<p>Rusya’nın Afganistan’ı işgali ile başlayan süreç bir bakıma “İslamcı savaşçılar” ın belli bir merkezde örgütlenmelerinin de önünü açmış ve topyekun bir mücadele yürütme konusunda epey bir tecrübe kazandırmıştır. Üsame Bin Ladin öncülüğünde kurulan “el kaide” hareketi kendisinden sonra gelecek silahlı gruplara da fikir babalığı yaptığı gibi, özellikle İşid için bir rol model olmuştur.</p><p>19. yüzyıl sonlarına doğru batılı “kolonyalist” ülkeler tarafından her türlü hile ve desiselerle bölünen, özellikle asabiyet (ırkçılık) akımlarının tesirinde kalan Arap ülkelerinde yoz bir İslamcı anlayışın hakim olması, Batılı müttefikleriyle işbirliği içerisinde olan sahte kurtarıcıların yönetimlere getirilerek kukla şeyhler tarafından idare edilmesi, Ortadoğuda yaşayan Sünni ve gelenekçi Müslümanların bir volkan misali yavaş,yavaş ve için için yanmalarına sebep olmuştur.</p><p>Müslümanların halifesi konumunda olan Osmanlı devleti kendi içinde sorunlarla boğuştuğu bir dönemde egemen güçlerinde, Mısır başta olmak üzere, Mekke, halep ve Osmanlıya bağlı diğer eyaletlerde arap milliyetçiliği fikrini yaygınlaştırmak her türlü çabayı sarf ederek “tevhidi islam” olgusunu yok etmiştir. Artık Müslüman coğrafyası Haçlıların en son ve oraganize savaşına yenik düşmüş ve adından başka hiçbir şeyi Müslüman olmayan işbirlikçi yönetimlerin ellerinde Kapitalist güçlerin yeni sömürge bölgeleri olmuştur.</p><p>Mısır’da örgütlenen “Müslüman kardeşler” örgütü Hasan El Benna öncülüğünde kurulan ilk organize örgütlerden birisidir. İslamın iyi anlaşılması ve belleklerden silinen değerlerin yeniden hıfz edilmesi bağlamında tamamen İslami eğitimi ön planda tutan ve silahlı hiçbir eylemin içerisinde yer almayan topluluk, Dünya Müslümanları için yeni ve gerçek bir model olsa da zamanla çeşitli entrikalarla karşılaşmış ve kukla yöneticilerin kendileri için tehdit olarak gördüğü topluluğun ileri gelenleri her türlü işkenceve yıldırmalarla karşı karşıya kalmıştır. Nitekim en son seçimlerde halkın çoğunluğunun oylarını alarak işbaşına gelmiş meşru Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi bir geceyarısı darbesi ile, ruhunu batıya satmış Sisi ve ortakları tarafından gayri meşru bir şekilde tutuklanmıştır.</p><p> Mısır’da binlerce insan haksız yere katledilmiştir, vahşet boyutuna varan katliamların bütün dünyanın gözü önünde ve an be an televizyonlardan izlenmesi manidardır. Daha da vahim olanı, bu katliamlar karşısında sessiz kalmaktan öte bu darbe rejimine ve katliamlarına destek veren ABD ve batının arsız tutumu olmuştur.</p><p>Filistin tarafından baktığımızda durumun diğer bölgelerden farklı olmadığını görürüz. Osmanlı Devletinin türlü entrika ve savaşlarla yıpratılması sonucu bölgede nüfuz alanını kaybetmesine sebep olmuştur. Abdulhamit Han’ın tahttan indirilmesine ve”azl” kararının özellikle bir Yahudi tarafından (mihael karasu) tebliğ ettirilmesi dahi Yahudilerin kendisinden Filistin’i istemeleri ve bunun karşılığında Osmanlı’ının bütün dış borçlarının kapatılmasıteklifi karşısında cennet mekan Abdulhamit Han’ın “ kan dökülerek alınan yerler para ile satılmaz, ancak kan dökülerek verilir” cevabının bir tezahürüdür.