İsmi tarihe mal olmuş nice şahsiyetler vardır. Bunlar öylesine gelip geçen insanlar değildir. Hayatları sıradan bir akışın değil; emekle, çileyle, sabırla ve imtihanlarla yoğrulmuş bir inşanın neticesidir. Her biri, yaşadığı dönemi aşan, bulunduğu çevreyi dönüştüren ve geride iz bırakan insanlardır.

Böylesi şahsiyetler kolay yetişmez. Bir ömür boyunca verilen mücadelelerin, içten yapılan muhasebelerin, görünmeyen fedakârlıkların eseridir onlar. Dışarıdan bakıldığında sade görünen hayatların arkasında, çoğu zaman kimsenin bilmediği ağır yükler, derin sancılar ve büyük adanmışlıklar vardır. Onlar, hayatı tüketen değil; hayatı anlamlandıran, bulunduğu çağa kendilerinden bir şeyler katan insanlardır.

İşte bu topraklardan da böyle bir isim geçti…
Antep’ten bir Süleyman geçti. O, sadece bir birey değildi. Bir duruşun, bir ahlâkın, bir çizginin temsilcisiydi. Onun varlığı, bulunduğu çevre için bir güven kaynağı, bir istikamet pusulasıydı. Sözleriyle değil sadece; hâliyle, tavrıyla, susuşuyla dahi insanlara bir şeyler anlatabilen nadir insanlardandı. Neyi nerede nasıl konuşacağını bilen bir şahsiyetti.

Böylesi şahsiyetler, yerleri kolay doldurulamayacak kimselerdir. Çünkü onların yerini doldurmak, sadece bir insanı yerine koymak değildir; bir karakteri, bir ahlâkı, bir bakış açısını yeniden inşa etmeyi gerektirir. Bu ise zaman ister, emek ister, belki de bir nesil ister.

Ne yazık ki bizler çoğu zaman bu değerlerin kıymetini, onları kaybettikten sonra anlıyoruz. Hayattayken sıradanlaştırdığımız, varlığını kanıksadığımız nice değerli insan; aramızdan ayrıldığında geride bıraktığı boşlukla kendini hatırlatıyor. O zaman anlıyoruz ki, aslında yanımızda duran bir insan değil; bir değer, bir rehber, bir denge unsuruymuş.

Oysa yapılması gereken açıktır: İnsanlar henüz aramızdayken kıymetlerini bilmek… Takdir etmek, sahip çıkmak, varlıklarını bir nimet olarak görmek… Çünkü hayattayken gösterilmeyen vefa, çoğu zaman geç kalmış bir pişmanlığa dönüşür. Vefa, mezar başında değil; hayatın içinde gösterildiğinde anlamlıdır.

Bir Süleyman geçti bu dünyadan… Ama geride sadece bir hatıra bırakmadı. Onun hayatında sayısız ders vardı. Her hâli bir mesajdı... Azmi, sebatı, direnişi, sabretmeyi öğretiyordu; zorluklar karşısında yılmamayı… Sadakati öğretiyordu; rüzgâr nereden eserse essin yönünü kaybetmemeyi… İstikamet üzere devam etmeyi, vakarı, mürueti, şahsiyeti ve samimiyeti öğretiyordu. Olduğu gibi görünüp, göründüğü gibi olmayı, kendisi gibi olmayı, sade ve gösterişten uzak, özüyle yaşayan bir hayat sürmeyi…

Bugün bize düşen, sadece onun ardından güzel sözler söylemek değildir. Asıl mesele, onun hayatını doğru okumaktır. Çünkü büyük insanlar, arkalarında okunmayı bekleyen bir hayat bırakırlar. O hayat, ibretle incelenmeli, hikmetle anlaşılmalı ve davranışa dönüştürülmelidir. Başarı ve muvaffakiyet, Allâh'ın (cc) Tevfik verdiği bu değerlerin izini takip etmekler elde edilir.

Eğer bunu yapmazsak, sadece bir insanı kaybetmiş olmayız. Onunla birlikte taşıdığı değerleri de kaybederiz. Bu ise toplumlar için en büyük kayıplardan biridir. Çünkü toplumlar, ancak böyle şahsiyetlerle ayakta kalır; onların bıraktığı mirasla yol bulur.

Şimdi kendimize dönüp bakma vaktidir:
Biz, değerlerimizi hayattayken tanıyabiliyor muyuz?
Yoksa her defasında kaybedince mi farkına varıyoruz?

Evet, Antep’ten bir Süleyman geçti… Takriben üç aydır yoğun bakımda tedaviden sonra 6, Nisan 2026 tarihinde 40 yıllık yol arkadaşım Süleyman Ata Hocamız ağabeyimiz Rahmeti Rahmana vasıl oldu. Mevla’m ona gani gani rahmet eylesin. Önce onun kendi ailesine, sonra AYDER ve DKV Gaziantep ailesine sabrı cemil ihsan eylesin. “…Şüphesiz biz Allah'a aidiz ondan geldik ve şüphesiz yine O'na döneceğiz" (Bakara 2/156)

Ama asıl vazife şimdi başlıyor. Mesele, onun geçip gitmesi değil, gelip geçmek hepimizin mutlak akıbetidir. Mesele böylesi şahsiyetlerin geride bıraktığı izleri takip edebilecek bir bilinç ve vefa gösterebilmektir. Zira dava sancağını onun bıraktığı yerden daha yücelere ve daha ilerilere götürme sorumluğu bundan böyle onun dava arkadaşlarının omuzundadır. Çünkü bazı insanlar ölmezler.
Onlar, bıraktıkları izlerle yaşamaya devam eder. Onların davası yaşatıldıkça hep diri kalmaya devam edeceklerdir. Allah (cc) bizi buna muvaffak eylesin. Subhaneke... Bi-hamdike... Esteğfiruke... Muhammed Özkılınç