"Geçmişini bilmeyenin geleceği olmaz" demiş atalarımız.

Ne de güzel demiş. Zira Türkiye' nin yarı manda bir ülke olmaktan kurtularak bugünlere nasıl geldiğini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Bunu tam anlamadan ülkemizin geleceğini basit ve yüzeysel yorumlar üzerinden analiz edersek bir geleceğimiz bile olmayabilir.

Ülkemiz 24 Haziran' da seçimlere girecek. Tabi her seçim öncesi duymaya alıştığımız "bu seçimler milat olacak" açıklamaları yapılıyor yine.

El hak doğrudur!

Peki bu seçim neden bu kadar kritik bir seçimdir? Bu sorunun cevabını aramak için sizi yakın tarihli bir gezintiye çıkarmak isterim.

Yıl 2007:

 Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Cumhurbaşkanı adayımız, kardeşim Abdullah Güldür" açıklamasını yapar.

Ancak eşi başörtülü olan bir cumhurbaşkanı adayını asla hazmedemeyenler düğmeye basar.

Basınıyla, hukukçusuyla, ordusuyla, muhalefetiyle, para babalarıyla hatta dönemin cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile büyük bir operasyona başlanır.

Önce 367 krizi dediğimiz salt çoğunluk safsatası, ardından ana muhalefetin arayıp da bulamadığı Anayasa Mahkemesi kartı, 14 Nisan ile başlayan ve dozu artırılarak devam eden Cumhuriyet mitingleri, Hrand Dink cinayetinin ısıtılıp ısıtılıp gündeme getirilmesi ve nihayet E-muhtıra bildirisi.

Buna rağmen yine de Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçilince AK Parti'ye açılan kapatma davası.

2011' de şike davasıyla büyük taraftar kitlesi olan bir takım üzerinden yeni bir oyun oynanmak istenmesi.

Çok geçmeden 7 Şubat 2012' de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın tutuklanması için güvenlik güçleri karşı karşıya getirilmesi.

Bu arada başbakan şüpheli bir virüs yüzünden sağlık sorunları ile uğraşmaktadır. Ameliyat masasındayken ülkeye ameliyat yapılacağından sözedilmektedir.

Milletin duasıyla yıkılmayan başbakanı 27 Mayıs 2013' te "mesele ağaç değil, sen hala anlamadın mı? " sorusunda cevap bulan Gezi olaylarıyla devirmeye çalışırlar. Ölç

Bir türlü dikiş tutturulamayan ve her an bomba gibi patlamaya hazır, adrenali yüksek bir çözüm süreci.

25 Kasım 2013' de dershanelerin kapatılacağı blöfü ile 17/25 Aralık' ta yapılan hukuk darbesi.

Temmuz 2014' de Recep Tayyip Erdoğan'ın cumhurbaşkanlığına aday olması ve yan yana gelmezleri bir araya getiren çatı aday Ekmeleddinİhsanoğlu.

6-7 Ekim 2014' te sahaya sürülen ve "her yer Kobani' dir, herkes sokağa" sloganıyla Türkiye'nin ateşe verilmesi.

20 Temmuz 2015' te Suruç' ta meydana gelen büyük patlama ve ardı arkası kesilmeyen patlamalar.

İnsanları kah stadyumda, kah garlarda, kah düğünlerde, kah çarşılarda bulan ölümler. Toplu alanlara çıkamayacak duruma getirilmeye çalışılan bir toplum.

Bütün bu süreçte kaset kumpasları, milletvekili transferleri, büyük kitlesel olayları, tüm dünyaya canlı yayında seyrettirilen sokak çatışmaları, muhalefet partilerini ve partinin başındakilerini dizayn etme çabaları, yeni kurulan parti projeleri, ekonomik operasyonlar, dolar oyunları...

Ve en nihayetinde operasyon, darbe ve işgallerin en büyüğü olan 15 Temmuz.

Allah'a şükürler olsun ki; ülkemiz için ölüm kalım savaşı olan bu ihanet kalkışması ölümden korkmayan bir lider ve bu kahraman millet hesaplanmadığı için başarısızlığa uğrar.

Bunların hepsi, milli ve yerli olmaya çalışan, özüne dönmek isteyen bir Türkiye' ye karşı bütün dünyanın bir araya gelerek ortaya koyduğu savaşlardır.

Şimdi artık tünelin ucu görünüyor hamdolsun.

Öyleyse 24 Haziran' da yapacağımız tercihle ülkemizi gerisin geri, karanlık dehlizlere, belirsiz maceralara götürmeye hakkımız yoktur düşünüyorum.

Oy verirken bu yazıyı ve daha nice olayları tekrar hatırlayarak oy verin.

Selam ve dua ile.