Haydan geldik huya gideriz.
İnsan doğumu ile ölümü arasındaki kısacık sahneden kendisine biçilen rolü oynar ve çekip gider.
Kimi arkasından alkışlanır, kimi ise yuhalanır.
Bu kısacık ömürde insanın tercihleri ve seçimleri insanın ahiretine birinci dereceden etki yapar.
Mutlu olmak ve mutlu olmaya çalışmak ise göreceli ve bazen de ütopik bir duygudur.
Ömrünü dünyayı kovalamak ile harcayan insana nasıl ki bir avuç kara toprak düşüyorsa mutluluğu kovalamak da öyle bir şeydir.
Mutluluğu; olmazsa olmaz ve belli kriterlere dayalı bir duygu olarak tanımlayıp kovalayanlar çoğu zaman mutluluğu yakalayamadan ömrünü heba eder.

Öylelerine sormak lazım. Ne zaman mutlu olursun?
Bir eş bulup yuva kurunca mı, evimizi eşyalarla doldurunca mı?
Bir iş bulup çalışınca mı, yüksek bir maaş alınca mı?
İlk çocuğumuz olunca mı, yoksa ona kardeş yapınca mı?
Çocuğumuz emzikten kurtulunca mı, konuşmaya başlayıp bezi bırakınca mı? Anaokuluna gidince mi, ilkokula gidip okuma öğrenince mi?
Ortaokul yılları gelince mi, lisede iyi bir yer tutturunca mı?
Üniversiteyi kazanınca mı, okulu bitirip bir iş bulunca mı?
Çocuklar büyüyüp yuvadan uçunca mı, torun torbaya karışınca mı?
İş güç bitip emekli olunca mı, kefen parasını kenara koyunca mı?
"O olsun mutlu olacağım."
"O zaman gelsin işte ancak öyle rahat edeceğim." diye diye ötelediğimiz
"hayat" hızla akıp gidiyor.
Ya farkına varıp elimizdekilerle mutlu olacağız ya da mutlu olamadan ebediyete doğru yol alacağız.
Karar bizim.

Mutlu olmak için gerçekten de bunların hiçbirisine ihtiyacınız yoktur.
Mutlu olmak, huzurlu olmanın sonucudur.
Huzurlu olursanız bunların hiçbiri olmadan da mutlu olabilirsiniz.
Ama eğer huzurlu değilseniz, bunların hepsi gerçekleşse de mutlu olamazsınız.
Son olarak belki bize gururla şu sözü söylemek düşer.
"Huzur islamda"dır.
Yani müslüman olan huzurludur ve aynı zamanda mutludur.
Huzurlu ve mutlu günler dileğiyle.

Selam ve dua ile.