Zaman içerisinde birçok defa önemli kararlar vermişizdir. Verdiğimiz bu kararların doğruluğunun, o, an, içinde bulunduğumuz bilgi beceri ve haleti ruhiyemize göre veririz. Sonradan kontrol ettiğimizde çoğu zaman, keşke şöyle yapsaydım diye hayıflandığımız çok olmuştur. Fakat konuyu ehliyle istişare etmek, bilgi almak ve çıkan kararı uygulamak, hele karar bizim istediğimiz gibi çıkmamışsa, nefsimize pek de hoş gelmiyor.

Çıkan sonuç istemediğimiz gibi de olsa, sonucu kabullenmek erdem işidir, fazilet işidir. Allahın elçilerinin ve bu elçilerin yolunu takip edenlerin başarabilecekleri bir yoldur. Bu konuda Kuranı kerim de benzer konular anlatılmıştır. Bu konulardan biri de Hz. Davud ile oğlu Hz Süleyman arasında geçen bir hüküm konusudur. Konu enbiya suresindeki ayetlerde şu şekilde anlatılır.

78- Davud'u ve Süleyman'ı da hatırla. Hani onlar, ekin hakkında hüküm veriyorlardı. O vakit geceleyin, bir kavmin davarı, ekin tarlasına (üzüm bağına) yayılmıştı da zarar vermişti. Biz de onların verdiği hükme şahitler idik.

79- Biz, o meselenin (daha doğru) hükmünü Süleymân'a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları (ona) bağlı kılmıştık. Biz (bu gibi işleri peygamberlere mucize) yapanlarız.

Rivayete göre İki adam Davud peygamberin yanına gelir. Biri tarla, yani bahçe sahibidir. Söylendiğine göre üzüm bağı imiş. Diğeri de sürü sahibidir. Tarla sahibi, "Bu adamın sürüsü bir gece boyunca tarlamda kaldı ve geride bir şey bırakmadı" der. Davud peygamber tarla sahibinin, zararına karşılık, sürü sahibine ceza olarak, sürüyü tarla sahibinin almasına karar verir.

Bunun üzerine sürü sahibi Hz. Süleyman'a gider ve Hz. Davud'un verdiği kararı anlatır. Hz. Süleyman babasının yanına gelir ve "Ey Allah'ın peygamberi bu hüküm senin verdiğin gibi değildir" der. Hz. Davud "Peki nasıldır, nasıl olmalı?" dediğinde, Hz. Süleyman "sürüyü, tarlası eski haline gelinceye kadar, tarla sahibine ver, tarlayı da sürü sahibine ver, ellerindekilerden yararlansınlar, ta ki eski durumlarına gelene kadar. Sonra onları sahiplerine geri ver. Tarla sahibi tarlasını, sürü sahibi de sürüsünü alsın" der. Hz. Davud "Doğrusu, senin verdiğin karar daha doğrudur, doğru hükümdür" der ve Hz. Süleyman'ın hükmünü uygular.

Gerek Hz. Davud'un, gerekse Hz. Süleyman'ın verdiği hükümler kendi görüşlerinden kaynaklanan içtihatlardı. Yüce Allah her ikisinin de verdiği kararı görüyordu. Hz. Süleyman'a daha doğru bir karar ilham etti. Meselenin en doğru tarafını kavrayacak bir anlayış verdi.

Hz. Davud, karar verirken sadece tarla sahibinin uğradığı zararı gözönünde bulundurmuştu. Bu, adalettir kuşkusuz. Ama Hz. Süleyman'ın verdiği karar adaletin yanında, yapıcı olmayı, onarmayı da içermektedir. Bu kararda, adalet yapmak ve onarmak amacı ile başvurulan bir unsurdur. İşte bu, yapıcı ve sürükleyici şekliyle canlı ve pratik adalettir. Bu adalet, yüce Allah'ın dilediğine bahşettiği, dilediğini yücelttiği, bir başarıdır.

Burada aslında birlikte çalışmaya işaret vardır. Tarla sahibi ziraatten, sürü sahibi de hayvancılıktan anlamaktadırlar. Sürünün tarla sahibine verilmesi, daha önce belkide bu işi yapmamış olan tarla sahibine, yine zarar verebilir. Sürü sahibi de, yine bilmediği bir iş olan, tarlayı eski haline getiremeyebilir. Ortak çalışıldığında bilinen işler yapılacağından, zarar daha az zamanda giderilecektir ve daha başarılı olunacaktır.

Bu konuda hz. Davudu kötülememek gerekir."Hz. Davud'un verdiği kararda bir yanlışlık yoktu. Ama Hz. Süleyman'ın, Allahtan aldığı ilhamla, verdiği karar daha doğruydu. Allahu teala dilediğini ilmiyle yüceltir. Yüce yaradanın bu ihsanına mazhar olabilmek için hak yolda adaletle, zoraki olmadan özgürce, hak ve hukuka uygun bir şekilde çalışmak gerekir. Bunu da ancak, gerçek manada Allahı tanıyanlar (Alimler) yapabilir. Dua ile