Afrika, emeği ve ekmeği çalınan bir coğrafya.
Sadece emeği değil, her şeyi çalınmış buraların.
Yeraltı hazineleri, yerüstünde para eden ürünleri, güzel kızları, sağlıklı organ sahibi yavruları, sahilleri, ağaçları her şeyi...
Tabi en kötüsü insanının çalınmış olması.
Evet, insanı alabildiğine oyuncak haline getirilmiş.
Bağımlı, kendi kendine üretmeyi düşünemeyen, dayatılan hayat biçimine ses çıkarmayan, açlık, ölüm ve hastalıkları kanıksamış bir toplum.
İster beyaz, ister siyah olsun güçlü tarafından itilip kakılmaya ses çıkarmayan, güçlerinin yettiklerine karşı ise son derece acımasız olan bir toplum.
Doğal kölelik modunu kabullenmiş, aklı ve iradesini devre dışı bırakmış, vicdani hassasiyetleri zedelenmiş bir toplum.
Sürekli kısa yoldan para kazanmayı hayal eden, yakınındaki gerçek işleri ise elinin ucuyla tutan, kazanacağı bir kaç dolar ile ilk fırsatta batıya kaçmayı düşünen bir toplum...
Oysa biz biliyoruz ki hiç bir insan boş yere yaratılmadı, hiçbir toplum vazgeçilir değildir.
Hiçbir insan cehenneme odun olmak için gelmiş muamelesini hak etmiyor.
Yani atık insan yoktur. Çöp olmuş, çalı olmuş, israf olmuş insan yoktur. Olmamalı da.
Her insan gibi siyah insan da kıymetlidir.
Her kesin çocuğu gibi onların çocukları da sevimlidir.
Her insanın içinde iyilik bulunduğu gibi onların içinde de iyilik melekeleri vardır.
Onlar da yaşıyor, âşık oluyor, evleniyor, hanımına güzel şeyler söylüyor, bebeğini sevip ilgileniyor.
Onlar da seviniyor, üzülüyor, gözyaşı döküyor, gökyüzünün derinliklerine dalıyor, bir su kenarında dinleniyor, kırmızı bir gülü kokluyor.
Yani onlar da eşrefi mahluk ve muamelenin en güzelini, ilginin en samimi olanını hak ediyor...
Aslında dün yaşadığımız bir olayı anlatmak için yazımın başına oturdum. Lakin asıl yazacağım konuya gelemeden yazı buralara kadar geldi!
Sierra Leone de adı Ahmet, Muhammed, Hatice, Aişe olan da var Luka, Konte, Elizabeth, Viktorya olan da.
Müslüman olan da var, Hristiyan olan da.
Hem İslami tebliğ çalışmaları yürütülüyor hem de misyoner faaliyetler.
Şu ana kadar birçok pastör ve rahibenin hidayet bulduğuna şahitlik ettik. İslami bilen hiç kimsenin hristiyanlığa geçtiğini duymadık hamdolsun. İslamı bilen diyorum, çünkü bu önemli.
İnsanlara İslami doğru bir üslup ile anlattığınız zaman akıllar teslim oluyor, kalpler yumuşuyor.
Dün de eşi müslüman olan ancak ısrarla kendi dininden vazgeçmek istemeyen Elizabeth hanımın hidayetine şahit olmak nasip oldu.
Tebliğcilerimizin şu akıl dolu ve sahih fikirleri Elizabeth' in kaya gibi duran inadını eritti. İşte onun islamı kabul etmesinde üç kritik kırılma anı;
1- Mademki İsa ilah, o zaman neden kendisine zulmedenlere gücü yetmedi ve onlardan kurtulamadı. Bir tanrı olarak çivilenip çarmıha gerildi? (ki malumunuz bu onların görüşü, islam bu senaryoyu reddeder)
2- Sierra Leone' de dahil olmak üzere 54 Afrika ülkesinin hepsini işgal edip, sizi ve atalarınızı köleleştirenlerin tamamı hristiyan. Peki, sevgi dini denilen Hıristiyanlık onlara neden sevgi ve adaleti emretmedi?
3- Bu soruların inancınızı sarstığını ancak çocukluktan beri bu dine inandığınızı, başka bir dine geçmekte tereddüt ettiğinizi söylüyorsunuz. Peki, madem saatlerdir yapılan tüm izahları kabul ediyorsunuz. Farz edin ki bundan önce renk körüydünüz ve diğer renkleri ayırt edemiyordunuz.
Şimdi gözleriniz tedavi edildi. Tüm renkleri görüyorsunuz. Yine de "renkler yoktur" mu diyeceksiniz?
Sonuç; "Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Resulu".
Bu anlamlı ana şahitlik eden eski pastör Muhammed Koroma, Fikret Güler, Abdülkadir Akgül, Halil İbrahim Çizmeci ve Bülent Bilir.
Allah-u Ekber!
Selam ve dua ile.