"Ben bu çağdan nefret ettim. Etimle, kemiğimle, hücrelerimle nefret ettim." demiş üstad Cahit Zarifoğlu. Hakikaten alabildiğine zarif ve acı bir söz söylemiş. Tüm çağlarda yaşamış olmak zor ve ağırdır elbet, ama bu zaman başka zaman. Bazen acı ve keder bir dağ gibi çöküyor insanın yüreğine ve üstüne. Gök yere yaklaştıkça yaklaşıyor, daralttıkça daraltıyor mekanları. Yer altımızdan kayıp gidiyor, ayağımızı koyacak bir yer bulamıyoruz çoğu zaman. Hüzünlü zamanlar uzayıp gidiyor, acılar doğuruyor, neşeli zamanlar ise rüzgar gibi geçiveriyor.

Hayat bir buhran gibi çöküyor, yaşamak zorlaşıyor. Aldığımız nefes kalınlaşıyor, soluduğumuz hava demir kadar ağırlaşıyor, kapkara bir duman oluyor. Burnumuzdan geçse boğazda takılıyor, boğazdan geçse akciğerimize bir katran gibi çöküyor. Yemek zakkum gibi acı, zıkkım gibi itici oluyor. Saatlerce çiğnesen yumuşamıyor, yutmaya kalksan yutulmuyor, yutabildiğin ise mideye yumruk olup iniyor.

Su ılıklaşıp kalınlaşıyor, içilmiyor, içince kanmak mümkün olmuyor, içtiğimiz içimize ferahlık vermiyor. İyiler mi? Onlar bu ortak dünyamızdan uzaklaşıp kendi dünyalarında inzivaya çekiliyor, kayboluyor. Kötüler mi? Onlar dünyanın her yerini kaplamak için bir virüs gibi yayılıyorlar. Ve bunların hiçbirisi Allah' ın yaşayın dediği dünya değil, insanın kendi eliyle değiştirip yaşamayı seçtiği bir dünya. Selam ve dua ile.