</p><p>1948 Yılında egemen güçler tarafından kurdurulan İsrail’in bölgedeki varoluş tarihi ile bölgede savaş, kan ve gözyaşının başlangıç tarihi aynıdır ne garip! Adeta Emperyalist Batı ve ABD’nin jandarmalığını yapan İsrail devleti bir devlet olmadan çok “terör örgütü” mantığı ile hareket ederek kutsal topraklar üzerinde yaşayan ve bu toprakların gerçek sahipleri olan Filistin halkına her gün yeni katliamlar yaparak sindirme, yıldırma ve yok etme, politikası güderek İslam coğrafyasının içerisinde yanmaya başlayan volkanın lav püskürtme sürecini hızlandırmıştır.</p><p>Baba Esad’ın ölümünün ardından işbaşına gelen Beşşar Esad, ilk yıllarda Suriye halkı için bir umut olmuştu. Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye ile olan ilişkilerini yeniden yapılandıran Esad, dış görünüşü, sempatik tavırları ve İngiltere’de öğrenim görmüş birisi olarak aydın ve entelektüel bir birikime sahip havası veriyordu. Suriye Beşşar Esad ile belkide tarihinde ilk defa Demokrasiye bu kadar yakınlaşmıştı.</p><p>Türkiye Cumhuriyeti Başbakan’ı ( şimdi Cumhurbaşkanı) Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde yeniden yapılandırılan ilişkiler, ikili dostluk ilişkilerine dönüştürülerek arada manevi birde köprü oluşturuluyordu. Baba Esad döneminde kan düşmanı olan iki ülke bir anda kanka olmuştu ve bu sevindirici bir gelişmeydi elbette. Ne olduysa Arap baharının Suriye’ye sıçraması ile oldu ve kısa bir zaman içersinde bu dostluk yeniden hasımlığa dönüştü ve Suriye’de başlayan iç savaş dalga, dalga bütün şehirlerine yansıdı. Suriye için öngörülen hesaplar tutmadı. dönemin Türk dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu (şimdi Başbakan) savaşın başından itibaren muhaliflerin yanında yer alarak bu savaşın “üç ayda iteceğini” öngörerek taraf oldu.</p><p>İşid’i bütün bu bahsettiğim vak’alardan ayrı düşünürseniz yanılırsınız. İşid örgütü ismini yeni duyduğumuz bir örgüt olabilir ama köklerini görmek için 19.yy ın sonlarında Emperyalist ve vahşi Batı’nın Müslüman coğrafyalarda işlediği cinayetlerine bakmak gerekir.</p><p>Ortadoğu üzerinde yaşanan her savaş ve katliamlarda mutlaka ABD, İsrail ve Batılı güçlerin parmağı olduğu bugün bilinen bir gerçektir. Kainatta her şeyin zıddı ile kaim olduğu aşikardır, sürekli ezilen, horlanan ve tokatlanan Müslüman halklar, artık içinde bulunduğu eziklikten sıyrılmak istemektedir. Nesne olmayı reddeden İslam coğrafyası özne olma girişimi başlatmıştır. İşte bu başlangıcın bir yerlerine yerleştirmek gerekir İşid’i.</p><p>İşid Müslüman grupların tepki ve varoluş hareketinin bir parçası olarak doğmuştur ancak eylemleri bakımından Müslümanları temsil etmektemidir? Hayır! İşid’in eylem biçimine ve İslamı uygulama kriterlerine baktığımız zaman daha çok harici benzeri bir örnek ile karşılaşırız. Vehhabi benzeri bir Selefi anlayışa sahip örgüt son derece şekilci, bohem ve kabadır. İslamın içselleştirilmesi noktasında hiçbir hassasiyete sahip değilken “keçilerin makatlarına torba bağlayacak kadar hassastırlar”!