Hicret; bir insanın kendi memleketini terk etmek zorunda oluşunun,
vatanından ve yuvasından koparılan milyonlarca insanın,
doğup büyüdüğü memleketini yüreği kan ağlayarak terk edişin adıdır…
Hicret; Budist baskısından kaçarken suda boğulmanın,
Arakan’da yaşamanın,
ya da yaşayamamanın adıdır…
Hicret; İslam coğrafyasının,
kendi öz vatanından çıkarılanların,
öz yurdunda parya haline getirilenlerin adıdır…
Hicret; yollarda ölen yaşlıların,
ebesiz doğuran kadınların, kundaksız doğan çocukların,
yolda gömdüğü yavrusunun mezarını asla ziyaret edemeyecek oluşun adıdır…
Hicret; hanımına çok düşkün olduğu halde ona yaklaşamayan adamların,
aç ve susuz kalmanın,
sıcak yazı çadırda klimasız geçirmenin,
soğuk kış gecelerinde bütün ailenin aynı battaniyeyle ısınmaya çalışmasının adıdır…
Hicret; hıçkırığın, için için ağlamanın, derdini kimseye söyleyememenin,
Hiç kimseye nazlanamamanın,
en zor işlerde köle gibi çalıştırılıp hakkının verilmemesinin adıdır…
Hicret; sahipsizliğin,
Çil yavrusu gibi dağıtılmanın,
hilafetsizliğin,
ümmet olamayışın adıdır…
Hicret; her şeyden öte sana topraklarını açanların her türlü hakaretine katlanmanın,
verilen ekmeğin burnundan fitil fitil getirilmesinin,
ev sahibinin gencecik kızına sarkıntılık yapmasının adıdır…
Ama Hicret aynı zamanda kardeşliğin, paylaşmanın, fedakarlığın, ikramın,
rahatından taviz vermenin ve empati kurmanın da adıdır…
Hicretin adını “kardeşlik” koyabilenlere,
vahdet koyabilene,
sevgi koyabilene ne mutlu.
Hani, haklı olarak “Peygamber”in hicretini cilt cilt kitaplarda ve dramatik bir uslupla anlatırız ya!
Bu gün; yeryüzünün muhacirleri için de “acı ve dram kokulu hikayeler” anlatmalı değil miyiz?
Ve ey Suriyeli Muhacir!
Ey arakanlı muhacir!
Ey ıraklı muhacir!
Ey çeçenyalı muhacir!
Bugün Taif olup peygamberi taşlayan olmak yerine, Medine olup seni bağrımıza basmanın şerefine ermek istiyoruz…
Biz bu şerefi hiçbir şeye değişmeyeceğiz:
Gel Muhacir kardeşim!..
evim evin,
param paran,
rahatım rahatındır.
Selam ve dua ile…
(Hicretin 1439. yılı anısına)