Bir miladi yılı daha geride bıraktık. Rabbim içinde bulunduğumuz 2018 yılını, tüm insanlığa, bilhassa Müslümanlara hayırlı kılsın, hayırlı işler yapmayı nasip etsin inşallah.

Bu zamanlar bize geçtiğimiz yılın muhasebesini yapmayı ve geçen ömrümüzü ve geleceği planlamayı hatırlatıyor.

Hz. Peygamber s.a.v. “mümin dünya da misafir olduğunu bilmeli, ona göre davranmalıdır” der. Bu misafirliğin nasıl olduğuna bakalım.

İbni Ömer r.a anlatıyor: "Rasûlullah s.a.v. omuzumdan tuttu ve: "Sen dünyada bir garip veya bir yolcu gibi yaşa" buyurdu.

İbni Ömer bu hadisi şerif için: "Akşama erdin mi, sabahı bekleme, sabaha erdinmi akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sırada hastalık halin için hazırlık yapmalı. Hayatta iken de, ölüm için hazırlık yapmak gerek. “demiştir.

İnsan yaşantısı boyunca iyi veya kötü bir şeyler yapar. Bu yaptığı onun için zaman geçirmedir. Fakat bu geçirdiği zamanın doğruluğu hayata bakışına bağlıdır.

Doğru bir hayat yaşamak için durmamak, hep çalışmak, hem de doğru çalışmak gerekmektedir. Burada doğru kime, neye göre doğru olmalı sorusu karşımıza çıkıyor.

Çevre bu konuda en büyük etkenlerden birisidir. İnsanın, çevresinden soyut (bağımsız) bir hayat yaşaması beklenemez. Çevreye uygun yaşamak, çevreyle dost olmak, insanı mutlu eden, olumlu bir süreçtir.

Fakat burada inanç boyutu öne çıkıyor. Rehber olarak Rasûlullah’ı s.a.v. ele aldığımızda, o çevresini çok düşünen biri olduğu halde, Allah’ın emirlerini mutlaka yerine getiren bir tavır sergilemiştir. Fakat bunu yaparken de çevresine bu yaptıklarını izah etmeye, bu yaptıklarını onları kırmadan yapmaya çalışmıştır.

Nübüvvet (peygamberlik) geldiğinde akrabalarını davet etmiş ve onlara şöyle söylemiştir.

-Size bir şey söylesem bana inanır mısınız; ?

-Onlar evet demişler.

-Şu dağın arkasında düşman birlikleri olduğunu söylesem;

-Onlar evet yine sana inanırız, çünkü senin daha önce hiç yalan söylediğini görmedik, diye cevap vermişlerdir.

-Onlar böyle söyledikten sonra efendimiz s.a.v. onları İslam’a davet etmiş, onlar ise söylemiş oldukları sözlere rağmen, sözlerine muhalefet ederek, ona iman etmemişlerdir. Hatta amcası Rasulullah’a hakaret ederek kırıcı sözler söylemiştir.

Efendimiz buna rağmen onlara karşılık vermeyerek çevresine olumsuz, sözlü veya fiili bir eylemde bulunmamıştır…

Alınan eğitimin de yine insanın yaşamını değiştiren etkenlerden biri olduğunu unutmayalım.

Almış olduğumuz eğitimin bizleri yönlendirdiğini,okuduğumuz kitapların, bulunduğumuz gurupların( vakıf veya derneklerin) vermiş oldukları eğitimlerin de, hayatımızı şekillendirdiğini, geleceğimizi etkilediğini bilmemiz gerekir.

İnsan, almış olduğu bu eğitimle, hedeflerini yapmaya çalışır, fakat istediklerine ulaşamayınca, ya da daha fazlasını isteyince gerilir ve bu düşünce onu tedirginleştirir. Hayata tedirgin olarak bakıldığın da ise, karşımıza hep düşünceli ve hesap içinde bir yaşam çıkar. Önce o yaşamı yakalamaya çalışır, daha sonra da, ya daha iyisini hedefler, ya da o elindekini kaybetme korkusuyla bir hayat yaşamaya başlar.

Sokrates bu konuyu acı çekmekle özdeşleştirerek şunları söylüyor.

"Eğer istediğin olmazsa acı çekersin, eğer istemediğin bir şey olursa yine acı çekersin, hatta istediğin şey tam olarak olsa da, yine acı çekersin, çünkü onu kaybetme riskin vardır. Zihin böyle belalı bir şeydir."  (Sokrates)

Peki, bir şey yapmayalım mı?

Hayır, mutlaka bir şeyler yapalım, ama doğru yapalım ve zamanında yapalım. Zamanında yapılmayan işler, yapılmamış hükmünde olabilir. Zamanında kılınmayan namaz gibi. Sonradan tamamlasanız bile, vaktinde kılınan namazın tam olarak yerine geçmesi mümkün olmuyor. 

Ne şekilde olursa olsun hayat hızla akarak devam ediyor. Yolun sona ereceğini, bir gün sona yaklaşacağımızın bilincinde olmamız gerekir.

Şu an sağlımız yerinde iken, bu bilince ulaşarak, güzel işler yapmak, zorundayız. Çünkü ne zaman sağlığımızın bozulacağını ve ne zaman ölümün geleceğini bilmiyoruz. Bunun farkına vararak hayatı doğru yaşayalım inşallah.

Rabbim hem dünyası hem de ahireti mamur olan kullarından eylesin. Dua ile.