</p><p>Kendilerine göre gayri müslim hatta kafir! olarak tanımladıkları Şia ve Ezidi’leri hedef kitle olarak gören İşid, “katliamda ilk öldürülecek” sıralamasına bu kesimleri koymuştur. Oysa İslamın gerçek anlamda uygulandığı Peygamber (S.A.V) döneminde ve dahi halifeleri zamanında bu nevi katliam ve cinayetlere rastlamanız mümkün değildir.</p><p>Mekke’yi fetheden Resulullah (A.S) bizzat verdiği emir ile Mekke içerisinde yaşayan ve savaşmayan hiç kimseye dokunulmamasını sağlamıştır. Halifelerden HZ. Ebubekir (R.A) sefere gönderdiği komutanına Yaşlılara,adınlara,çocuklara ve sivillere dokunulmaması konusunda kat’i emir vererek Peygamber(A.S) in bu geleneğini sürdürmüştür.</p><p>İslami ve insani elle tutulur hiçbir yanı olmayan bu vahşi uygulamaların İslam tarihinde yeri olduğunu söylemek İslama yapılacak en büyük hakaret olduğu gibi, tamamen Kuran ayetleri ile amel ettiğini söyleyen bu selefi grup, uygulamaları hasebiyle Allah’a ve onun kitabına da iftira etmektedirler.</p><p>İşid örgütünün ABD, İsrail ve batı üçgeninde kurulmasına ve yeşermesine göz yumulan, önceleri “bölgede çıkan her kaos bizim lehimizedir “ mantığı ile hareket eden bu egemen güçlerin yeni bir oyunu olduğunu düşünmemem için hiçbir sebep yoktur. Bilhassa Suudi Arabistan Kralı tarafından desteklendiğini düşündüğüm İşid örgütünün hakikatte bahsi geçen sömürgeci ülkelerin ve Ortadoğu üzerinde safahat süren kukla diktatörlerin sömürü düzenlerini devam ettirebilmelerine destek veren bir “kaos” örgütü olduğunu düşünüyorum.</p><p>Şöyle bir soru sorulabilir. Peki bu örgüt madem ABD’nin desteklediği bir örgüt, o halde neden Amerika’lı gazetecilerin kellesini kesiyor?</p><p>11 Eylül olayları yapılış ve algı bakımından El Kaide tarafından planlanmış ve uygulanmış bir terör eylemi gibi gösterilmeye çalışılsa da, sonradan anlaşıldı ki bu tamamen o dönem yönetimde bulunan “şahinler” kanadının Afganistan ve daha sonra Ortadoğu bölgesinde ki petrol yataklarını elde edebilmek amacı ile bizzat “CIA” nın organize ettiği düzmece bir olaydır. ABD için çıkarları her şeyin üzerindedir ve gerekirse çıkarları uğruna binlerce vatandaşını dahi gözden çıkarabilir zira bu ABD’nin gerçek dini olan Kapitalizm’in en yüce emirlerinden en önemlisidir.</p><p>İşid’in Amerika’lı gazetecileri infazı ile ilgili ciddi şüpheler bulunmaktadır. Bu konuda görüşünü aldığım bölgeyi ve İşid’i çok yakından tanıyan Suriye’li gazeteci Feras Deeb’in fikirleri çok enteresan ve ilginçti. Feras Deeb, Suriye savaşında muhalif kanatta yer alan ve o bölgede yerleşim sağlayan örgütleri ve eylemlerini de yakından tanıyan bir gazeteci. Feras Deeb Amerikalı gazetecilerin kafalarının kesilmesi konusunda şu konulara dikkat çekiyor; “ İŞİD içerisinde 650 civarında ABD’li militan bulunmaktadır. Bu gazetecilerin infazı ile direkt olarak Başkan Obama’ya bir mesaj verilmek isteniyorsa eğer ki öyledir. Peki neden bir İngiliz militan tarafından bu infaz yaptırılmıştır? Bugüne kadar bir çok örgütün haberini yaptım ve tüm örgütlerin yapılanmaları