Kurulduğu günden beri daha uğruna çileler çekmeye, şehitler vermeye devam eden bir cemaat, "İhvan-ı Müslimîn" ama "meyveli ağaç taşlanır" kuralı gereği, bunca fedakârlık ve cefalarına rağmen, haksız eleştirilere uğramaya da devam ediyor. Eleştiri ne ki, akıl almaz iftiralara maruz kalıyor. Bu bir yönüyle bu cemaatin Nebevi çizgide olduğunun delilidir. Nitekim Resulullah (sav) ve ashabının yanında, tarih boyu, onun yolundan yürüyen nice yiğitler de benzeri vefasızlıklara muhatap oldular. Bu kıyamete kadar da devam edecektir.

İşte yıl olmuş 2019 bu vefakâr ve cefakar cemaat günübirlik Allah cc yoluna kurbanlar sunarken, şehit verirken de aynı vefasızlıklara ve karalama kampanyalarına muhatap oluyor. Ifrat ya da tefrit cenahı fark etmiyor. Her cenahtan da saldırılar var. Bu da bu cemaatin vasat ümmet anlayışını, çizgisini ve duruşunu te'yid ediyor. Düşünebiliyor musunuz, Şia da şianın zıt kutbu gibi duran harici vahabilik de bu mazlumlara saldırıyor. Karalama kampanyalarını sürgit devam ettiriyor.

Dünyanın herhangi bir yerinde İslam’ı kendine dert edinen herkes bir şekilde ihvan âlimlerinin kitaplarından istifade etmiştir… Başka bir deyimle dünya Müslümanları ihvana çok şey borçludur. Öyle ki ihvanın İslam’a davet ve davetçilere dair kitaplarını piyasadan çekseniz orta yerde pek kayda değer bir şey kalmaz. Evet şehit İmam el Benna (rh.a) belki çok kitap yazmamış ama İslam diyarını sayısız kitaplarıyla ihya edecek nice yiğit, rabbani, peygamber varisi ulema davetçiler yetiştirmiştir.

Şehit imam Hasan el Benna’nın kitap telifi gayet azdır. Bunun sebebini soranlara, “biz insan yazıyoruz” diye cevap vermiştir. Kendisi genç yaşında henüz 43 yaşındayken şehit edilmiştir. Ama onun ölümü dahi İslam’a hizmet etmiş ve adam yazmaya devam etmiştir. Bu gün imamın çizgisini devam ettiren binlerce âlim var. Bu âlimlerin telif ettikleri yüz binlerce eser mevcut. Ve bu eserlerin her biri, bu yiğit âlimlerin Şehit imam Hasan el Benna’nın yolunu sürdürdüklerinin canlı delilleridir.

İhvanı Müslimin’in çizgisiyle ilgili dedikodu yapanlar, bu âlimlerin hayatlarını bir araştırsınlar. Bu âlimlerin, vahyin çizgisini korumak için ne bedeller ödediklerini, ne çilelere ve işkencelere katlandıklarını görsünler. Sonra ellerini vicdanlarına koyup konuşsunlar.

Bu dedikoduları yapanlara; “ihvan âlimlerinin hangi kitabında Kur'an ve sünnete aykırı bir görüş okudunuz?” “hangi ihvan âliminin kitabını İmam Hasan el Benna’nın çizgisi veya risaleleriyle karşılaştırdınız ve nasıl bir sapma gördünüz?” ya da ihvanın şu anki çizgisini önyargıdan arı, objektif olarak Şehit imam Hasan el Benna’nın çizgisiyle ne zaman karşılaştırdınız? Diye sorsanız. Eminim ki somut bir cevapları olmayacak, olamayacaktır.

Geriye ne kaldı? At çamuru, tutmasa da izi kalır mantığı… Nasıl olsa bu vahim dedikoduların bu âlemde karşılığı yok. Ya öbür âlem! İman ehli olup da bu dedikoduları yapan veya bunlara çanak tutanlara, Allah (cc) korkusunu hatırlatmaktan başka elimizden bir şey gelmiyor…

Evet, İhvan mensupları melek değildir. Elbette hata ve yanlış yapanları vardır ve olacaktır. Değişik sebeplerden dolayı ayrılıp savrulanlar da olacaktır. Bir asra yakın ömrü olan bir cemaat için tüm bunlar kaçınılmazdır. Ama bir cemaat, bireyleriyle değil, emel prensipleriyle değerlendirilir. Hatta cemaatin fertleri de yine cemaatin temel ilke ve prensipleriyle değerlendirilir. Fertlerin yanlışları, cemaate mal edilemez. Kötü doktorların kötülükleri tıp camiasının tamamına, sahtekâr tüccarların kötülükleri ticaret camiasının tamamına mal edilemediği gibi...

 

Hüsnü’nün son gününe kadar da İhvanı Müslimin yasaklı bir cemaatti. Genel mürşidinin ülke dışına çıkması yasaktı. Her hangi bir şehirde kasabada şube açması yasaktı. Medya gücünü kullanması, TV radyo açması vs. vs. yasaktı. Şimdi düşünelim İmam Hasan el Benna’nın çizgisinden sapmış bir yapıya bunca yasaklamalar neden? Şu an birçok ülkede de aynı yasaklar devam ediyor. İhvan’ın Birçok ülkede farklı isimlerle yoluna devam etmesi de aynı yasaklar sebebiyledir. Filistin’de HAMAS… Tunus’ta NAHDA… Lübnan’da CEMAATİ İSLAMİYE gibi…

Şehit imam Hasan el Benna’dan sonra günümüze varıncaya kadar, ihvanı Müslimin Allah (cc) yolunda şehitler vermeye devam etti ve halen de devam ediyor. Çizgiyi değiştirmek bu mudur? Mısır, Tunus, Libya, Suriye, Lübnan nice ülkelerin ve özellikle işgalci İsrail’in zindanları, hiçbir zaman ihvan sız kalmadılar. Hele Mısır ve işgalci İsrail zindanlarından sürekli binlerce ihvan mensubu hep var oldu… Bu mudur çizgiden sapmak? Tüm Genel Mürşidler ve şura üyeleri başta olmak üzere tüm ileri gelenleri, hayatlarının büyük bir bölümünü zindan ve işkenceler altında geçirmişlerdir… Çizgiden sapmadan yola devam etmek başka nasıl olur?

İhvanı Müslimin’in kadınlar koluna mensup bir bacının küçücük bir hatırası bu konuyu birazcık anlatıyor. “eşimden evlenme teklifi geldiğinde, onu İhvanı Müslimin’e mensup bilerek tereddütsüz evlenme teklifini kabul ettim. Ancak kulağım hep polis veya askerlerin kapımıza dayanıp eşimi zindana götüreceği sesteydi. Çünkü İhvan’a mensup olmak zindana rıza göstermek demekti. Bende eşimle bunu bile bile evlendim. Ancak yıllar geçmesine rağmen eşim tutuklanmayınca, onun ihvana mensubiyetinden şüphe etmeye başlamıştım. Derken evliliğimizin onuncu yılında beklediğim şey oldu ve eşim tutuklandı. Bunun üzerine şükür secdesine kapandım. Çünkü eşimin sadık bir ihvan mensubu olduğunu anlamıştım. Yiğidi öldür ama hakkını inkâr etme... Selam... Dua...