Titanik gemisinin sahibi ona bakıp bakıp "bu gemiyi tanrı bile batıramaz" diye kibirlendikçe kibirlendi.
Nemrut, bütün bir cihana hükmettiği ve kendisini tanrı gibi gördüğü için kendisine hiçbir kimsenin ve hiçbir şeyin zarar veremeyeceğini haykırıp durdu.
Mısırlılar, piramitlerle ulaştıkları yüksek bilgileri sayesinde bir sonraki aşamada ölüme çare bulacaklarını düşünmeye başladılar.
Sodom ve Gomore halkı, kendilerine belirlenen helal sınırlarla yetinmeyip sapkınlıkta azgınlaştıkça azgınlaştılar.
İrem bahçe sahipleri, zamanlarının en güzel şehirlerini imar etmeleri üzerinden kibirlendiler, bütün başarıyı kendilerinden bildiler ve kendilerine bu ilmi verene isyan ettiler.
Semud kavmi, kayalardan ihtişamlı ve görkemli evler yaptılar. Bu evlerde kendilerini dokunulmaz ve ulaşılmaz zannettiler.
Firavun bir sözüyle istediğini öldürdü, istediğini af etti. Kurduğu saraylarda tanrı gibi hükümler verip, kendisine kimsenin zarar veremeyeceğini iddia edip, azınlıkta sınır tanımadı.
Titanik, daha ilk seferinde bunca gelişmiş radar sistemine rağmen buz dağını göremedi ve katili olduğu 1500 kişi ile birlikte büyük bir gürültüyle suyun dibini boyladı.
Nemrut, ölümden korunmak için kapalı kapılar ardına sığındı, lakin anahtar deliğinden girecek olan sineği hesap edemedi. Küçücük bir sinek kocaman bir adamı acı çektire çektire öldürdü.
Mısırlılar, her biri büyük zahmetlerle ve uzun zamanlarda yapılan piramitlerin altında kaldılar ve ilimleri ölüp yok olmalarına yetmedi.
Sodom ve Gomore halkının sapkınlık ateşi, daha da şiddetli lav ateşleri ile sönüverdi. Nefes ve nefisleri, tıpkı şehirleri gibi taş kesildi.
İrem bahçe sahipleri, büyük bir hayranlıkla izledikleri bahçelerinin kuraklıkla, kara bir dumanla nasıl solduğunu görünce soluverdiler yaprakların solduğu gibi.
Semud kavmi, bizi selden ve rüzgardan korur, bizi ölümsüz kılar dedikleri kaya evlerinde yüksek sesle yürekleri patlayarak geriye bir ibret aynası bırakıp gittiler.
Firavun, tüm dünyaya hükmettiği ordusuyla birlikte hükmedemediği sularda boğulup tarihin karanlık sayfalarında kayboldu.
Milenyum çağına gelindiğinde ise, modern insan keşfettiği alet ve edevat ile o kadar övündü ki tam da ordan bir imtihana tabi tutulması kaçınılmaz olmuştu zaten.
Teknolojiyi, iletişimi, bilimi, tıp ve ilaç sektörünü bir put gibi imar edip insanların tapınmalarını beklediler.
Ama işte darbeyi tam da bu tanrıcıkları üzerinden aldılar.
Eğer teknoloji bu kadar gelişmemiş olsaydı, bu kadar kirlenir miydi dünya?
İletişim bu kadar yaygın olmasaydı, kir bu kadar hızlı yayılabilir miydi?
El hasıl, insanlık kendi helakını kendi eliyle çağırıyor hep.
Şimdi müslümanlar olarak farklı bir şeyler söyleme zamanı.
Dünyadan ve insanlıktan gizlenen hakikatleri aşağılık kompleksine kapılmadan gün yüzüne çıkarma zamanı.
Selam ve dua ile.