Cesaretli insanlar; varlığa-yokluğa, azlığa-çokluğa, zenginliğe-fakirliğe, yüksekliğe-düşüklüğü fazla önem vermezler.

Bu dünyadaki şan, şöhret ve eğlence gibi şeylere düşkün olmazlar. Bunların varlığı ile sevilmez, yokluğuna ise üzülmezler.

Saygın, cömert ve iyiliksever olurlar. İyi işleri yapmada çabuk, zararlılarda ise temkinli davranırlar.

Arzu ve isteklerin baskılarına direnç göstermede ve nefislerinin izzetini korumada çok dayanıklı davranırlar. Sıradan insanın gözünde çok büyük görünen ölüm, yaralanma ve benzeri şeyleri önemsemezler.

Giderilmesi, önlenmesi mümkün olmayan, aniden ortaya çıkan dehşetli olaylar karşısında sarsılıp kendilerini kaybetmezler.

Kızdıkları, hiddetlendikleri zaman haddi açmaz, her suça uygun karşılık verirler.

İntikam almaları gerektiğinde nefislerine hâkim olup, affetme yolunu tercih ederler.

Eziyetlere ve baskılara her türlü ortam ve şartlar da taviz vermeden tahammül ederler.

İnsana yakışmayan çirkin, pis, kötü işler yapmaktan aşırı derecede sakınırlar.

Onurlu bir ölümü, rezilce yaşamaya tercih ederler. Mazlumların kurtuluşu ve mutluluğu için onlara yönelik tehlikelere fedakârca göğüs gererler. Dostlarına veya mazlumlara kurulmuş düşmanca tuzakları bozmak için canlarını ve mallarını ortaya koymaktan çekinmezler.

Hem nefislerine hem de diğer dış düşmanlara karşı kahramanca mücadele ederler.

Düşmanı kahreden çetin mücadelelerden çekinmezler.

Kendilerinden sonra gelen nesiller de genellikle onları örnek alarak kahraman olurlar. Kahramanlıklarıyla toplumu ve toplumun sosyal hayatındaki ahlaki işleyişini koruma görevini yürütürler.

Her daim hakkı ve adaleti gözetirler. Sahip oldukları imkânları ötekileri yenmek ve ezmek için kullananlara karşı dururlar.

Akıllı yöneticiler, böyle cesaretli insanlara son derece saygı duymalıdır. Bunlarla mücadeleye ve çatışmaya girmemelidirler. Cesaretlilerle, cesaretsizler arasında ayrım gözetmeyi becere-bilmeliler.

Öfke; kötü ve şeytani bir sıfattır. Öfke anında şeytan birçok yanlış sözler söyletip, yanlış davranışlar yaptırabilir. Atalarımız "öfke baldan tatlıdır" sözünü boşuna söylememişlerdir.

Öfkelenen insanın öfke anında ayakta ise oturması, uyuyorsa yatması, daha da olmasa abdest alması boşuna öğütlenmiştir.

Her işe besmele ile başlama, her işi Allah' a ısmarlamanın gerekliliği unutulmamalıdır. Kalplerde Allah korkusu, hesap verme şuuru, yaratılanı severiz Yaratandan ötürü anlayışı yer edinmelidir.

Erdem ve ahlaki değerlerin benimsendiği, huzurun yaşandığı ortamlarda kimse birbirini incitmeyecek, her şeyden kolayca incinmemeyi de prensip edilecektir.

Böyle topluluklarda her zaman saygı, sevgi, huzur ve mutluluk hâkim olacaktır.

Böyle bir topluma sahip olmayı kim istemez ki!