"Bugün bayram, erken kalkın çocuklar.
Giyinelim en güzel giysileri,
Elimizde taze kır çiçekleri,
Üzmeyelim bugün annemizi" diye başlayan bir şarkı ile uyanırdık bayrama.
Ellerimizde kına kokusu, avluda babamızın dün eve getirdiği kurbanımızın sesiyle.
Giymemize izin verilmeyen bayramlıklarımızı kucaklamış bir şekilde, toprakta taze bir yağmur kokusuyla karşılardık bayram namazından dönen büyüklerimizi.
Onlar kurbanı boğazlarken yarı heyecanlı, yarı acıma hissi ile çarpardı minik kalplerimiz.
Babaların, deri yüzmeye ara vererek kanlı elleriyle yudumladıkları çayların buharı karıştırdı radyodan yükselen türkülere.
Anne ve kadınların telaşlı ama mutluluk dolu koşturmalarını izlerdik.
Acıkan karınlarımıza hiçbir yiyecek gönderilmedi kurban etinden önce.
Sonra havaya leziz bir et kokusu yayılırdı. O koku ilk kimin evinden gelse böbürlenirdi.
Çok gecikmeden abdallar ellerinde çuvallarla dış kapıda belirir, et isterdi.
Vakıf yetkilileri, derileri THY’ ye kaptırmamak için traktörle erkenden dolaşırlardı tüm köyü.
Bir yıl boyunca et görmeyen bağırsaklarımız bozulur ishal olurdu.
Çok uzaklardaki akrabalar gelir, şehir resimli kıyafetler hediye ederlerdi.
Yaşlılar ocak başında ellerini öptürür, harçlık verirlerdi.
Evlerde TRT radyosu dinlenir, herkes çalan türkülere eşlik etmeye çalışırdı.
Sokaklarda köyün gençleri volta atar, tespih sallardı.
Herkes birbirine selam verir, herkes birbirine gülümserdi.
…
İşte sana anlattığım gibi:
Bayramlar eskiden çok güzeldi çocuk!
Büyüğüyle, küçüğüyle herkes için çok özel zamanlardı.
Öyle günlerde kimse kimseye kıyamaz, kimse kimseyi üzmezdi.
Kurban kesemeyenlerle et, az şeker toplayanlarla şekerler paylaşılırdı çaktırmadan.
Bayramlar hiç bitmesin, hiç kimse iş başı yapmasın istenirdi.
…
Sonra büyüdüm!
Seni gördüm ekranlardan.
Çamurlu bir suyun yanında kıyıda öylece yatıyordun, diğer arkadaşların da yanı başında!
Annen ellerine kına yakmamıştı ve üstünde bayramlıkların da yok.
Baban, kurban satın aldı mı onu da bilmiyorum.
Kederini ve sitemini insanlığın yüzüne haykırır gibisin.
Bayramı bize zehir eder gibisin.
Tadımızı tuzumuzu bozar gibisin.
Eti kursağımızda bırakır gibisin.
Ama yüzün o kadar güzel ki! Güneş gibi, ay gibi, benim çocuğum gibi, çocukluğum gibi...
…
Neden bayram sevinci, ölüm acılarından daha az?
Neden çocuk kanı, kurban kanından daha çok akıyor?
Neden bomba ve mermiler, dağlardan ve ırmaklardan daha fazla?
Neden babalar, tanınmayan adamlardan; menekşeler mermilerden daha az?
Neden neden neden?
…
Yenilmişti dünya, yenilmişti insanlık.
Duanın gücü ve iyilerin cesareti silinmişti dünyadan.
İnsanlar sevgi değil, cinayet ve kan kokuyordu.
Milenyumun kapkaranlık gölgesi düşmüştü toprağa.
Her şey çok açıktı, herkes kimsesizdi.
Hepimiz aynı anda yenilmiştik.
Ve şarkılarımız, bayramlarımız, yazılarımız hüzünlüydü.
…
Her şey için tek şey diliyorum:
Allah’ın gülleri yakamızı bırakmasın.
Selam ve dua ile.