Emeklilik yaşı üzerinde yapılan tartışmalar hâlâ devam ediyor. Gerçekte emeklilik denilen bir olgunun olmaması lazım. Kişi belli bir yaşa gelince genellikle fiili çalışma gücü düşer. Bu gayet doğal bir durumdur.

*

Bu durumda o kişi eğer sağlığı uygunsa yaşına uygun yeni bir işte çalışması lazım. Eskiden emekli olanlara 'karşılıklı oturma' anlamına gelen "tekâüd" denilirdi. Ancak serbest çalışanlarda tekâüd olmak yoktu.

Örneğin dedemin mesleği demirciydi, 85 yaşına kadar demir dövdü...

*

Kaldı ki, boş oturmak veya eve kapanmak kişiyi daha çabuk yıpratır, işi olmayan kimse ruhen çabuk çöker. Büyüklerimiz 'Müslümanın tekâvüdü olmaz der, büyük sahabi Eyüp el-Ensari'yi 90 yaşında İstanbul’un fethine katılmak için Şam'dan at üstünde İstanbul’a gelmesini örnek gösterirlerdi.

*

Işın sosyal yanına gelince: Genç emeklilerin çok olduğu ülkelerde sosyal sigortaların bütçesi bozuluyor. Bu gün Türkiye'de 1.8 çalışan 1 emekliye bakıyor. 2017 yılı nüfus ortalamamız 32,  65 yaş ve üstü 7 milyon insanımız var ve bu rakam genel nüfusumuzun yüzde 8,5'na denk geliyor.

*

Tabloyu batı standartlarıyla kıyas ettiğimizde; emekli sayısının çalışan sayısına oranı en fazla 15'lerde kalması gerekiyor. Bu da yaklaşık 3 milyon emekli demek. Oysa şu anda çalışanlara göre emekli oranımız yüzde 60 seviyesindedir.

*

Bu sürdürülebilir bir durum değil. Emekli yaşının düşürülmesi sosyal felâket olur. Sistem bir müddet sonra çöker, kurum emekli aylıklarını bile ödeyemez duruma düşer.

*

Ayrıca, bireysel emekliliğin zorunlu hâle gelmesinin yanında sigortasız işçi çalıştırmanın da önüne geçilmeli, tüm çalışanlar kayıt altına alınmalıdır.

Zira değirmenin suyu kesilirse çark durur!