Hayat namazsız ezan ile, ezansız namaz arasıdır” demiş ya büyükler,
halböyleyken nerde ne kadar yaşayacaksan oraya o kadar gönül vermelisin!
250 yaşındakine “şu tahta kapıya bir zincir tak” dediklerinde, “bu dünya için değer mi?” demişken,
gölgeye geçelim teklifine "kendi nefsim için oraya geçecek zamanım yok" diyen büyüklerimiz varken,
Hz. Nuh 900 yılı bile kısa bulup dünyaya meyletmezken,
bizler 60-70 yıl için dubleks, tripleks evler için ömrümüzü heba eyleyip duruyoruz,
helal demeden haram demeden biriktirmenin koşturmasındayız,
zamanımızın ve gündemimizin çoğunu bedenimize ve dünyamıza yapacağımız yatırımlarla işgal ediyoruz!
dün “kaç yaşındasın?” diye sorduğumuzda, aldığımız cevap ile “vay be” diye şaşırdıklarımızın yaşındayız artık dostlar,
“Amca, dayı, dede, nine” derken bir zamanlar, şimdi “yeğen, evlat” dediğimiz yaşta yani!
düne kadar oyun alanı olarak kullandığımız arsalar apartman, yürüğümüz yollar işyeri oldu,
mahallemizin dede ve nineleri bir bir silindi hayatımızdan,
hayatın hızla akan telaşında, yılların nasıl geçtiğini anlayamadık, anlayamıyoruz,
şöyle bir durup düşünelim demeye ne zamanımız ne fırsatımız var!
çocuklarımızı sistemin çark dişlilerine,
analarımızı huzurevlerinin huzursuz odalarına terkeyledik,
ruhumuz ve algılarımız; siyasiler, hocalar, evimizin başkonuğu olan medya tarafından sürüklenip durmakta!
titre ve kendine gel,
sonra durul ve kendini bul,
kendini bulmak hazinelerin en büyüğünü bulmaktır,
ister dağlara çekil, ister içine hicret et!
yeterki uyan: halin hal değil çünkü!
ilim ilim bilmektir,
ilim kendin bilmektir,
sen kendini bilmezsen,
bu nice okumaktır!
ŞİMDİ!..
ARTIK BU YAZIYI OKUMAYI DA BIRAK,
ÇÜNKÜ BUNLARI OKURKEN DE VAKİT KAYBEDİYORSUN,
DUR VE DÜŞÜN!
BEN NERDEN GELDİM?
NİYE GELDİM?
NE YAPIYORUM?
NE YAPMALIYIM?
diye...
Selam ve dua ile…