Yolcunun biri, yolu üzerindeki bir arkadaşını evinde ziyaret eder. Arkadaşının evinde hiç eşya yoktur. Kitaplar, bir iki minder ve bir sehpa vardır sadece. 
Adam arkadaşına "sizin hiç eşyanız yok mu?" diye sorar. 
Arkadaşı, "hayır" der ve "peki, sizinkiler nerede?" diye sorar. 
Adam şaşırır, "ben yolcuyum, bu yüzden eşyaya gerek yok" der.
Arkadaşı, "ben de öyleyim" diye son noktayı koyar.
 
Dünyanın geçiciliği ve değersiz oluşuyla ilgili bir çok yazı okuduğunuzdan, bir çok vaaz dinlediğinizden eminim.
Lakin insan olarak balık hafızası taşıdığımıza ve çok çabuk unuttuğumuza da şahidim.
Bu yüzden "el tekraru ahsen, velev kane yüz seksen" demiş atalarımız. Yani "yüz seksen defa da olsa tekrar iyidir." 
Malum din, örf veya kültürler tekrar ve nasihat üzerine nesilden nesile aktarılır. İnsanlar ne zamanki değerlerini ve tecrübelerini tekrarlamaktan ve bir sonraki nesle aktarmaktan vazgeçerler, o gün biterler.
 
Gelelim asıl konumuza.
Dünya ve mal-mülk hırsı her zaman yerilen, tehlikesine dikkat çekilen çok önemli bir marazdır.
İnsanlar, dünyaya karşı olan aşırı zaaflarından dolayı çoğu zaman gerçek hayat olan ahireti unutur, mal-mülk hırsından dolayı çoğu zaman en yakınındaki insanların kalbini kırmaktan geri durmazlar.
Oysa mezarlıklar, biriktiren ve dünyalık menfaat yüzünden kardeşlerinin kalbini kırmaktan çekinmeyenlerle doludur.
Asıl sorgunun mahşerde yapıldığını düşününce bu tür insanların ne kadar büyük bir zarar ile dünyadan göç ettiklerini anlamamız zor olmaz.
 
"Eğer onlar hakkı ile tevekkül etselerdi, kuşları rızıklandırdığımız gibi onları da rızıklandırırırdık" diyor Mevla. "Zira o kuşlar her sabah aç uyanır, yuvalarından uçar, akşam yuvalarına döndüklerinde karınları toktur" diye de ilave eder.
Yani bir canlının aç kalmaması onun mükemmel zekası ve çalışkanlığı ile bağlantılı değildir. Kuldan istenen gücü yettiğince çalışmak, fakat rızkın Allah' tan geldiğini asla unutmamaktır.
Biliyorsunuz İslamiyet bu konuda ne kominizm gibi çalışanın, çalışmayanın ayırt edilmediği bir düzeni savunur, ne de kapitalizm gibi başkalarının sırtından olup olmadığını bakmaksızın zengin olup biriktirmeyi savunur.
İslam itidali, yani orta yolu savunur. Çalışmayı, birikenden fakirlere vermeyi, kapının önüne koyduğunu gönlüne koymamayı savunur.
Veren elin alan elden üstün olduğunu, bu yüzden sefilliğin iyi bir şey olmadığını savunur.
Aynı zamanda dağları delse de ancak nasibinde olanı elde edebileceğini telkin eder.
Elhamdülillah ki müslümanız, bize rızık olarak verilenlerden ve Verenden razıyız.
 
Selam ve dua ile.