hakkında bir öngörüm vardır, İŞİD içerisinde gördüğüm lejyoner militan sayısını ne El Kaide’de ne El Nusra’da nede başka bir örgütte gördüm. Neredeyse tamamına yakını Avrupa ve Amerika menşei li militanlardan oluşmaktadır. İŞİD diğer örgütlerin aksine bir örgüt gibi değil, bir Devlet aklı ile hareket etmektedir. Orada yapıldığı iddia edilen infaz biçimi diğer İslamcı örgütlerin infaz biçimine hiç uymuyor. El Kaide’de zaman, zaman bu nevi infazlar yapmıştır ve infaz anını bütün detayları ile göstermiştir. Oysa İşid’in yaptığını iddia ettiği infazda olay anı detayları ile verilmemektedir, karartma yapılarak adeta sinematik bir görsel oluşturulmaktadır halbuki eylemlerine baktığımızda İşid’in El Kaide’den daha acımasız ve katı bir örgüt olduğunu biliyoruz, bu olayın detay görüntülerini insani ve etik açısından vermemiş olamaz. Benim bu infazların gerçekten yapılmadığı konusunda şüphelerim hala bulunmaktadır”</p><p>Özellikle ABD ve Batı medyasında ciddi anlamda yer bulan ve pohpohlanan İşid örgütü tartışmasız Dünyanın en popüler terör örgütü haline gelmiştir. Şöyle bir soru sormak ta mümkün. İşid gerçekte en çok kafa kesen örgütmüdür? örneğin Suudi Arabistan’da bir idam cezası olarak uygulanan kafa kesme konusunda, istatistiklere baktınızmı? Suudi arabistan’da her yıl kesilen kelle sayısı, İşid’in toplam kestiği kelle sayısından daha fazladır. Peki Batı medyası bunu neden hiç gündemine taşımıyor?</p><p>Sonuç olarak o bölgede bir çok hesapların yapıldığı ve maalesef bu hesap yapanların da genellikle Müslüman ülkeler olmadığını biliyoruz. Ortadoğu bölgesi üzerinde yeniden bir “harita dizayn” edilmek istenmektedir. Öncelikle Kuzey Irak bölgesinde oluşturulan “Bölgesel Kürt Yönetimi” Amerika için bir “yüzakı” projesi olmuştur. Irak’a yaptığı müdahalenin doğruluğu halen Dünya kamuoyunda tartışılan ABD kendi içinde de rahat değildir ve elinde kendini savunabileceği tek koz olan Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimini Devletleştirerek, o bölge üzerinde yeni bir “jandarma karakolu” tesis etmek istemektedir. İsrail yetkililerinin büyük bir iştahla “kürt devleti kurulsun ilk biz tanıyacağız” şeklinde açıklamaları da buna ekleyecek olursak meselenin özüne inmiş oluruz.</p><p>Oratoğu Bölgesinde petrol olduğu müddetçe Emperyalist güçlerinayak oyunları devam edecektir. Bu bölgede çıkartılan her kaos ve dökülen her damla Müslüman kanı “vahşi batı”nın muhasebe kayıtlarına kar olarak geçmektedir. Yakın bir gelecekte İşid denen bir örgütün adını dahi unutacaksınız zira ondan daha vahşi, daha acımasız başkaları olacaktır. Nasıl ki bugün İşid örgütü eylemlerindeki acımasızlığa baktığımızda El Kaide’ye rahmet okutuyorsa, yarında bir başkasının İşid’e rahmet okutturacağından şüpheniz olmasın. Batı medeniyetinin üzerimize karabulut gibi çökerttiği cehalet illetinden kurtulup “Vahdeti islamiyye” yi yeniden ihdas ettiğimiz gün bilinmelidir ki bu nevi örgütler kendiliklerinden kaybolacaklardır. Unutulmamalıdır ki karanlığın varlığı gecenin oluşundan değil, güneşin kaybolmasından dolayıdır vesselam…</p>