Yıllardır zevk ve sefalarından ödün vermeyen, zengin İslam ülke yöneticileri ve ileri gelenleri, sadece kendini düşünen egoist bir yaşamı benimsemişler ve dünyevi konforundan, lüks yaşamlarından ödün vermeyerek hayatlarını devam ettirerek gelmişler ve aynı hataya devam ediyorlar.

Bu Müslüman olarak adlandırılan devlet yöneticileri ve şeyhleri, doyumsuzlukta Nirvana’ya ulaşmışken, bir başka İslam ülkesinde açlıktan kırılan Müslümanları akıllarına dahi getirmiyorlar.

Müslümanları bir tüm vücuda benzeten hadisi şerifi, okumayan anlamayan bu güruh, uyarılara, nasihatlere de kulak tıkıyorlar.

İslam işbirliği Teşkilatın da bu konuyu hatırlatan, cumhurbaşkanımız, konuşmasının bir bölümünde bu kanayan yaraya parmak bastı. Cumhurbaşkanımız rakamlarla İslam ülkelerinin devasa kaynaklarından bahsederek yapılması gerekenleri anlattı. Cumhurbaşkanımızın sözlerini hatırlayalım.

“Müslümanlar olarak 1,7 milyar dolar gibi muazzam bir beşeri kaynağa sahibiz, Şu an dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 24'ü İslam İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerin vatandaşlarından oluşuyor.

Nüfus yanında, doğal kaynakları ve stratejik konumuyla da İslam ülkeleri gerçekten büyük bir potansiyel barındırıyor. Birçok tabii zenginliklerin yanı sıra İslam ülkeleri coğrafi olarak dünya ticaret yollarının tam merkezinde yer alıyor. Ancak tüm bu imkânlara rağmen, İslam ülkelerinin dünya ekonomisindeki toplam payı, yüzde 10'u dahi bulmuyor” dedi.

İslam ülkelerine acı gerçeği hatırlatan Erdoğan, “Çok daha vahimi İslam İşbirliği Teşkilatı nüfusunun yüzde 21'i, yani 350 milyon kardeşimiz aşırı yoksulluk şartlarında hayata tutunmaya çalışıyor. Milli gelir ve gelişmişlik seviyesi açısından da ülkelerimiz arasında çok ciddi uçurumlar olduğunu görüyoruz. En zengin İslam ülkesi ile en yoksulu arasındaki gelir farkı 200 katı aşıyor.

ÖZ ELEŞTİRİ YAPMAMIZ GEREK  

Demek ki Müslümanlar kendi aralarında zekât müessesesini de çalıştırmıyor. Sadece Müslümanlar kendi aralarında zekâtı verecek olsa, İslam ülkelerinde fakir kalmaz” ifadelerini kullandı. Erdoğan, coğrafyanın bir yanı lüks ve şatafat içinde yaşarken diğer tarafında açlık, kıtlık ve fakirliğin hüküm sürdüğünü vurgulayarak, “Küresel sabit sermaye yatırımları 20 trilyon doların üzerine çıkmışken, İİT üye ülkelerinin toplam sabit sermaye yatırımları 1,5 trilyon dolar civarındadır. Bu rakamlara baktığımızda ortada çok büyük bir dengesizliğin, çarpıklığın olduğu gayet açıktır, diyor.

Cumhurbaşkanımızın bu konuşması ve bu hassasiyeti gerçekten çok önemlidir. Mazlum Müslümanların dertlerini sıkıntılarını paylaşarak bu hastalığa merhem olmaya çalışmıştır.

Fakat bu sözlere kulak veren dikkate alan maalesef olmadı. 350 milyon mağdur Müslüman açlıkla, susuzlukla yaşamaya devam etmek zorundalar.

Batıda buna benzer bir konu olsa, sivil toplum örgütleri, müzik grupları ve diğer aktivistler geniş çaplı programlar yaparak yardımda bulunmaya çalışırlar. Böyle bir durumda kendilerini haklı çıkarmak yerine manevi duygulardan yoksun da olsa yardım da bulunurlar.

Peki, biz bu duyarsız halimizle neyi temsil ediyoruz.

Kendi kardeşine yardım etmeyen bir Müslüman, İslam’ın evrensel bir din olduğunu, evrensel konularda çözüm olacağına dair, dünyayı nasıl ikna edebilir.

Başka dinden birine nasıl İslam’ın barış ve kardeşliği öne çıkardığını anlatabilir.

İnsanlar İslam’a özenirler mi?

Özenmezler değil mi?

Bu sorulara bir cevap bulamıyoruz.

Cevabı olan varsa lütfen bize de anlatsın.