<p> </p><p>Gelin hep beraber resme iyi bakalım. Hiç bir ayrıntıyı es geçmeden, her yeri derin derin inceleyerek seyehate çıkalım beraber. Çünkü şeytan ve rahmet ayrıntıda gizlidir.</p><p>Geldiğim yerde, gözüme en çok çarpan, asrın sümüğü; yani ki en ruhsuz maddesi olan “beton” var.</p><p>Her yer ve her şey, beton burada.</p><p>Girdiğim mekana adım attığım andan itibaren bu zulüm başlıyor. Yeryüzünde beton imparatorluğunun en zirve yaptığı yerlerin başında geliyor burası. Yürüyorum ve evet, hâla her yer beton.</p><p>Sınıfa geçiyorum yavaş yavaş. Değişen bir şey yok. Dört tarafım betonlarla çevrili. Burada benim bir çocuk olarak seveceğim, hoşuma gidecek ne var Allah aşkına! Burada benim için yapılmış, benim için ortaya konulmuş ne var? Park, küçük kediler, güzel cümleler, şiirler vs. İşin aslı, burada bana ait olan hiçbir şey yok ve ben burada ne arıyorum bilmiyorum?</p><p>Karşımda her şeyi bildiğini zanneden, “Burada benim hükmümden başka hüküm geçmez!” diye bağıran birisi: öğretmen!</p><p>Sanki hiç çocuk olmamış, bu sıralarda oturmamış, küçükken arkadaşının saçını çekmemiş, ona buna silgi atmamış birisi bu öğretmen. Sanki bir anneden doğmamış da, doğrudan doğruya yeryüzüne bir öğretmen olarak gelmiş.</p><p>Sınıf diyordum. Buranın adı gerçekten sınıf. Burada hayat “sınıflamak” üzerine kurulmuş. Dersleri iyi olan, iyi ezber yapan, sessiz sedasız oturan herkes burada iyi bir sınıfı hak ediyor!</p><p>Mesela ben çalışkan değilim. Hele şu matematik dersleri yok mu hiçbir şey anlamıyorum. Fen bilgisini zaten söyleyemem. Demem o ki derslerim berbat! Ama biliyor musunuz ben çok güzel resim yaparım. Resim derslerinde, kendimden geçip başka alemlere akıyorum desem, yalan olmaz. Çok da önemli değilmiş bu. Babam öyle söyledi. Adam olmam lazımmış! Eğer çalışmazsam, başarılı olmazsam, rakipleri geçmezsem adam olamazmışım. Ben resim çizmek istiyorum aslında ama olmazsa da belediyede çöpçü olmak istiyorum. Ama büyük bir sorun var ortada. Çöpçü olsam da adam olamazmışım. Babam öyle demişti! Sâhi, çöpçüler adam değil mi? Şoförler, esnâf, dönerciler, pastane çalıştıranlar adam değil mi?</p><p>Okul diyordum! Burada benim için yapılan hiçbir şey yok, demiştim. Gerçekten öyle. Sıkıcı dersler. Sabahtan akşama kadar heba ettiğim saatler. Çözdüğümüz testler. Gerçekten bunlardan hangisi benim kalbim için iyi olabilir ki? Ben aklımı ve kalbimi rahatlatacak şeyler istiyorum. Okulumun bahçesinin olmasını, mümkünse hiç beton görmemeyi, sabahtan akşama kadar resim çizmeyi istiyorum.</p><p>Hâla okuldayım. Öğretmenlerimizin birisi geliyor, diğeri gidiyor. Ne kadar çok ders var şu yeryüzünde. Lakin ben neden ders alamıyorum hiçbir şeyden? Burada bana merhem olacak şeyler neden yok? Biraz önce en sevdiğim derse girdim. Resim dersine. Ağaç yapmıştım rengarenk. Öğretmenim geldi, “Rengarenk ağaç mı olur aptal, ağaçlar yeşildir.” dedi ve sildim ağacımı. Artık sadece yeşil ağaçlar yapıyorum. Herkes yeşil ağaç yapıyor burada. Ben renkli ağaçları çok severdim ama artık yapmıyorum. Aslında ağaçlar yeşildir. Bunu anladım artık.</p><p>Okul bana çok şey öğretti: Ağaçlar yeşildir. Her yer betondur. Herkes aynı olmak zorundadır. Kimse farklı bir şey düşünmemelidir. Farklı düşünmek insanın başına beladır. Körler ülkesinde gören olursam, benim de gözlerimi oyarlar, bunu anladım okulda!</p><p>Şimdi okuldan çıktım, eve doğru gidiyorum. Yarın yine okula gelmek zorundayım ama aslında gelmek istemiyorum. Ben oraya, orası bana ait değil ki!</p><p>Gerçekten bir soru yapıştı aklıma: “Ben okula neden gideyim ki?”</p>