Peygamber efendimiz s.a.v. bir hadislerinde şöyle buyurur.

“Müminin misali, taze ekin gibidir. Rüzgâr nereden gelirse, onu eğip yatırır, ama kökünden onu koparmaz. Kâfirin misali ise çam ağacı gibidir. Rüzgâr vurdukça ses gelir, yıkılmaz gibi durur. Ama bir devrildi mi bir daha doğrulamaz.” (Ahmed b. Hanbel, el-Müsned,

Bu konuyu dört başlık altında incelemeye çalışalım

-Dinlerin geliş amacı

-Peygamberlerin mücadeleleri

-Peygamberlerin varisleri olan âlimlerin görevleri

-Müminlerin yapması gerekenler

Din’lerin geliş amacı insanları yanlıştan korumak ve doğru yolu göstermek olmuştur.

Allahu Teâlâ Hz. Âdem le başlayan Risalet görevini Hz. Muhammed’le s.a.v. tamamlamıştır.

Peygamberlere göndermiş olduğu kitaplar, suhuf’lar, (sahifeler) rüya ve ilhamlarla onlara dinini (indirmiştir) inzal etmiştir.

Peygamberler kendilerine verilen bu kutsal görevleri eksiksiz yerine getirmek için çaba göstermişlerdir. 

Bu çaba ve gayretlerinden dolayı bazı peygamberler canından olmuştur. Fakat almış oldukları Risalet görevlerinin bilincinde olduklarından dolayı, inanmayanların, kâfirlerin, zorbaların yapmış oldukları bu zulümler onları yollarından alıkoymamıştır.

Hadisi şerifte geçen rüzgâr, burada olumsuzluk olarak değerlendirilmiştir. Rüzgârın esmesi, ekinlere zarar verebileceği düşünülerek ekinlerin sağa sola yatacağı, fakat dinç olması hasebiyle yerinden ayrılmayacağı, köklerinin sağlam olması örneği, aidiyetine binaen özellikle verilmiştir.

MümininAllah’ın emirlerini dinlemesi, kararlı olması, yardımı Allahtan beklemesi ve kendisini daima yenileyeceği için taze ekin misali verilmiştir.

Müminlerin köklerinin sağlam ekinlere benzetilmesi, hem onların kişilikleriyle hem de almış oldukları eğitimleri ile alakalıdır.

İslam’ı seçmiş olan biri, neyi kabul ettiğini bilmek öğrenmek zorundadır. Bu seçmiş olduğunuz dinin, kurallarını, fikrini bilmelisiniz ki sizi hedefe ulaştırsın.

Dinimizin kurallarını öğrenmek için, kuran ve sünneti araştırmak, ilgili kitapları okumak ve hocalarımızdan uygulama konusunda pratik bilgiler almalıyız. Peygamberlerin varisleri olan hocalarımızın çalışmalarına değinelim.

Hocalarımız, Âlimlerimiz almış oldukları bu mirasın hakkını verebilmelidir. Verdikleri eğitim ile öğrencilerini ahirete taşıyabilmelidirler.

Şoförlüğüne güvendiğiniz bir kişi ile kaygı etmeden rahat bir şekilde seyahat edersiniz. Sizi istediğiniz yere, doğru istikamete götürdüğü gibi aynı zamanda güvenli ve huzurlu da götürecektir.

Bu hocalarımızın çalışmaları, Hz. Peygamberin s.a.v. ashabı ile ilgilendiği gibi olmalıdır. O ashabının eğitimi ile ilgilendiği gibi, her derdiyle de ilgileniyordu. Dünya çalışmalarının yanında, hatta çok daha fazlasıyla hem kendisini hem de öğrencilerini ahirete hazırlayabilmelidir.

Yanlış anlaşılmayalım. Dünya ile ahiret işini ayıranlardan değilim. Günlük yapmış olduğumuz her şey aslında ahirete bir yatırımdır.

Sabah namazı ile başlayan günümüz, almış olduğumuz abdest ve kılmış olduğumuz namazla başlıyor ki, bu müthiş keyifli ve huzurlu bir duygudur. Fakat bu lezzetin farkını ancak, yapanların bileceği bir duygudur.

İşimiz de yapmış olduğumuz olumlu çalışmaların, işin hakkını verme, doğruluk, ahlak, eğitim, aile hayatı ve diğer kuralların kuran ve sünnet doğrultusunda yapılması, İslam’ı temsil etiğimiz için çevremizdeki insanlarca, İslam’ın güzelliklerini bizde görmelerini sağlayacaktır.

Kuran ve hadisi şerifler ışığında çalışmalarını devam eden hocalarımızın çalışmalarına katıldığımızda da bu hayat yolculuğunun güvenli, huzur içinde tamamlanacağını ve ahiret yolculuğuna da sünnetullaha uygun olarak hazırlanacağımızı düşünebiliriz.

Müminlerin yapması gerekenler ve çam ağacına benzetilen kâfirlerin durumunu bir sonraki yazımda bahsedeceğim inşallah.